Basın Emekçileri Sendikası (Basın-Sen) Başkanı Ali Kişmir, Ceza Değişiklik ve Bilişim Suçları Değişiklik Yasa Tasarılarının Meclis gündeminde komitede görüşüldüğü bir dönemde Basın-Sen ve toplumsal ifade özgürlüğüne sahip çıkan diğer örgütlerin düzenlediği basın toplantısında sürece ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Kişmir, kamuoyunda oluşan spekülasyonlara ve özellikle gazeteciler arasında dile getirilen haklı endişelere dikkat çekerek, gelinen aşamanın doğru anlaşılması gerektiğini söyledi.
Sürecin yeni olmadığını vurgulayan Kişmir, daha önce de benzer yasa değişikliklerinin gündeme geldiğini hatırlattı. O dönemde Kıbrıs Türk Gazeteciler Birliği ile birlikte güçlü bir mücadele yürütüldüğünü belirten Kişmir, gazetecilerin Meclis önünde toplanarak tepkilerini ortaya koyduğunu ve bu baskı sonucunda hükümetin ilgili yasa tasarılarını geri çekmek zorunda kaldığını ifade etti.
“Geri çekilen yasa tasarıları çalışmalarına Başbakanlık koridorlarında devam edildi”
Ancak aradan geçen sürede hükümetin bu konudan vazgeçmediğini dile getiren Kişmir, çalışmaların bu kez Meclis dışında, Başbakanlık koridorlarında sürdürüldüğünü söyledi. Bu girişimlerin gerekçesi olarak, özellikle siyasilere yönelik ağır eleştiriler, hakaret ve küfür içeren söylemlerin gösterildiğini belirten Kişmir, hükümetin bu tür ifadeleri gerekçe göstererek yeni düzenlemeler hazırladığını aktardı.
Yaklaşık bir buçuk yıl önce yürütülen bu çalışmalara Basın-Sen ve Gazeteciler Birliği’nin de davet edildiğini söyleyen Kişmir, toplantıların niyetini ve yönünü gördükten sonra bu sürece katılmama kararı aldıklarını açıkladı. Buna rağmen çalışmaların dışarıda devam ettiğini ve çeşitli siyasi partilerin desteğiyle yasa tasarılarının yeniden gündeme getirildiğini ifade etti.
Kişmir, daha ilk andan itibaren bu tasarılara karşı net bir duruş sergilediklerini ve geri çekilmelerini talep ettiklerini vurguladı. “Her ne şart olursa olsun bunun bir bedeli olacak” diyen Kişmir, bu yasaya onay verecek siyasi aktörlerin kamuoyu önünde bunun bedelini ödeyeceğini açık bir şekilde ifade ettiklerini ve bu sözlerinin arkasında olduklarını söyledi.
Bakanlar 5-6 saatlik komite toplantılarına katıldı: Sağlık Bakanı'nın yanı sıra İçişleri Bakanı’nın sürece aktif şekilde katıldığını ve toplantılarda baskı oluşturduğunu ifade etti
Süreçte bazı bakanlıkların rolüne de değinen Kişmir, her komite toplantısına 5-6 tane bakan geldiğini, bu bakanlar arasında Maliye Bakanı, Eğitim Bakanı, Tarım Bakanının istikrarlı şekilde 5-6 saatlik komite toplantılarına katıldığını kaydetti. Özellikle Sağlık Bakanlığı’nın bu tartışmalara dahil edilmesini eleştirdi. Ülkedeki sağlık sisteminin mevcut durumuna dikkat çeken Kişmir, Sağlık Bakanı'nın söz konusu yasa çalışmalarında yer almasının anlaşılır olmadığını belirtti. İçişleri Bakanı’nın ise sürece aktif şekilde katıldığını, bütün gün komite toplantısında oturduğunu ve söz alarak, toplantılarda baskı oluşturduğunu ifade etti.
Bakanların değişiklik yasa tasarılarının tartışıldığı komite toplantılarında hep aynı şeyi söylediklerini, 'gittim dava açtım, davam uzun sürdü, sonucunda beni ön sayfadan verdiler' diye yakındıklarını belirtti.
