Robert E. Hall ve Michael Woodford, hanehalkı ile işletmelerin geleceğe yönelik beklentilerinin ekonomik istikrar üzerindeki rolünü açıklayan çalışmalarıyla Nobel Ekonomi Ödülü'nü kazandı. Araştırmaları, merkez bankalarının faiz kararları kadar gelecekteki politikalara ilişkin verdikleri mesajların da ekonomiyi etkilediğini ortaya koydu.
Stanford Üniversitesi Ekonomi Profesörü Robert E. Hall ile Columbia Üniversitesi Ekonomi Profesörü Michael Woodford, 12 milyon İsveç kronu, yaklaşık 1,3 milyon dolar tutarındaki 2026 Nobel Ekonomi Ödülü'nü eşit olarak paylaşacak.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin haberine göre Nobel Komitesi, iki ekonomistin geliştirdiği teorik çerçevenin, 1970'lerde yaşanan enerji krizleri karşısında geleneksel ekonomi politikalarının neden yetersiz kaldığını anlamaya önemli katkı sağladığını belirtti.
Çalışmalar, hükümetlerin ve merkez bankalarının ekonomik krizlere müdahalelerinde kamuoyuyla kurdukları iletişimin ve politikalarına duyulan güvenin önemini de ortaya koydu.
Ekonomik istikrarın anahtarı hanehalkı ve işletmelerin beklentileri
1930'lu yıllarda İngiliz ekonomist John Maynard Keynes tarafından geliştirilen ve ekonomik durgunluk ile aşırı ısınma dönemlerinde devlet müdahalesini öngören politikalar, 1970'lere kadar etkili oldu.
1970'lerde yaşanan enerji krizleri ise bu politikaların ekonomik şoklara karşı yetersiz kalabildiğini gösterdi.
Hall ve Woodford'un araştırmaları, geleneksel ekonomi politikalarının neden başarısız olabildiğini açıklayan yeni bir teorik çerçeve oluşturdu.
Bu yaklaşım, ekonomik kararların sonuçlarını belirleyen temel unsurlardan birinin, hanehalkı ve işletmelerin gelecekte uygulanacak politikalara ilişkin beklentileri olduğunu ortaya koydu.
Woodford, insanların harcama kararlarını verirken gelecekte uygulanması muhtemel politikalar hakkındaki beklentilerinin, ekonomi politikalarının etkisi açısından kritik önem taşıdığını belirtti.
Merkez bankalarının geleceğe yönelik mesajları önem kazandı
Nobel Komitesi, Woodford'un 2003 yılında yayımlanan ‘Interest and Prices: Foundations of a Theory of Monetary Policy’ (Faiz ve Fiyatlar: Para Politikası Teorisinin Temelleri) adlı kitabını, yeni teorik çerçeveyi ortaya koyan temel eser olarak gösterdi.
Hall ve Woodford'un araştırmalarına dayanan bu yaklaşım, merkez bankalarının para politikası araçlarını kullanma biçimini de etkiledi.
Bunun en önemli örneklerinden biri, merkez bankalarının gelecekte faiz oranlarının nasıl değişebileceğine ilişkin kamuoyunu önceden bilgilendirmesini ifade eden forward guidance (ileri yönlendirme) uygulaması oldu.
Bu yöntem, özellikle 2008 küresel finans krizinin ardından yaygınlaştı.
Merkez bankaları, politika faizlerini sıfıra kadar indirdikleri halde ekonomiyi canlandırmak için ek önlemlere ihtiyaç duyuyordu.
Faizlerin uzun süre düşük kalacağı mesajını veren merkez bankaları, hanehalkını ve işletmeleri borçlanmaya, harcamaya ve yatırım yapmaya teşvik etmeyi amaçladı.
Woodford, 2009'dan itibaren faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin daha açık açıklamalar yapılmasının ekonomik istikrarın sağlanmasına katkıda bulunduğunu belirtti.
2020'lerde ileri yönlendirme önemini kaybetti
Ancak 2020'li yıllarda dünya ekonomisinin karşılaştığı koşullar, ileri yönlendirme uygulamasının kullanımını zorlaştırdı.
Küresel ekonomiyi etkileyen arz şokları, merkez bankalarının gelecekteki faiz kararlarına ilişkin öngörülerde bulunmasını güçleştirdi.
ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Kevin Warsh da ileri yönlendirme uygulamasının sürdürülmesini eleştiren isimler arasında yer aldı.
Warsh, önceki Fed başkanlarının piyasa beklentilerini yönlendirmek amacıyla kullandıkları bazı araçlardan uzaklaştı.
Bununla birlikte Hall ve Woodford'un araştırmaları, merkez bankalarının güvenilirliğinin ekonomi politikalarının başarısı açısından taşıdığı önemi koruduğunu gösteriyor.
Enflasyonla mücadelede güvenilirlik belirleyici
İki ekonomistin çalışmaları, Orta Doğu'da savaşın başlamasının ardından enerji fiyatlarında yaşanan yükselişin yanı sıra Covid-19 salgını ve Rusya'nın 2022'de Ukrayna'yı işgalinin yol açtığı ekonomik şoklar açısından da önem taşıyor.
Araştırmalarına göre hanehalkı ve işletmeler, merkez bankalarının enflasyonu kontrol altına almak için faiz oranlarını yeterince artıracağına inanırsa fiyat artışlarını daha da güçlendirecek ekonomik davranışlara yönelme olasılıkları azalıyor.
Bu nedenle merkez bankalarının aldığı kararların yanı sıra, bu kararların kamuoyunda ne ölçüde güven yarattığı da enflasyonla mücadelenin sonucunu etkiliyor.
Nobel Ekonomi Ödülü Komitesi üyesi, Stockholm Üniversitesi Ekonomi Profesörü John Hassler, Hall ve Woodford'un çalışmalarının bugün dünyanın dört bir yanındaki merkez bankaları ve hükümetler tarafından kullanılan ekonomik modellere sağlam bir teorik temel kazandırdığını belirtti.
Hassler, bu çalışmalar sayesinde enerji krizleri veya hanehalkı tüketimindeki ani değişimler gibi ekonomik şoklarla mücadelede daha güçlü araçlara sahip olunduğunu vurguladı.
Woodford ise Nobel Ödülü'nü kazanmasının kendisi için büyük bir sürpriz ve onur olduğunu ifade etti.
Kaynak: WSJ













Yorumunuz