Röportajlar

CTP Girne Milletvekili Fikri Toros Tedarik Konusunda Uyardı : 'Tedarik zinciri komisyonu oluşturulmalı'

Can Sarvan

CTP Girne milletvekili Fikri Toros'a en çok yakışan kelimeleri sıralasak; 'beyefendi', 'duyarlı' ve 'inatçı', ilk üç sözcük olurdu. 

Siyasette daha iyi pozisyonlara yükselebilecek deneyime ve bilgi birikimine sahip bir milletvekili... Aynı zamanda kültürel ve sanatsal donanımı ile evrensel değerleri kucaklayan bir sima... Tüm bu özellikleriyle Fikri Toros, Kuzey Kıbrıs'ı uluslararası arenada hakkıyla temsil edebilecek bir siyasetçi profili sergiliyor.

Fikri Toros ile Corona salgını şartlarında uzaktan mail yoluyla yaptığımız röportajımız sizlerle...

Bankaların 3 ay ertlemelerde faizleri dondurmaması eleştirildi. Herkes zarardayken bankaların kârlılıklarını korumaya çalışması tepki çekiyor. Muhalefetten bu konuda bir girişim başlatması beklenmeli mi?      

Korona virüsünün yayılma riskini asgariye indirmek için, birçok diğer ülkede olduğu gibi, Kuzey Kıbrıs’ta da işletmeler ve devlet daireleri 14 Mart 2020 tarihinde kapatıldı. Sadece marketler, eczaneler, bankalar, fırınlar ve yakıt istasyonlarının sınırlı saatlerde faal olduğu bu dönemde, özel sektör işletmeleri ve kamu gelirlerinde büyük oranda bir kayıp olduğu aşikârdır. Bu da haliyle, çeklerin vade tarihlerinde ödenmelerini, ayrıca kredi kartı, banka borçları ve kredi taksitlerinin gününde ödenmelerini zorlaştırmıştır. Ana muhalefet konumunda bulunan Cumhuriyetçi Türk Partisi olarak iki komite kurduk; Sağlık ve Ekonomi-Maliye. Bu komiteler kendi alanlarında uzman teknik ve siyasi kapasitelere sahiptirler. Ekonomi-Maliye Komitemiz, virüs krizininin etkilerine ilişkin kapsamlı politika önerilerini hazırlayarak 22 Mart 2020 günü önce hükümete, hemen sonra da kamuoyunun bilgisine sundu. Bu paket çerçevesinde, Merkez Bankası, iç borçlanma ve dış kaynaklı destekle Bankalara ek bir likidite sağlanmasını, böylelikle bankaların da finansal istikrarı ve nakit akışı bozulan müşterilerine gerekli kolaylıkları sağlamalarını önerdik. Ayrıca, bankaların kârlarından fedakârlık yaparak faiz indirimi, borç ve taksit ötelemeleri ve işlem-vergi masraflarını askıya almaları yönünde çağrı yaptık. Bankalarımızın bu çağrılarımızı dikkate almakta olduğunu, ve kârlarından fedakârlık yaparak müşteri beklentilerine cevap vermeye başladıklarını  memnuniyetle gözlemlemekteyiz.         

Yaşanmakta olan krizde faizlerin dondurulması ve tefeciliğin yasaklanması konusunda hükümetin adım atmamasının nedenleri nelerdir? Muhalefetin bu konuda görevini yaptığını düşünüyor musunuz?   

Ekonomik aktivitenin durağan hale gelmesi ve genelde bundan doğan gelir kayıplarının kompanse edilmesi, devletin finans sektörüne “taze kan” niteliğinde kaynak enjekte etmesiyle mümkün olabilir. Mevcut koşullarda, böyle bir yerel imkân olmadığı için, bunun sadece dış kaynak teminiyle mümkün olabileceğine inanmaktayım. Diğer ülkelere baktığımızda, GSYİH’dan bu maksat için ayrılan bütçelerin yanı sıra, dış kaynaklı katkıların önemini de görmekteyiz. Örneğin, Avrupa Birliği’nin üyelerine ayırdığı 37 milyar Euro’luk yapısal ve yatırım fonu gibi. Hükümet, dış kaynak desteği temin edebilecek vizyon, kapasite ve iradeye sahip olmadığı için, böyle bir adım atamaz durumdadır. 