“Başbakan’ın 35 şikâyet dosyasının Başsavcılıkta beklediğine dair ifadeler yasa değişikliğiyle ilişkilendirilemez”
Bakanların dile getirdiği gerekçeleri de değerlendiren Kişmir, açılan davaların uzun sürmesi ve sonuçların beklendiği gibi olmaması gibi sorunların yargı sistemiyle ilgili olduğunu söyledi. Bu sorunların Ceza Yasası'ndaki eksikliklere bağlanmasının doğru olmadığını vurgulayan Kişmir, Başbakan’ın 35 tane şikâyet dosyasının Başsavcılıkta beklediğine dair ifadelerin de yasa değişikliğiyle ilişkilendirilemeyeceğini dile getirdi.
“Basını korkutmak ve sindirmek amacıyla getirilen bu düzenlemeler demokrasiye zarar verir, özgürlükleri zedeler”
Komite toplantılarında gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğine dair eleştiriler yöneltildiğini belirten Kişmir, buna karşılık olarak siyasetçilerin nasıl siyaset yapacağına karışmadıklarını ifade ettiklerini söyledi. Gazetecilerin de insan olduğunu, hata yapabileceğini vurgulayan Kişmir, bu hataların hapis cezalarıyla karşılık bulmasının kabul edilemez olduğunu belirtti. Kişmir, “Basını korkutmak ve sindirmek amacıyla getirilen bu düzenlemeler demokrasiye zarar verir, özgürlükleri zedeler” dedi.
Kişmir, ayrıca Ceza Muhakemeleri Usulünde yapılmak istenen değişikliğe de dikkat çekti. Bu düzenlemeyle gazetecilerin mahkemelerde görüntü almasının tamamen yasaklanmasının hedeflendiğini belirten Kişmir, masumiyet karinesine saygının önemine vurgu yaptı. Basının bu konuda geçmişe kıyasla önemli bir gelişim gösterdiğini, dilini ve yaklaşımını daha duyarlı hale getirdiğini ifade etti.
“Kamuoyuna mal olmuş kişilerin işlediği iddia edilen suçlar haber değeri taşır”
Bu noktada temel taleplerinin açık olduğunu belirten Kişmir, bazı sanıkların görüntüleme biçimlerinden kendilerinin de rahatsız olduğunu ancak basının kendisini geçmişten bugüne çağdaşlaştırdığını ve çağdaşlatırmaya devam edeceğini öncelikle korunması gereken kesimin ise sıradan vatandaşlar olduğunu söyledi. Örnek vererek, ekonomik sıkıntılardan dolayı marketten bir şey çalmakla suçlanan bireylerin kendilerini savunma imkânlarının sınırlı olduğunu belirten Kişmir, sıradan vatandaşlarda masumiyet karinesinin öncelikli olarak güvence altına alınması gerektiğini ifade etti.
Öte yandan kamuoyuna mal olmuş kişilerin işlediği iddia edilen suçların haber değeri taşıdığını vurgulayan Kişmir, üst düzey bir yöneticinin yolsuzluk ya da benzeri bir suçla anılmasının kamuoyunu doğrudan ilgilendirdiğini ve bu ayrımın göz önünde bulundurulması gerektiğini söyledi.
Gelinen aşamada sürecin nasıl sonuçlanacağının belirsiz olduğunu belirten Kişmir, komitede yer alıp almayacaklarının da net olmadığını ifade etti. Buna rağmen mücadelelerini sürdüreceklerini vurgulayan Kişmir, “Bu noktada durmayacağız, daha da ileri taşıyacağız” dedi.
“Bu yasa tasarılarına bu şekliyle onay verecek olan herkesin bunun bedelini ödemeye hazır olması gerekir”
Kişmir, sözlerini bir uyarıyla tamamladı. Bu yasa tasarılarına mevcut haliyle onay verecek olan herkesin bunun bedelini ödemeye hazır olması gerektiğini belirtti ve Basın-Sen olarak bu bedelin ödetilmesi için mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.
