Cumhuriyet Meclisi'nin 25 Mart 2025 tarihli 33. Birleşimi’nde Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Gazimağusa Milletvekili Erkut Şahali'nin ‘Üniversitelerimizle başörtüsü arasına sıkışan siyaset ve hükümetin edilgen hali’ konulu bir konuşma yaptı.
Şahali, ‘Gerçekten son derece zor bir zamandan geçiyoruz yine. Son derece hassas bir denge üzerinde bu toplum birliğini ve bütünlüğünü koruma gayreti içerisinde.’ dedi ve hükümetin ‘beklenmedik biçimde gelişen, başka başka tehditler karşısında da halkın kendini son derece yalnız, çaresiz hissetmesine vesile olacak bir siniklik hali içerisinde’ olduğunu savundu.
“Şu anda Türkiye'nin uyumasına engel olan siyasi adımlar sonucu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üniversiteleri yine korkunç bir türbülansla karşı karşıyadır. Türkiye Cumhuriyeti'nde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu'nun Kıbrıs'ta başlayıp Türkiye'de sonlanan eğitim hayatı içerisinde, Kıbrıs'taki bir üniversitenin Türkiye Cumhuriyeti'nde denkliğinin olmaması gerekçesiyle yüksek öğrenim diplomasının iptal edilmiş olması, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki üniversitelerin Türkiye Cumhuriyeti nezdindeki durumunu tekrardan tartışma konusu haline maalesef getirmiştir.” dedi.
“Türkiye Cumhuriyeti uyruklu bir sahibi olan bir üniversitenin hak edilmemiş diplomalar yayınlaması, dağıtması bu ülkenin yüksek öğrenim alanının itibarının zaten fazlasıyla zedelenmesine ve Türkiye Cumhuriyeti'nde sorgulanmasının makul mazereti haline getirmiştir’
Bunun için uygun altyapının da KKTC’de son bir yıldır yaşanan 'geçersiz diploma krizi' nedeniyle halihazırda mevcut olduğunu kaydeden CTP Milletvekili Şahali, ‘Türkiye Cumhuriyeti uyruklu bir sahibi olan bir üniversitenin bu ülkede siyasete de yön verebilecek şekilde, kamu yönetimine de etki edebilecek şekilde, hak edilmemiş diplomalar yayınlaması, dağıtması ve bu çerçevede şu anda bu ülkede devam eden gerek idari gerekse adli soruşturma süreci bu ülkenin yüksek öğrenim alanının itibarının zaten fazlasıyla zedelenmesine ve en büyük [öğrenci] beklentimiz olan Türkiye Cumhuriyeti'nde sorgulanmasının makul mazereti haline getirmiştir’ ifadeleriyle görüşlerini dile getirdi.
Şahali sözlerine, ‘Buna bir de tüm Türkiye'yi ayağa kaldıran siyasi bir gelişmenin tam da odağında Kuzey Kıbrıs'ta başlayan yüksek öğrenimin Türkiye'de denkliğinin, Türkiye'de akreditasyonunun olmayışının gerekçe olarak gösterilmesi ve bu bağlamda bir işlem yapılmış olması durumu bizim açımızdan bir kriz yönetimine gereksinim duyar noktaya getirmiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki üniversitelerin sağlıklı bir biçimde denetlenmediğini hepimiz biliyoruz. Bunu saklamaya gerek yoktur. YÖDAK bu ülkedeki yüksek öğrenim alanının düzenlenmesi, denetlenmesi konusunda olması gereken düzeyin çok ama çok uzağındadır. Ama üniversitelerimizin kendi gayretleriyle ortaya koydukları sayısız üstün başarı vardır. Dünyanın en önemli akreditasyon kuruluşlarınca akredite edilmiş sayısız fakülte bu ülkede eğitim hizmeti vermektedir. Ve bu hizmetin itibarının korunması konusunda bu devletin hem Doğu Akdeniz Üniversitesi'ni, altını çizerek söylüyorum bir devletin üniversitesi olması hasebiyle, hem de diğer üniversitelere sahip çıkması, yön vermesi ve gereken hallerde de müdahale etmesi kaçınılmazdır.’ diyerek devam etti.
Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin KKTC’de bulunan yabancı uyruklu öğrencilerin yaklaşık %60’ına karşılık geldiğini, tam da yüksek öğrenim tercihlerinin yapılacağı bu dönemde Türkiye’de oluşan çok büyük bir soru işaretinin kaldırılması için en küçük çabayı ne YÖDAK’tan ne Eğitim Bakanlığı’ndan ne de hükümetten görmediklerini ifade etti ve hızla Türkiye kamuoyuna yönelik bir halkla ilişkiler kampanyası başlatılması gerektiğini vurguladı.
CTP Mağusa Milletvekili Şahali konuşmasının devamında şu görüşleri dile getirdi:
“Bizim devlet örneğin böyle ufak (!) işlerle uğraşmak yerine başörtüsü krizi yaratıp onu çözmek veya çözememek arasına sıkışmakla meşgul”
“Bugün için 30 yıl geriye dönük bir işlemin sonuçları üzerinden gerçekleşen yeni bir durum, Türkiye’de bundan sonraki süreçte gelecek otuz yıl içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden elde edilmiş diplomaların veya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde başlayarak bir başka yerde sonlanmış eğitim süreçlerinin aslında iptal edilebilme ihtimaline dair soru işaretlerini yaratır. Bu soru işaretlerini giderecek hem girişimleri hem önlemleri almak ve bununla ilgili kamu vicdanını rahatlatacak açıklamaları yapmak devlete düşer. Ama bizim devlet neyle meşgul? Bizim devlet örneğin böyle ufak (!) işlerle uğraşmak yerine başörtüsü krizi yaratıp onu çözmek veya çözememek arasına sıkışmakla meşgul. Şimdi devlet dediğiniz mekanizma eğer fotoğrafın büyüğünü görmezden gelerek, o fotoğraf içerisindeki bir noktaya odaklanırsa süreç tam da bu olur.
Bu ülkede olmayan bir krizi bilerek ve isteyerek bu toplumun hem birliğini hem entegrasyonunu ortadan kaldırmak pahasına sırf siyaseten birilerinin hamisi olabilsinler diye yaratan bu hükümet, şimdi kendi yarattığı çamurda debelenip durmakta. Ve bunu yaparken bu ülkede demokrasinin aynası durumunda, bu ülkenin övündüğü demokrat olma halinin en somut ifadesi olan sendikaları aşağılayarak, hırpalayarak, onları gereksiz birer oluşummuş gibi göstermeye çalışarak bunu yapmakta. Azgın ve ırkçı bir grupmuş sendikalar örneğin. Hatta ırkçı, solcu,faşist gruplarmış sendikalar.
“Toplumda başörtüsü nedeniyle oluşan hassasiyeti istismar ederek (…) bu ülkenin yurttaşlarının bir kısmını ötekileştirerek, kökenine dayalı olarak gruplaştırarak, kendine aitmiş gibi göstermeye çalışan siyasi simsarlara biz devlet yetkisini nasıl verebileceğiz?”
Ki devlet adına sözlü söyleme yetkisi olan birileri eğer bu ülkede çalışma yaşamının bizce olmazsa olmazı olan sendikalara böylesi nitelemelerle yaklaşıyorsa, idari süreçlerde yetki sahibi olan sendikaların toplumun önündeki meselelere sağduyuyla, art niyetsiz yaklaşmasını nasıl başaracaksınız? Ve üstelik şu anda toplumda başörtüsü nedeniyle oluşan hassasiyeti istismar ederek de, bunun bu ülkede yaşam süren yurttaşların bir kısmını sadece etkilediğini, bir kısmını ilgilendirdiğini varsayarak 'bizi hâlâ eşit vatandaş görmeyen bir kesim vardır' diyerek, aslında bu ülkenin yurttaşlarının bir kısmını ötekileştirerek, kökenine dayalı olarak gruplaştırarak, kendine aitmiş gibi göstermeye çalışan siyasi simsarlara biz devlet yetkisini nasıl verebileceğiz?
Ve tam da bu noktada, Anayasa ortadayken, Anayasa'ya bağlı iş ve işlemlerin gerçekleştirilmesi için yazılmış yasalar ve o yasalarda öngörülmüş yetkiler ortadayken, bunlar yokmuş gibi davranan ve kılık kıyafet konusunda okullarda uyulması gereken esasları kendince belirleyerek bunu Resmî Gazete’de yayınlayacak cüreti ortaya koyan Eğitim Bakanı, bu ülkenin eğitiminin geneline dair kaygı taşıyor diyebilir miyiz Allah aşkına?
