Yazılar

Sterlin milyonerlerimize çağrı

Kıbrıs Türk toplumunun simalarıyla Kıbrıslı Rum araştırmacılar neredeyse bizden daha fazla ilgileniyor. Kaynakları var, araştırıyor ve iki toplumlu yayınlar hazırlıyorlar.

Hayat ortalarındayken hızla akmaya başlıyor. Uyanıyorsunuz yine güzel bir sabaha, günün ilk ışıklarının kahveyle ödüllendirdiği o miskin huzur, yerini saatleri yakalayamadığınız bir koşuşturmaya bırakıyor. Akşama pelte gibisiniz, başınızı koyacağınız yatağa bir an önce atıyorsunuz bedeninizi. Yaşam güzelliğine doymadan her an bitebilir biliyorsunuz bilmesine de sistemin esaretinde sersemleşmiş insan varoluşu, sürekli koşabileceğine batıl bir inançla zincirlenmiş bir kere. Daha iyisi için daha fazla çalışmak, daha fazlası için yıpranmak ve tabii ki yıpratmak gerektiğini beynimize çocukken kazıdıklarından belki de, vahşiliğimizi modernitenin süslü ve zarif kelimeleriyle kapatabildiğimizi sanıyoruz. İnsanın bilinen ilk haliyle son sürümü arasındaki fark sadece görünürdedir. 

Kıbrıs’ta yaşamın vahşetinin ölümün sessizliğini bile bastırması çok sıradandır. Önceki gün Kıbrıslı Türk müzisyen İlker Kaptanoğlu yaşamını yitirdi. Çok yetenekli bir sanatçıydı. İki toplumlu kısa filmim Nar Yarası’nın müziklerini yapmıştı. Yaş 75, yolun sonu, üç satırlık bir haberle mi verilmeliydi? Neredeyse bütün online haberlerde aynı cümleler kurulmuştu Kaptanoğlu’nıun arkasından… Üzüldüm. Önce Kıbrıs Türk portrelerini eşsiz fotoğraflarıyla yaşatan Yıltan Taşçı ile, sonra sevgili Ahmet An’la görüştüm. Oğlu Uğur Kaptanoğlu’nu birkaç kez aradım. Muhtemelen taziye telefonlarından, acısı içinde boğulmuştu; kapalıydı cep telefonu. Ben de 10 satırlık bir haber yapabildim sadece. Bu yazıyı yayınlamadan önce son bir umut, sevgili Uğur Kaptanoğlu'nu tekrar aradım ve bu sefer kendisiyle konuşabildim. Uğur,  Youtube'da İlker Kaptanoğlu'na dair kısa bir belgesel olduğunu söylemez mi?  Yazının sonunda, Kıbrıs Rum devlet televizyonu, RİK'te daha önce yayınlanmış, Türkçe/Rumca, 'Biz' programı adına Yeliz Şükrü'nün yaptığı İlker Kaptanoğlu kısa belgeselini izleyebilirsiniz.

Değerli araştırmacı Dr. Ahmet An’la telefonda konuşurken yanınızda kalem kağıt olmalıdır. Hızla konuşurken öyle bilgiler paylaşır ki sizinle, kaleminiz aktardıklarına çoğu kez yetişemez. Bilinen ya da artık unutulmuş pek çok Kıbrıslı Türkün kişisel tarihini ve mesleki birikimini Ahmet Cavit An’ın kitaplarından okuyabiliriz sadece. Yaşadığı dönemde tanışma, sohbet etme ve röportaj yapma fırsatını bulduğum Türkolog, araştırmacı-yazar Harid Fedai’yi andık bir kez daha. Ne kıymetli ve ne beyefendi insandı gerçekten…

İlker Kaptanoğlu’nun yaşama vedasını bir an önce yayınlansın, hemen tıkları kapsın telaşıyla 3 satırla geçiştiren basınımız mıdır yalnızca eleştiriye muhtaç olan? Ya okuyucularımız? Kaçımız biri öldüğünde ‘Neden ölmüş ki?’, ‘Covid mi gene?’, ‘Kalp, şeker yoksa kanser miydi?’ sorularından ötesini merak ediyoruz sizce?

İlgisizliğimiz ve kendimize olan saygısızlığımız derinlere işlemiş; bu iki unsur yüzyıllardır var olan bir toplumun geleceğe taşınamamasında en büyük etkenler olarak anılacaktır ileride. ‘Kıbrıslı Türkler nasıl bir toplumdu?’, ‘Haklarında bilinenler çok az’ diyecek geleceğin sosyologları ve tarihçileri. Tarihini, insanlarını yazıya aktaramayan bir topluma nasıl bir tarih ve toplumsallaşma biçerlerse o olarak tanıyacak gelecektekiler bizleri. Tarih çivi yazısını buldukları için Sümer’de başlar. Bizimki de yazamadığımız için bitecek.