Basın Emekçileri Sendikası’nın avukatı Cansu Nazlı, söz konusu düzenlemelerin ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü açısından ciddi tehditler içerdiğini söyledi.
Nazlı, özellikle organize dezenformasyon maddesinin Türkiye’deki benzer bir düzenlemeden alındığını belirterek, bu maddenin amacının dezenformasyonla mücadele değil, araştırmacı gazeteciliği hedef almak olduğunu vurguladı.
Nazlı, bu düzenleme kapsamında yolsuzluk, rüşvet ve kara para gibi konularda yapılan haberlerin cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini belirterek, “Organize dezenformasyon maddesiyle araştırma gazeteciliği yapan basın mensuplarının cezalandırılmasının önü açılıyor” dedi. İnsan ticareti gibi hassas konularda insan hakları örgütlerinin hazırladığı raporların dahi suç kapsamına alınabileceğini komite toplantılarında defalarca dile getirdiklerini ifade eden Nazlı, bu maddenin maksatlı olduğunu ve benzer düzenleme nedeniyle Türkiye’de birçok kişinin hapiste bulunduğunu söyledi.
Dezenformasyonla mücadelenin ceza yasalarıyla değil, toplumsal farkındalık ve basın örgütleriyle birlikte yürütülmesi gerektiğini belirten Nazlı, hükümetin bu yönde kampanyalara destek vermek yerine doğrudan cezalandırma yoluna gittiğini ifade etti. Nazlı, “Eğer bu düzenlemeler, kamuoyunu ilgilendiren haberleri ve raporlamaları sansürlemeye hizmet edecekse bunun kabul edilmesi mümkün değildir” diye konuştu.
“Halk arasında korku ve endişe yaratmak amacıyla gerçek dışı haber yayma” suçuna devletin itibarını koruma gibi unsurların eklenmesini de eleştirdi
Nazlı, “halk arasında korku ve endişe yaratmak amacıyla gerçek dışı haber yayma” suçuna devletin itibarını koruma gibi unsurların eklenmesini de eleştirerek, yolsuzluk veya kara para gibi konularda yapılan haberlerin doğası gereği devletin itibarını zedeleyebileceğini, bu tür haberlerin doğruluğunu ceza davası kapsamında ispat etmenin gazeteciler açısından ciddi bir dezavantaj yaratacağını söyledi. Bu tür düzenlemelerin araştırmacı gazeteciliği baskı altına alacağını ve otosansürü artıracağını belirtti.
“Yabancı devlet başkanından en alt düzey yetkiliye kadar yöneltilen eleştiriler dahi hakaret kapsamında değerlendirilebilecek”
Yabancı devlet yetkililerine hakaret suçunun kapsamının genişletildiğine de dikkat çeken Nazlı, daha önce bu tür suçların kaldırılması gerektiğini savunduklarını hatırlattı. Yapılan değişiklikle, yabancı devlet başkanından en alt düzey yetkiliye kadar yöneltilen eleştirilerin dahi hakaret kapsamında değerlendirilebileceğini ifade eden Nazlı, suçun manevi unsuruna “toplum arasında huzursuzluk yaratmak” gibi muğlak ifadelerin eklenmesinin de büyük bir risk taşıdığını söyledi. Bu tür belirsiz ifadelerin, vatandaşların neyin suç olduğunu anlamasını zorlaştırdığını ve hukuk güvenliğini zedelediğini dile getirdi.
Zem ve Kadih suçuna asgari ücretin altı katına kadar para cezası ve altı aya kadar hapis cezası öngörülüyor
Nazlı, yapılan düzenlemelerle daha fazla söz ve ifadenin suç haline getirildiğini, cezaların ise ağırlaştırıldığını belirtti. Zem ve Kadih suçuna asgari ücretin altı katına kadar para cezası ve altı aya kadar hapis cezası öngörüldüğünü hatırlatan Nazlı, Zem ve Kadih suçunun Ceza Yasası'ndan tamamen çıkarılması gerektiğini savunduklarını söyledi. Hakarete uğrayan kişilerin hukuk yoluna başvurarak tazminat talep edebileceğini belirten Nazlı, ceza yaptırımlarının bu alanda kullanılmasının doğru olmadığını ifade etti.
Nazlı, Komite Başkanı UBP Milletvekili Yasemin Öztürk’ün mahkemelerin uzun sürdüğüne ve tazminatların düşük olduğuna vurgu yaptığını ve bunun kendilerini endişelendirdiğini söyledi
Komite Başkanı Yasemin Öztürk’ün mahkemelerin uzun sürdüğü ve tazminatların düşük olduğu yönündeki açıklamalarının kendilerini şaşırttığını ve endişelendirdiğini dile getiren Nazlı, bu yaklaşımın daha ağır cezalarla muhalif sesleri susturma amacını ortaya koyduğunu söyledi. Komite sürecinde bakanların aktif şekilde yer alarak gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini anlatmalarını da eleştiren Nazlı, bu tutumun kabul edilemez olduğunu belirtti.
“Tüm itirazlara rağmen hükümet kanadı düzenlemeleri geçirme konusunda kararlı”
Nazlı, söz konusu düzenlemelerin Anayasa’ya, ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu hem sözlü hem yazılı olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına dayanarak komiteye sunduklarını ifade etti. Ancak tüm bu itirazlara rağmen hükümet kanadının düzenlemeleri geçirme konusunda kararlı olduğunu gözlemlediklerini söyledi.
Yapılan değişikliklerin amacının gazetecileri, muhalif kesimleri ve toplumun farklı kesimlerini susturmak olduğunu dile getiren Nazlı, hukuk davalarında tarafların eşit olduğu bir sistem yerine, çok daha ağır para cezaları ve hapis cezalarının getirilmeye çalışıldığını belirtti. Öngörülen para cezalarının asgari ücretin altı katına kadar çıkabildiğini ve altı aya kadar hapis cezası öngörüldüğünü yineleyen Nazlı, bu durumun ciddi mağduriyetler yaratacağını söyledi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre ifade özgürlüğüne hapis cezası hiçbir şekilde uygulanamaz
Avukat Cansu Nazlı, insanların söyledikleri veya yazdıkları nedeniyle yüksek para cezalarına çarptırılabileceğini, bu cezaların ödenememesi halinde hapis cezası ile karşı karşıya kalınabileceğini belirterek, bunun ifade özgürlüğü açısından kabul edilemez olduğunu vurguladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda çok net olduğunu hatırlatan Nazlı, hapis cezasının hiçbir şekilde uygulanmaması gerektiğini ifade etti.
“Niyet gazetecileri ve muhalif kesimleri susturmaktır”
Komite sürecinde bakanların ve vekillerin kendileri hakkında yapılan haberlerden rahatsız olduklarını açıkça dile getirdiklerini aktaran Nazlı, bu nedenle bir uzlaşı zemininin bulunmadığını söyledi. Toplantılarda, kendisi de daha önce avukatlık yapan, hukukçu Komite Başkanı milletvekili Yasemin Öztürk'ün açtıkları davalardaki tazminat miktarını yetersiz bulduğunu söylediğini tekrar vurguladı. Konuşan, yazan insanlara daha yüksek adli para cezaları ve hapis cezası istediklerini söylediklerini belirten avukat Cansu Nazlı, “Niyet gazetecileri ve muhalif kesimleri susturmaktır” dedi ve kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerin daha geniş bir ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini hatırlattı.
Ancak yapılan düzenlemelerin tam tersine, devlet yetkilileri ve hatta yabancı devlet yetkilileri söz konusu olduğunda daha ağır cezalar öngördüğünü belirten Nazlı, bunun ifade özgürlüğü ilkelerine aykırı olduğunu söyledi. Bu düzenlemelerin yetkilerin kamu yararı için değil, siyasi aktörlerin kendilerini korumaları için kullanılması anlamına geldiğini ifade etti.