“Siz bir krizi bilerek yaratıyorsunuz. Çünkü siyasi tükenmişliğinize sermaye arayışı içindesiniz”
Siz bir krizi bilerek yaratıyorsunuz. Çünkü siyasi tükenmişliğinize sermaye arayışı içindesiniz. Ve bu krizi bu toplum bölünse de olur. Bu toplum entegrasyonunu yitirse de olur. Bu toplumun farklı kökenlerden gelseler dahi yurttaşlık bağıyla birleşerek ortak geleceğe yürüme hedefinde olan vatandaşları arasında ayrım oluşsa da olur. Yeter ki beni siyaseten var etsinler diyerek aslında hiçe sayıyorsunuz. Bu son derece büyük, son derece tedirginlik duyulması gereken bir durumdur. Siz bunu hiç ama hiç önemsemiyorsunuz.
Dün, bu Meclis’te bir olgunluk ihtimali ortaya çıktı. Yükselen toplumsal tansiyon nezdinde Sayın ana muhalefet liderinin çağrısı doğrultusunda Sayın Ünal Üstel bir adım atarak dedi ki bunu bir daha değerlendirmek üzere geri adım atalım. Bizim bildiğimiz başbakan bakanları adına konuşma yetkisine sahip kişidir. Ama biz biliyoruz ki başbakanın kabinesindeki herhangi bir bakan başbakan hayattayken onun adına konuşma yetkisine asla sahip değil. Ve eğer bir başbakan kabinesine sahip çıkamıyorsa o zaman yapması gereken şey ya kabine dışı kalmaktır ya kabinesinde kendini kendiyle uzlaşmama konusunda ısrarlı bakanı kabine dışına almaktır.
Siz maşallah yurttan sesler topluluğu. Her biriniz bir türden çalıyorsunuz. Çok sesli bir koro. Her birinizi dinleyip her birinize hükümet muamelesi yapmamızı bekliyorsunuz. Böyle bir şey yoktur arkadaşlar. Bakınız, öze denecek olursam benim bu konuşmayı yapmaktaki temel amacım bu iki konuya temastı ama dünkü gelişmeden sonra, sadece dünkü adımın sonuçlarının derlenmesi bakımından herkesin bir susması ve yetki sahibi olanların sadece konuşması gerektiği noktada olduğumuzu ifade etmekten ibaret sayacağım söyleyeceklerimi...
“Türkiye öksürse biz verem oluruz. Bu Türkiye sevgisinin de bir göstergesidir (…) Türkiye'de kendi meseleleri ekseninde ama bizi de ilgilendiren bir gelişme yaşandı ve Türkiye bizim üniversitelerimizin üzerine kustu. Resmen kustu. Peki biz ne yapacağız şimdi? Biz kefen mi giysek şimdi?
Ama üniversitelerle ilgili yaptığım uyarı son derece ciddi bir uyarıdır arkadaşlar. Bakınız bu toplumda genel inanış şudur: Türkiye öksürse biz verem oluruz. Bu Türkiye sevgisinin de bir göstergesidir. Türkiye'nin kondisyonunun yerinde olmasının bizlere vereceği güven duygusunun ifadesidir aslında. Şimdi Türkiye'de kendi meseleleri ekseninde ama bizi de ilgilendiren bir gelişme yaşandı ve Türkiye bizim üniversitelerimizin üzerine kustu. Resmen kustu. Peki biz ne yapacağız şimdi? Biz kefen mi giysek şimdi?
Madem ki Türkiye öksürdüğü zaman biz verem olurduk. Eğer Türkiye bizim üniversitelerimizin üzerine kusuyorsa, bizim demek ki kefen giymemiz lazım. Öyle mi yapacağız? Nasıl olsa Türkiye'de üniversiteler vardır. Biz eğitim ihtiyaçlarımızı oradan karşılarız. Bizim eğitim hizmetlerimiz nedeniyle, itibar kaybı nedeniyle oluşacak ekonomik kayıplarımızı da Türkiye telafi eder deyip bir daha mı teslim olacağız?
Bu bizim sorumluluğumuzdur. Bu üniversitelerin itibarını korumak hem dün hem bugün. Hem dün geçen mevzuat hem bugün geçen mevzuat ekseninde üniversitelerimizin verdiği eğitimin denklik sorunu olmayan eğitimler olduğunu açıklıkla ifade edecek cesareti ortaya koymamız lazım.