Türkiye’nin küresel salgından para basarak daha az etkileneceği öngörülüyor. KKTC’de ise Türkiye para bassın, bastığından bize de göndersin gibi bir anlayış var. Basılan her para TL’nin değerini düşürecek ve enflasyonu artıracak. Siz Türkiye’den nakit gönderilmesini bekliyor musunuz?  

Bu krizden en çok etkilenecek ülkeler arasında Türkiye’nin de olacağı kesindir. Bu gerçek göz önünde bulundurulduğu zaman, Türkiye’nin önceliği kendi ihtiyaçlarına odaklanmak olacaktır. Böyle değerlendirmekle beraber, imkânları çerçevesinde Kuzey Kıbrıs’a da gerek sağlık malzemeleri, gerekse finansal destek sağlayacağına inanmaktayım. Türk Lirası kullanan, ama para politikalarında etkisi olmayan bir ülke olarak, TL’nin değerini düşürecek bir hamle elbette çarpan etkisiyle ülkemizdeki hayat pahalılığını yükseltecek ve bu krizin etkilerini artıracaktır.

Hükümet özel sektöre 750 milyon tutarında bir kaynak aktaracağını açıkladı ancak kaynağın ne nereden sağlanacağı biliniyor ne de nasıl kullanılacağı… Türkiye’den böyle bir kaynak temin edilebileceğine inanıyor musunuz? 

Virüsün yayılmasına karşı alınan tedbirlerin ne kadar süreceği ve ondan kaynaklanacak olan sosyal ve ekonomik zararların boyutu belirsizliğini korurken, bu hacimde bir kaynağın temin edilebileceği olasılığını düşük görüyorum.

Bazı otel sahiplerinin Evkaf’ın veya devletin yönetiminde olan ve otellere kiralanan arsaların otel işletmelerine satılması yoluyla sıcak para elde edilebileceği ve krizin aşılabileceği önerileri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu mealde öneriler, Evkaf’ın kontrolünde olan arsaların Rum malı olduğunu görmezden gelmiyor mu?    

Bahse konu arazilerin turizm yatırımı maksatlı SADECE kiralanabileceğini düzenleyen bir yasa vardır. Buna aykırı bir politika, ilgili yasanın ihlali anlamına geleceğinden hukuki olarak mümkün değildir. Böyle bir uygulama ancak yasal değişiklikle mümkün olabilir. Bu araziler devlete aittir. Yasal sahipleri, kapsamlı siyasi çözüm öncesinde Taşınmaz Mal Komisyonu’na tazminat talebinde bulunabilir, devlet de belirlenecek tazminatı ödeyerek yasal tapuları üzerine alabilir ve daha sonra yatırımcıya satabilir.

KKTC’de kara para olgusunun salgın sürecinde artacağı öngörülerine katılıyor musunuz? 

Kara para aklanmasını önlemek için yürütülen küresel mücadele kapsamında, Kuzey Kıbrıs’ta da uluslararası direktiflerle uyumlu yasa vardır ve yürürlüktedir. Bu kaynağa dayalı birkaç sektörün olduğu düşünülse de, salgın sürecinde bu sektörlerdeki faaliyetlerin durdurulduğu da hatırlanmalıdır. Dolayısıyla, bu süreçte kara para olgusunun artacağı öngörülerine katılmıyorum.  

 

►'Hiç gecikmeden Ekonomi Bakanlığı öncülüğünde Ulaştırma, Maliye, Tarım ve Sağlık Bakanlıklarının temsiliyeti ve KTTO, KTSO, KTEZO, Bankalar Birliği, Marketçiler Birliği, Nakliye Birlikleri gibi ilgili tüm paydaşların katılımıyla tedarik zinciri komisyonunun ivedilikle oluşturulması gerekmektedir. Düzenli değerlendirmeler yapacak bu komisyon özellikle gıda, ilaç ve temizlik malzemeleri üretim ve arzında devamlılık; ürün stoklarının yeterli seviyelerde devam edebilmesi; tüketicilere ihtiyaçlarını uygun fiyatlarda ve zamanında sağlanması konuları üzerinde durmalıdır.'

 

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın önerilerini ve yardım sağlanması için yaptığı uluslararası girişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Salgın sürecinin başında Sayın Cumhurbaşkanı OHAL ilan edilmesini önermişti. Korona virüsünün yayılma riskini asgariye indirmek için alınan Bakanlar Kurulu kararlarının şu an itibarıyla yeterli olduğunu ve OHAL’e gerek olmadığını değerlendirmekteyim. Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanı ve hükümetin birlikte yer alacağı bir merkezi kriz yönetimi olmasının da yararlı olabileceğine inanmaktayım. Dış kaynaklı destek temin edilmesi için Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı girişimleri yerinde buluyor ve takdirle karşılıyorum. Bu girişimlerin en kısa zamanda olumlu sonuç vermesini temenni ederim.