İçerik sağlayıcılara getirilen yükümlülükler ifade özgürlüğünü ihlal ediyor
Bilişim Suçları Yasası'na ilişkin düzenlemeleri de eleştiren Nazlı, içerik sağlayıcılara getirilen yükümlülüklerin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini söyledi. Özellikle içeriklerin kaldırılmasına yönelik zorunlulukların, sosyal medya paylaşımları ve yorumlar üzerinden duyulan rahatsızlıkların sonucu olarak getirildiğini ifade etti.
BTHK’nın idari bir kurum olarak asgari ücretin 15 katına kadar idari para cezası verebilmesi ciddi sorun
Nazlı, ayrıca Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu’nun (BTHK) bu yasa kapsamında asgari ücretin 15 katına kadar idari para cezası verebileceğini ve bu cezaların idari bir organ tarafından verilmesinin ciddi bir sorun olduğunu dile getirdi. Bu cezalara karşı tek itiraz yolunun Yüksek İdare Mahkemesi olduğunu, süresi içinde başvuru yapılmazsa cezanın kesinleşeceğini belirten Nazlı, bunun adil bir sistem olmadığını söyledi.
“Bu düzenlemelerin yasalaşması halinde gazeteciler yolsuzluk ve benzeri davaları haberleştirdiği için suçlu duruma düşebilecek”
Masumiyet karinesiyle ilgili düzenlemelere de değinen Nazlı, bu ilkeye saygının herkes için önemli olduğunu ancak getirilen düzenlemelerin ayrım gözetmeksizin gazetecilerin mahkeme haberlerini suç haline getirdiğini ifade etti. Kamuya mal olmuş kişilerin yargılamalarının haberleştirilmesinde kamu yararı bulunduğunu vurgulayan Nazlı, bu düzenlemelerin yasalaşması halinde gazetecilerin yolsuzluk ve benzeri davaları haberleştirdiği için suçlu duruma düşebileceğini söyledi.
“Hükümet yargılamaların kamuoyuna yansımasını engellemek amacındadır”
Nazlı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını komiteye sunduklarını ve bu tür haberlerin kamu yararı taşıdığını açıkça ortaya koyduklarını belirtti. Ancak hükümet kanadının bu düzenlemeleri hayata geçirme konusunda ısrarcı olduğunu ifade etti ve bunun amacının yargılamaların kamuoyuna yansımasını engellemek olduğunu düşündüklerini söyledi. Bu durumun kabul edilemez olduğunu vurgulayan Nazlı, söz konusu yasa değişikliklerine karşı mücadelelerini sürdüreceklerini ifade etti.
Basın-Sen Başkanı Ali Kişmir, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Kişmir, özellikle Ceza Yasası’nda yer alan “Zem ve Kadih” suçunun kaldırılmasına ilişkin tartışmalar ve Meclis komitesindeki süreç hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.
Komite toplantılarında CTP, Zem ve Kadih suçunun Ceza Yasası’ndan çıkarılması yönündeki önerisinin tartışılmasını istedi; UBP’li Komite Başkanı Yasemin Öztürk öneriyi gündeme almaktan kaçındı
Kişmir, Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) ‘Zem ve Kadih’ suçunun Ceza Yasası’ndan çıkarılması yönünde bir önerisi bulunduğunu hatırlatarak, bu önerinin CTP tarafından komite toplantılarında sürekli gündeme getirilmeye çalışıldığını söyledi. “Cumhuriyetçi Türk Partisi her komite toplantısının başında ‘bunu da görüşelim’ diye ısrar etti” diyen Kişmir, son toplantıda da CTP milletvekillerinin önerisini görüşebileceklerini söyleyen UBP milletvekilleri Hasan Küçük ve Hasan Taçoy’a karşılık Komite Başkanı Yasemin Öztürk’ün öneriyi gündeme almadığını aktardı.
Kişmir, “Hasan Küçük ve Hasan Taçoy 'ne var bunda, bunu birlikte görüşelim' demelerine rağmen Sayın Yasemin Öztürk bu konuyu gündeme almaktan kaçındı ve görüştürmedi” ifadelerini kullanarak, dünyadaki örnekleri ile reform niteliği taşıyabilecek bir önerinin bilinçli şekilde dışarıda bırakıldığını ve onun yerine cezaların nasıl atırılabileceğinin tartışıldığını vurguladı.