“Ekrem İmamoğlu'nun eğitimi bağlamında 30 yıl önceki düzenlemenin hilesi Kıbrıs'ta mıydı Türkiye'de miydi?”
Ben sorarım şimdi ve kürsüden ayrılmak üzere: Örneğin Ekrem İmamoğlu'nun eğitimi bağlamında 30 yıl önceki düzenlemenin hilesi Kıbrıs'ta mıydı Türkiye'de miydi? Türkiye'de yapılan uygulama Kıbrıs'taki uygulamanın hileli olduğuna dair bir sonuç üretti. Hileli bir uygulamanın görmezden gelindiği bir durum, İstanbul Üniversitesi tarafından meşru ve yasal bir uygulamaymış gibi işleme alındı ve diplomaya kadar giden sürecin önü açıldı.
Hayır, böyle değildi arkadaşlar. Durumun böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla bizim sadece geçtiğimiz yıl yaşadığımız sahte diploma krizi ve onun ekseninde oluşan organizasyon gibi eğer organizasyonlarımız 30 yıl öncesinde de varsaydı o zaman bunu bizim konuşmamız lazım. Bizim konuşmamız lazım. Eğer biz bunu konuşmayacaksak ve birileri başka başka gerekçelerle bu konuyu konuşacak, geriye dönüp işlem yapacak ve bugüne dair sonuçlar üretecekse bileceksiniz ki bizim üniversitelerimiz kapılarına kilit vurur.”
CTP'li Şahali'den ve UBP'li Bakan Çavuşoğlu'ndan dikkat çeken itiraz!
Demokrat Parti Girne Milletvekili ve Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu Rektörü Serhat Akpınar, Şahali'nin ve Bakan Çavuşoğlu'nun itirazlarına rağmen Meclis Başkanı Öztürkler'in izniyle kürsüde sorulara yanıt verdi
Demokrat Parti (DP) Girne Milletvekili ve Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu Rektörü Serhat Akpınar söz isteyerek kürsüde konuştu. Ancak öncesinde CTP Milletvekili Erkut Şahali'nin ve Milli Eğtim Bakanı Nazım Çavuşoğlu'nun Akpınar'ın kürsüde açıklama yapmasına itiraz ettiklerine şahit olundu. Dikkat çeken bu tavıra rağmen Meclis Başkanı Ziya Öztürkler Akpınar'ın üniversitesi ile ilgili konuşulduğu ve Akpınar'ın düzeltme yapmak istediği gerekçesi ile Serhat Akpınar'ın Bakan Çavuşoğlu'ndan önce konuşmasına izin verdi.
“Sadece Sayın İmamoğlu değil, yüzlerce öğrenci farklı farklı üniversitelere yatay geçiş yapmış durumdaydılar”
Akpınar kısa konuşması sırasında şu ifadeleri kullandı:
‘30 yıl öncesine yani Milli Eğitim Bakanlığımız ve YÖDAK, YÖDAK’ın özellikle kurulmadığı bir dönemden bahsediyoruz. Dolayısıyla burada o tarihleri yaşamış, o süreçleri bilen biri olarak meclisimizi bilgilendirmem gerektiğini düşünüyorum. O nedenle söz aldım.
İsmi verilen ve buradan 31 yıl önce böylesi bir sürece dahil edilen ve şu anda sorgulanan Sayın İmamoğlu’yla ilgili ancak şunları söylemem gerekiyor: Girne Amerikan Üniversitesi 1985 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuştur. İlk önce bunu net bir şekilde ortaya koyalım.
Bakanlar Kurulu tarafından kurulduktan sonra ilk öğrencilerini almıştır. O dönemde YÖK’ün üstlenmemiş olduğu denklik ve muadiliyet sürecini Türkiye Cumhuriyeti Talim Terbiye Başkanlığı üstleniyordu. YÖK yeni kurulmuştu. Ve bizim yapmış olduğumuz başvuruda Talim Terbiye’den Kıbrıs’a gönderilmiş olan Sevinç Hanım isminde bir hanımefendi, Sevinç Atabay, Kıbrıs’a gelmişler ve o süreçte Girne Amerikan Üniversitesi’nin denetim sürecine başlamışlardı.
GAÜ o tarihlerde ABD’deki hami üniversite olarak Southeastern Üniversitesi ile afiliasyon anlaşması yapmıştı
KKTC’de yüksek öğretim vizesi olmaması sebebiyle de bize yapılan öneri, üniversitenin bir İngiltere ve/veya Amerika’daki bir üniversiteyle bir afiliasyon anlaşması yapması ve o üniversitenin — yani bugün Türkiye’de anlaşıldığı dilde konuşmam gerekiyorsa — hami üniversite olması ve öğrencilerinin o üniversitenin transkriptini ve diplomasını alacak şekilde bir anlaşmayla faaliyete geçmesi halinde bir sorun yaşamayacaklarıydı.
Buna bağlı olarak da New Hampshire College ile ilk anlaşma yapılmış. Bir yıl sonra Güney Kıbrıs’ın, Yunanistan’ın yapmış olduğu baskılar sebebiyle New Hampshire College ile ilişkiler sonlanmış. Daha sonra da Southeastern Üniversitesi ile, Washington Kongresi tarafından kurulan bir üniversiteyle bu süreç başlatılmış.
Ve o dönemde YÖK, hem hazırlık okuluna hem de erkek öğrencilerin askerlik tecillerine tamamıyla kabul veriyordu.
İlk 1991 yılında da o dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Avni Akyol da katılmak suretiyle mezuniyet törenini onurlandırmışlardı.
Tüm öğrenciler de Southeastern Üniversitesi mezunu olarak ve bu 1993 ve sonrası, 1998 yılına kadar da devam etmiş durumdaydı.
Şimdi, YÖK’ün o dönem dış dünyadaki üniversitelere denklik ve muadiliyet verme bir yetki üzerinde görmemiş olması, KKTC’de kurulan üniversitelerde de o yıllarda öğrencilerin yatay geçiş ve benzeri bir şekilde haklarını Türkiye’de kullanmak istemeleri noktasında da birçok öğrenci bu haklarını kullanmışlar ve sadece Sayın İmamoğlu değil, yüzlerce öğrenci farklı farklı üniversitelere yatay geçiş yapmış durumdaydılar.
“Sayın İmamoğlu’nun geçiş yaptığını iddia ettiği üniversite olarak bizde bir çıkışı var, yatay geçiş işlemi yok aslında bizden. Dolayısıyla o geçişte Southeastern Üniversitesi öğrencisiydi”
Ancak ben Sayın İmamoğlu’nun geçiş yaptığını iddia ettiği üniversite olarak, çünkü bizde bir çıkışı var, yatay geçiş işlemi yok aslında bizden.
Dolayısıyla o geçişte Southeastern Üniversitesi öğrencisi ve YÖK’ün de yapmış olduğu, bize başvurmuş olduğu, istemiş olduğu bilgilendirmede bu bilgilendirmeler YÖK’e de aktarılmış durumdadır.
Dolayısıyla şunun bilgisini vermek istiyorum sizlere: Sayın Mehmet Sağlam tarafından KKTC’ye yapılan, yani bizlerin talebiyle, tekrar o dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel döneminde Abdullah Tenekeci Paşa’nın da Kıbrıs’a gelerek gerekli bilgilendirmeleri yapmasından sonra 1993 yılında — burası çok çok önemli — ÖSYM kitapçığına adadaki tüm üniversiteler girmiş; şu anlamda, kontenjanla öğrenci almaya başlamışlardı. Yani 1993’te kontenjanla ÖSYM kitapçığı üzerinden öğrenci almaya başladılar.
1993’ten önce tüm öğrenciler adaya kendileri, normal herhangi bir lise mezunu veya ÖSS’den almış oldukları sınav sonuçlarıyla girip kayıtlarını yapabiliyorlardı. Ve bu tamamıyla yasal bir süreçti.
Tabii bu dönem gerek Sayın Mehmet Sağlam döneminde gerekse daha sonra, Profesör Kemal Gürüz döneminde, gerekse daha sonra Ziya Özcan yine YÖK Başkanı döneminde ve tüm bu süreçlerde de üniversitelerimiz — yani sadece bağlı veya kurucusu olduğum üniversiteden bahsetmek istemiyorum — tüm üniversitelerimiz mezunları ve hâlihazırda bugün de denklikleri ve muadiliyetleri ilgili herhangi bir sorun kesinlikle yaşamamaktadırlar.