Ekonomik Örgütler Platformu’ndan Kıbrıs Türk Esnaf ve Zanaatkarlar Odası’nın ayrılmasını siyasal nedenlere mi bağlıyorsunuz?  

Üretim ekonomisine dayalı ve yasası olan KTEZO’nın son zamanlarda EÖP’ten uzaklaştırılmakta olduğunu üzülerek gözlemlemekteyim. Binlerce üyesi ile ekonomide yadsınamaz bir öneme sahip olan KTEZO’nın yer almadığı bir EÖP’nun amaçladığı temsiliyetin her zaman eksik olacağını değerlendirmekteyim. Bu nedenle, krizin ekonomik etkilerine karşı istişarelerde bulunmak için hükümet EÖP’e davette bulunurken, KTEZO’nun dışlanmış olmasına göz yummuş olması kabul edilebilir değildir. Bu davranışın temelinde siyasal nedenlerin ve menfaat çakışması algısının yatmakta olduğu aşikârdır. Daha fazla gecikmeden hükümeti bu hatalı tutumundan vazgeçmeye ve iş dünyasını temsil eden örgütler arasında ayrım yapmamaya davet ediyorum.    

KTTO Eski Başkanı olarak Kıbrıs Türk Ticaret Odası’nın salgın sürecine yönelik önerilerini yeterli buluyor musunuz?  

İş dünyasının öncü temsilcilerinden birisi olan KTTO, sosyo-ekonomik politikaların oluşumuna yaptığı kıymetli katkılarıyla bilinen köklü Oda’larımızdan biridir. Bu kurumun iki dönem başkanlığını yapmış olmaktan büyük bir onur duymaktayım. Bu krizin ekonomik etkilerini hafifletmeye yönelik yapılan öneriler yerindedir. Bu tür krizlerin yönetiminde önceliğin, alım gücü ve talebin korunmasıyla ekonomik aktivitenin devamının sağlanması olması gerektiğine inanmaktayım. Hükümet kararları, sabit gelirli kesimin maaşlarında ve belediyelere ayrılan katkılarda kesintiye dayalı olduğundan, ve ekonomiye herhangi bir enjeksiyon içermediğinden dolayı, KTTO ve diğer örgütlerin yapmış olduğu önerilerin katkıları sınırlı kalmaya mahkûmdur.   

İçinden geçtiğimiz süreç kendi kendine yeten bir üretim modeline geçmemiz gerektiğini bir kez daha gösterdi. Mal tedarikinde sorunlar yaşanmaya başlandı. Yerli üretimin her alanda geliştirilmesi için teşviklerin yerli tarım, yerli sanayi, yerli teknoloji ve yerli hizmetlere kaydırılmasının zorunlu olduğunu biliyoruz ancak bugüne dek geniş çaplı bir planlama ve uygulama yapılamadı. Türkiye ile kaynak sağlanması için yapılan temaslarda siyasilerin istenilen sonuçları alamadığı görülüyor. Hükümetlerin bu yönde ciddi adım atması toplumsal talebe mi Türkiye ile pazarlık gücüne mi bağlıdır?         