“Çağ dışı, gerici ve dikta bir zihniyetle siyasiler kendilerine yönelik eleştirileri engellemeyi istiyor”
Mevcut yaklaşımın cezaları artırmaya ve toplumu baskı altına almaya odaklandığını belirten Kişmir, bu anlayışın temelinde siyasilerin kendilerine yönelik eleştirileri engelleme isteği olduğunu söyledi. “Mantık şu: Bize hakaret ediliyor, bu yasaları geçirirsek kimse bize hakaret edemeyecek” diyen Kişmir, bu yaklaşımı “çağ dışı, gerici ve dikta bir zihniyet” olarak nitelendirdi.
“Benzer uygulamalar AB üyesi ülkelerde bulunmuyor; daha çok Libya, Türkiye ve İran gibi ülkelerde bulunuyor”
Zem ve Kadih suçunun uluslararası karşılıklarına da değinen Kişmir, bu tür düzenlemelerin Avrupa ülkelerinde bulunmadığını belirtti. İspanya, Fransa, Almanya ve Kıbrıs Cumhuriyeti gibi Avrupa Birliği üyesi ülkelerde bu suçun yer almadığını ifade eden Ali Kişmir, benzer uygulamaların daha çok Libya, Türkiye ve İran gibi ülkelerde bulunduğunu söyledi. “Karar vermeliyiz: Çağdaş, demokratik bir ülke mi olmak istiyoruz, yoksa diktatörlükle yönetilen, yasaklarla baskı altına alınan bir ülke mi olmak istiyoruz?” diyerek tartışmanın temel eksenini ortaya koydu.
“Bu yasa geçerse sosyal medya hesaplarınızı kapatın, mesleği bırakın”
Kişmir, söz konusu yasa tasarılarının yasalaşması halinde gazetecilik faaliyetlerinin ciddi şekilde sekteye uğrayacağını vurguladı. “Bu yasa geçerse sosyal medya hesaplarınızı kapatın ve mesleği bırakın” ifadelerini kullanan Kişmir, mevcut durumda bile gazetecilerin ağır cezalarla karşı karşıya kaldığını hatırlattı.
Kendi yaşadığı bir süreci örnek gösteren Kişmir, bir yazısında kastetmediği bir şey üzerinden hakkında dava açıldığını ve 10 yıla kadar hapis istemiyle yargılandığını belirtti ve şu anda Anayasa Mahkemesi’nden karar beklediğini anımsattı. Bu durumun, mevcut yasaların bile nasıl geniş yorumlanabildiğini gösterdiğini ifade etti.
“Gak dedik yargının önünde; guk dedik belki de hapiste olacağız”
Yeni düzenlemelerin yürürlüğe girmesi halinde bu durumun daha da genişletileceğini belirten Kişmir, gazeteciler ve toplum için ciddi bir baskı ortamı oluşacağı uyarısında bulundu. “Gak dedik yargının önünde; guk dedik belki de hapiste olacağız” sözleriyle olası sonuçlara dikkat çekti.
“Yasa tasarılarının önce komiteden, ardından da Meclis’ten geçmemesi için ortak hareket edilmesi gerekiyor”
Kişmir, bu nedenle mücadele çağrısı yaparak, yasa tasarılarının önce komiteden, ardından da Meclis’ten geçmemesi için ortak hareket edilmesi gerektiğini söyledi. Aksi halde ülkede gazeteciliğin fiilen yapılamaz hale geleceğini ifade etti.
Yasa geçse bile mücadelenin sona ermeyeceğini vurgulayan Kişmir, “Bu yasayı geçirirler bitti değildir” dedi. Gerekirse daha güçlü tepkiler ortaya konacağını belirten Kişmir, bazı gazetecilerin bu süreçte gönüllü olarak daha aktif rol alabileceğini de dile getirdi.
Açıklamasını kararlı bir mesajla tamamlayan Kişmir, “Sonucu ne olursa olsun, o gün geldiğinde gerekli tüm tepkiyi ortaya koyacağız' ifadelerini kullandı.











Yorumunuz