“Üniversitenin denklik ve muadiliyet işlemlerinde, YÖK’ün de o dönemde Southeastern Üniversitesi mezunlarını KKTC’de kabul ettiğine dair üniversitenin elinde de tabii ki resmi belgeleri vardır”
Şunu, biraz sonra söz alacak Sayın Bakanımız, çok net bir şekilde ortaya koymamız gerekiyor: Bugüne kadar hiçbir öğrencimiz denklik sorunu yaşamamış durumdadır. KKTC'de eğitim hakkını kullanmış, daha sonra İstanbul'a kendi isteği ve tercihiyle İstanbul Üniversitesi'ne yatay geçiş yapmış ve orada herhangi farklı bir süreç yaşamışsa, buradan, zaten Kıbrıs’taki ilgili üniversitenin sorun olabilmesi mümkün değildir.
Ancak üniversitenin denklik ve muadiliyet işlemlerinde, YÖK’ün de o dönemde Southeastern Üniversitesi mezunlarını KKTC’de kabul ettiğine dair üniversitenin elinde de tabii ki resmi belgeleri vardır. Bunları biz kamuoyuyla paylaşmak değil, YÖK’ün kendisiyle zaten paylaştık. Ancak süreç o kadar bir linç edercesine KKTC’deki üniversitelere yönlenmiştir ki, burada herkes kendi kabul ettiği gerçek üzerinden yürümeye başlamıştır.
Manipülatif, spekülatif birçok yaklaşımla da bizlerin de yapmak durumunda olduğumuz birtakım açıklamalara, bizim "trol" dediğimiz birçok sosyal hesaptan yönelen tehditlerle de susturulmaya çalışıldığımızı da buradan ayrıca dile getirmek istiyorum. O nedenle burada Milli Eğitim Bakanlığımıza ve YÖDAK’a çok ciddi bir görev düşmektedir.
Biz, ne şekilde kurulduğumuzu, nereden nereye geldiğimizi çok çok iyi bilen ve sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için değil, yüksek öğretim alanında Türkiye Cumhuriyeti’nde de vakıf üniversitelerinin oluşumunda da bizzat şahsım, rahmetlik Profesör İhsan Doğramacı’yla, YÖK Başkanı’yla da çalışmak suretiyle bu süreçte çok ciddi katkıları olan ve Türkiye Cumhuriyeti’nde bugün özel üniversitelerin de Sayın Mehmet Sağlam döneminde hayat bulmasına da imkân sağlayan biri olarak, böylesi bir haksız sürece KKTC’deki üniversitelerin dâhil olmaması gerekiyor.” dedi.
Milli Eğitim Bakanı, UBP İskele Milletvekili Nazım Çavuşoğlu: “Türkiye Cumhuriyeti’nden bir öğrenci, 1993 öncesi gibi buraya bir şekilde gelip de kayıt olamayacakken, bizim üniversitelerimiz bu tedbiri almayarak ve hatta bunu görmeyerek kayıt yaparsa, onun tabii ki süreci sıkıntılı olur”
Milli Eğitim Bakanı, UBP İskele Milletvekili Nazım Çavuşoğlu,1993'den sonra ÖSYM kitapçığına giren bir coğrafya olarak, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasına atfen şöyle konuştu: “Daha önce öğrenciler kendi imkânlarıyla gelip burada üniversitelerden kabul alarak bu sürece girmekteydi ve daha sonra da denklik veyahut da diğer işlemleri kendi usulleri içerisinde yapmaktaydı.
Çok doğru bir şey söyledi Serhat Bey. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı öğrencilerin kurallara bağlanarak ancak buraya gelebildiği herkesin malumudur. Ve burada o kurallara uyan hiçbir öğrencinin denklik başvurma gibi de bir ihtiyacı yoktur. Yani bırakınız denklik almasını ve hatta denkliğe başvurusu yapıp denkliğin onaylanması, denkliğe başvurması gerekmemektedir. Bunu protokollerle teyit edebiliriz, protokollerde de yer almaktadır.
Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nden bir öğrenci, 1993 öncesi gibi buraya bir şekilde gelip de kayıt olamayacakken, bizim üniversitelerimiz bu tedbiri almayarak veyahut bunu görmeyerek kayıt yaparsa, onun tabii ki süreci sıkıntılı olur. Ama eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iseniz, siz buraya YKS’yle gelebilirsiniz. Ve YKS’yle gelen öğrencilerin hiçbiri denkliğe başvurmak zorunda değildir. Türkiye Cumhuriyeti üniversitelerinde alınan diploma neyse, buradaki üniversitelerde alınan diplomalar da aynı şekilde muamele görür.” dedi.
Yorumunuz