İlker Kaptanoğlu’nun hayatını yazmazsak bu toplumun nasıl sanatçıları olduğunu kim bilecek? İnsanlar aramızdan sessizce tek tek ayrılıyor. Geçmişin daha kitaplara konu olmamış birçok ismi şimdiden unutuldu bile. Hiç yaşamamışlar sanki… Araştırmacılara fon yok ki hayatları kitaplarda izini bıraksın…

Bunca sterlin milyonerinin olduğu bir ülkedeyiz, her türlü kara paranın aklanmasına hizmet eden sektörlerimizle, durmadan ve doymadan daha fazlasına sürekli aç iş insanlarımızla para hep yatacak bir yerlere gidiyor; bir türlü toplumsal araştırmalara, sosyologlara ve tarihçilere kaynak olarak geri dönmüyor. Vakıf mı kurulur, bir özel üniversite bir birim mi açar orasını bilemem, araştırmacılara toplumun değerlerini kayıt altına almaları için, tarihi oluşturan insanların geleceğe kalmalarını sağlayabilmek için bir yapının kurulması, yapılmış ve yapılacak çalışmaların bağımsızlıklarını koruyarak basılmasına olanak yaratılmalıdır. 

Bizim partizan devletimizin ve birimlerinin yapacağı ve başaracağı işler değil ki bunlar… Resmi gazete basmayı tek işi olarak belleyen bir devlet basım evimiz var. Kıbrıs Türk tarihi, Kıbrıs Türk toplumu ile falan ilgilenmiyor. Sonra Türkiye’den Türk Tarih Kurumu yetkilileri adaya gelip “Kıbrıs Türk Tarihi ve Öğretimi’ adı altında bir panel düzenliyor. Kurum yetkilileri burada yetişecek nesillerin Kıbrıs tarihini öğrenmeleri için ellerinden gelen desteği vereceklerini söylüyor. Tarihini yazmayan bir toplumun tarihini nereden bileceksiniz ki gelecek nesillerin tarihi öğrenmelerinden bahsediyorsunuz? Pek tabii biz yazmazsak, bizim için sayısız farklı tarih yazabilir başkaları… Son dönemde tarih anlatıcılığına ve çokkültürlü sosyolojik araştırmalara dünyadaki neredeyse tüm sağ, popülist hükümetler ‘Amerikan akademisinden ithal’ olarak yaklaşıyor, sadece Türkiye’de olmuyor bu, Fransız hükümeti de akademik araştırmalara ‘soruşturma’ açıyor.  

Evet, meşhur sterlin milyonerleri biraz insafa gelin artık, ne toplumsal tarih ne siyasal tarih kaldı. Bu gidişle, Kıbrıs Türk tarihi gazete kupürlerine yansıyan haberlerden, Kıbrıs Rum mallarına el koyuşun, kaçakçılığın ve kara paranın tarihi olarak yazılacak. Bir parantez açıp, Rumların hakkını yemememiz gerektiğini belirtmem gerekir: Kıbrıs Türk toplumunun simalarıyla Kıbrıslı Rum araştırmacılar neredeyse bizden daha fazla ilgileniyor. Kaynakları var, araştırıyor ve iki toplumlu yayınlar hazırlıyorlar.

Nerede kalmıştık? İlker Kaptanoğlu değerli bir müzisyendi. Birçok orkestrada keman, klarnet ve saksafon çaldı. Covid’den hayatını kaybetti. 3 satırın ortasında koskoca sanatla dolu bir hayat vardı, çok azımızın bildiği… O hayatı yazan olmazsa toplumsal tarihimiz de şu kadar kısa olacak: Kıbrıslı Türkler Ada’da yaşayan bir topluluktu. Kıbrıslı Rumlarla anlaşamadılar. Zamanla sayıları azaldı. Kıbrıs’tan göç ettiler ve tarihten silindiler.

(Araştırmacılara bilgi olarak, Nar Yarası’nın posterini ekliyorum. Filmin orijinal olarak yapılmış müziği de arşivimdedir.)

:

Yorumlar

  1. Kani Kanol
    Biz yıllarca gönüllü olarak çalıştık, ürettik hem de önümüze konan tüm engellere rağmen belki de bugün ülkenin en gelişmiş sivil toplum örgütlerinden biri haline getirdik örgütümüzü. Ancak toplumda gönüllülük bitti. Toplumsal çalışmalara saygı, destek ve katkı da sona erdi neredeyse. Her yolu denemeye devam ediyoruz ancak ne yazık ki artık her şey paraya endekslendi. Örgütsel ve toplumsal değil, bireysellik özellikle yeni kuşaklar için tek ölçü halinde. Maalesef HASDER olarak biz de yaşarken değerini bilip, arşivimiz için bir söyleşi yapamadık sevgili İlker Kaptanoğlu ile. Görüyorum ki hala daha sen de vazgeçmemişsin, hala daha kaygılanıyor dert ediniyorsun. Kolay gelsin.

Yorumunuz