Korona virüsün etkilerine karşı mücadele sırasında Türkiye ile koordinasyon, sahip olunan kaynak ve imkânların optimal düzeyde kullanılmasıyla eş öneme sahiptir. Bu bağlamda tedarik (arz) zincirinin sürdürülebilir olması temel mal ve hizmetlerin sunumunda aksamaların yaşanmaması, halkın mağdur olmaması açısından elzemdir. Bunun için alınacak tedbirlerin ve geliştirilecek politikaların, bireylerin gıda, ilaç, temizlik ve giysi malzemeleri gibi temel ihtiyaçlarını sağlayacak tedarik (arz) zincirini sekteye uğratmaması yönünde olması önemli olacaktır. Bunun için hiç gecikmeden Ekonomi Bakanlığı öncülüğünde Ulaştırma, Maliye, Tarım ve Sağlık Bakanlıklarının temsiliyeti ve KTTO, KTSO, KTEZO, Bankalar Birliği, Marketçiler Birliği, Nakliye Birlikleri gibi ilgili tüm paydaşların katılımıyla tedarik zinciri komisyonunun ivedilikle oluşturulması gerekmektedir. Düzenli değerlendirmeler yapacak bu komisyon özellikle gıda, ilaç ve temizlik malzemeleri üretim ve arzında devamlılık; ürün stoklarının yeterli seviyelerde devam edebilmesi; tüketicilere ihtiyaçlarını uygun fiyatlarda ve zamanında sağlanması konuları üzerinde durmalıdır. Tedarik zinciri halkaları hammadde, tedarikçi, imalatçı, dağıtıcılar, perakendeciler ve nihayetinde tüketicilerden oluşmaktadır. Gelinen aşamada bir taraftan tedarik zinciri halkalarının kopmaması diğer taraftan da alınacak sağlık ve sosyo-ekonomik tedbirlerle tedarik zincirinin korunması gerekli olacaktır. Tipik bir ada ekonomisi karakterinde olmamız ve ekonomimizde üretim imkânlarının sınırlı olması, bu olağanüstü şartlarda tedarik zincirinin işlevliğini zorlaştırmaktadır.

Salgın sürecinde faturalarda ve tahsilatta e-fatura ve e-ödemeye geçişin ne kadar önemli bir fonksiyonu olabileceği ortaya çıktı. Fatura teslimatında ve tahsilatlarda çok ciddi sıkıntılar yaşanıyor. E-devletin tam teşekküllü çalıştırılabilmesi ve online fatura ve online ödemeye geçiş ne zaman gerçekleşir? Ya da yaşanan bu süreç E-devleti hızlandırır mı?

E-devlet'in online faturalama ve ödemeleri de kapsayacak şekilde tam teşekküllü olarak uygulamaya geçmesi uzun süreden bu yana süregelen bir beklentimdir. Gelinen aşamada, bu çağdaş uygulamanın potansiyelin oldukça gerisinde olduğunu ifade etmek durumundayım. Etkin denetimin, kayıtdışılığa karşı mücadelenin ve çağdaş teknolojiye dayalı bir mekanizma için zaruri olan e-devlet uygulamasının, hükümetin ve tüm işletmelerin öncelikleri arasında yer alması gerektiğine inanıyorum. Faaliyetlerin uzaktan yönetilmesini gerektiren bu süreçte, E-devlet'in ne kadar gerekli olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sürecin, bahse konu uygulamanın hızlandırılmasına ilham vermesi en büyük dileğimdir.

Türkiye’den kaynak akışında yaşanan sıkıntıların KKTC’de siyaset yapma biçimini ve mevcut siyasetçi profilini değiştireceğini düşünüyor musunuz?  

Türkiye’den kaynak akışına dayalı bir yönetim şeklinin sürdürülebilir olabildiğine hiçbir zaman inanmadım. Bu yüzden, kayıtdışılığa karşı mücadeleye, eş zamanlı olarak da yerel kaynakların artırılmasına ve adalete dayalı etkin harcanmasına her zaman destek oldum. Dış kaynak akışındaki sıkıntılar, kendi ayakları üzerinde durmayı hedefleyen politikalara prim kazandıracaktır. Gerek bu yüzden, gerekse yaşanmakta olan virüs krizinin sosyal ve ekonomik yaşama olacak yansımaları yüzünden, siyasetin yanı sıra, kültür, eğitim ve ekonomi yeniden şekillenecektir. Bu bağlamda, Kıbrıs sorununun kapsamlı bir çözümle giderilmesinin ve Kıbrıs Türk Toplumu’nun Federal Kıbrıs çatısı altında uluslararası topluma entegre olmasının, gerçek anlamda sürdürülebilir bir yapı hedefine ulaşabilmek için şart olduğunu hatırlatmak istiyorum.  

Siyasetteki yoğunluk nedeniyle piyano ile aranıza giren mesafe şu aralar azaldı herhalde…. 

Müzik tutkusu ve piyano, özel ilgi alanlarım olarak, yaşamımda her zaman ayrı bir yere sahip olmuştur. Evde kaldığım bu süreçte, piyano çalışmalarıma arzu ettiğim zamanı ayırabildiğim için mutluyum. Rutin siyasi yoğunluk içerisinde özlem duyduğum tınıları yeniden canlandırmak, benim açımdan bu sürecin tek olumlu sonucu olmuştur. Etkisi altında bulunduğum birçok duygu ve kaygının eser seçimimdeki hakimiyetini de itiraf etmek zorundayım... 

 

: