Dünya

Türkiye'de 8 Mart: 2026’nın ilk iki ayında 60 kadın öldürüldü

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, kadınların yaşam hakkının ciddi biçimde tehdit altında olduğunu belirtti. Türkiye'de 2025'te en az 391 kadın erkekler tarafından öldürülmüştü.

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin yayın organı 24 Saat gazetesinde kaleme aldığı “60 kadın, bir ülkenin vicdanı ve 8 Mart’ın hatırlattıkları” başlıklı yazısında, yılın ilk iki ayında yaşanan kadın cinayetlerine dikkat çekerek çarpıcı uyarılarda bulundu.

Güllü, 2026’nın ilk iki ayında 60 kadının öldürüldüğünü belirterek, bunun yalnızca bir istatistik olmadığını, kadınların yaşam hakkının ciddi biçimde tehdit altında olduğunu gösteren acı bir tablo olduğunu vurguladı.

Şüpheli ölümlerin yeterince araştırılmadığını belirtti

Güllü, “2026 yılının henüz ilk iki ayını geride bırakırken, Ocak ayından bu yana 60 kadının sokakta, evde, işte ve okulda öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz” diyerek Federasyonun sahadan topladığı verilerin, yayımlanan raporların ve Ev İçi Şiddet Acil Yardım Hattı’na gelen başvuruların aynı gerçeği ortaya koyduğunu ifade etti. Mevcut mekanizmaların ve önleme politikalarının çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığını söyleyen Güllü, verilen koruma kararlarının uygulanmadığını, risk analizlerinin yapılmadığını ve şüpheli ölümlerin yeterince araştırılmadığını belirtti. Bu nedenle her ay yeni kadınların yaşamını yitirdiğini kaydetti.

Türkiye'de giderek güçlenen cezasızlık algısının failleri cesaretlendirdiğine dikkat çekti

Kadın cinayetleri tartışılırken kullanılan dilin de önemli olduğunu vurgulayan Güllü, sorunun ideolojik bir tartışma konusu haline getirilmesinin çözümü zorlaştırdığını söyledi. Kadın cinayetlerinin siyasi ya da ideolojik bir tartışma başlığı değil, doğrudan bir yaşam hakkı meselesi olduğunun altını çizen Güllü, toplumda giderek güçlenen cezasızlık algısının failleri cesaretlendirdiğine dikkat çekti. Bazı faillerin işledikleri cinayetleri bir “erkeklik onuru” meselesi gibi sunabilmesinin tesadüf olmadığını belirten Güllü, bunun bireysel bir ahlak sorununun ötesinde toplumsal ve kurumsal bir çürümenin işareti olduğunu ifade etti.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınların eşitlik mücadelesinin tarihsel köklerine de değinen Güllü, bu mücadelenin 19. yüzyıldaki işçi kadın hareketlerinden oy hakkı mücadelelerine ve uluslararası kadın konferanslarına uzanan uzun bir geçmişe sahip olduğunu hatırlattı. Türkiye’de ise Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında kadınların eğitim hakkı, seçme ve seçilme hakkı ile Medeni Kanun sayesinde kazandıkları eşitlik statüsünün önemli bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. Cumhuriyet’in laik hukuk sisteminin kadınların birey olarak tanınmasının ve eşit haklara sahip olmasının en güçlü temeli olduğunu ifade etti.

"Yalnızca Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde kadın haklarının yeniden tartışmaya açıldığı bir dönemin yaşanıyor"

Güllü, günümüzde yalnızca Türkiye’de değil dünyanın birçok yerinde kadın haklarının yeniden tartışmaya açıldığı bir dönemin yaşandığını belirterek, küresel ölçekte artan otoriterleşme, savaşlar ve toplumsal krizlerin kadınların haklarını hedef haline getirdiğini söyledi. Afganistan’da Taliban yönetimi altında kadınların eğitim hakkının neredeyse tamamen ortadan kaldırıldığını, İran’da ise kadınların yaşamlarını riske atarak eşitlik talebiyle sokaklara çıktığını hatırlatan Güllü, bu örneklerin kadın hakları ile laiklik arasında doğrudan bir ilişki olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Türkiye’de de kadın erkek eşitliğinin yalnızca bir sosyal politika konusu olmadığını belirten Güllü, bunun aynı zamanda laik ve demokratik hukuk devletinin temel göstergelerinden biri olduğunu söyledi. Kadınların yaşam hakkını koruyamayan bir sistemin güçlü bir demokrasi kuramayacağını vurguladı.

Kadınların bugün yalnızca fiziksel şiddetle değil, ekonomik güvencesizlik, bakım yükü, iş gücü piyasasındaki eşitsizlikler ve dijital şiddet gibi yeni sorunlarla da mücadele ettiğini dile getiren Güllü, bütün bu sorunların temelinde eşitlikten uzaklaşan bir toplumsal düzenin bulunduğunu ifade etti.

Kazanılmış hakların korunması ve geliştirilmesi gerektiğini belirterek, toplum sessiz kaldığında ve şiddet normalleştirildiğinde bu hakların hızla eriyebileceği uyarısında bulundu

Yıllardır sahada çalışan biri olarak kadın hareketinin bu ülkede yalnızca kadınların değil demokrasinin de vicdanı olduğunu söyleyen Güllü, sığınakların kurulmasından şiddetle mücadele yasalarının çıkarılmasına kadar birçok kazanımın kadınların örgütlü mücadelesi sayesinde elde edildiğini hatırlattı. Ancak kazanılmış hakların korunması ve geliştirilmesi gerektiğini belirterek, toplum sessiz kaldığında ve şiddet normalleştirildiğinde bu hakların hızla eriyebileceği uyarısında bulundu.

Güllü, 8 Mart’ın bir kutlama günü değil, aynı zamanda bir anma ve mücadeleyi hatırlama günü olduğunu vurgulayarak toplumun kendisine şu soruyu sorması gerektiğini söyledi: Kadınların yaşadığı şiddet ve eşitsizlik karşısında hangi tarafta duruyoruz?

Yazısını güçlü bir mesajla tamamlayan Güllü, kadın erkek eşitliğinden, laiklikten ve yaşam hakkından vazgeçmeyeceklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: “Kadınların eşit olmadığı bir toplum özgür olamaz. Kadınların güvende olmadığı bir ülkede demokrasi güçlü olamaz.”

Güllü, kadınların yaşam hakkını korumanın devletin sorumluluğu olduğu kadar toplumun vicdanının da bir sınavı olduğunu ifade ederek, herkesin eşitliği savunması ve kadınların yaşam hakkını korumak için dayanışma göstermesi gerektiğini vurguladı.

Kaynak: 24 Saat

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın