Ortaokullardan itibaren çocuklarına başörtüsünü serbest bırakan ve başta öğretmenler, toplumun tepkisini çekince geri alınan disiplin tüzüğü değişikliğine dair tartışmalar sürüyor.
Konuyla ilgili kısa bir süre önce Barolar Birliği tarafından yayımlanan bir rapordaki görüşlerin iktidar partileri UBP, YDP ve ana muhalefet partisi CTP tarafından desteklenmesi ise dikkat çekiyor.
Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan hukukçu Cansu Nazlı sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Kıbrıs Türk Barolar Birliği’nin raporunun yalnızca içerdiği değerlendirmelerle değil, aynı zamanda değinmediği hususlarla da ele alınması gerektiğini ifade etti.
Cansu Nazlı, hukuki metinler kadar etik sorumluluklar da taşıyan bu tür raporların, özellikle çocuk hakları gibi hassas alanlarda daha bütünsel bir çerçeve sunması gerektiği yönünde önemli saptamalar yaptı.
Hukukçu, mensubu olduğu Barolar Birliği’nin böylesi kritik bir dönemde sessiz kalmak yerine bir rapor yayınlamasını “olumlu” bulduğunu ve tüzüğün geri çekilmesi gerektiğinin raporda açıkça belirtilmesini “memnuniyet verici” olarak karşıladığını ifade etmekle birlikte raporun taşıdığı hukuki ve etik eksiklere işaret etti:
“Raporu hazırlayanların iyi niyetli olduğuna şüphem yok. Ancak bu, raporun yoruma dayalı olması ve tarafsız olmaktan uzak oluşu gerçeğini değiştirmiyor.” diye yazdı.
Tüzük değişikliği öncesinde başörtüsü zaten serbest miydi?
Raporda, başörtüsünün daha önce serbest olduğu yönündeki görüşün hukuken tartışmalı olduğu belirten avukat Cansu Nazlı, açık bir yasak düzenlemesi olmadığı gerekçesiyle bu özgürlüğün zaten var olduğu yönündeki savın, hukuk metodolojisi açısından eksik bir yaklaşım olduğunu ifade etti.
“Raporda ifade edilen bu yoruma istinaden misal, erkek bir öğrencinin okula kız öğrencilerin üniforması olan etekle gelmesine müsaade edilecek midir? Erkek öğrencilerin etek giymesini açıkça yasaklayan bir kural düzenlenmemişse şayet erkek öğrencilerin üniforma olarak etek giymesi zaten serbest miydi?” sorusunu sordu.
Devletin çocuğu ailesinden de koruma yükümlülüğü eksik bırakıldı
Değerlendirmesinde, çocukları koruma yükümlülüğünün devletin asli görevi olduğu hatırlatan Nazlı, Barolar Birliği Raporu'nda “ailelerin çocuklara zihinsel ve fikirsel gelişimini olumsuz yönde etkileyecek bir müdahalesi olursa Devletin çocuğu ailesinden de koruması gerektiğinden söz edilmediği”ni vurguladı.
Nazlı,"İnancı gereği kadın sünnetini benimseyen bir ailenin kız çocuğuna bu müdahaleyi yapması Çocuk Hakları Sözleşmesinin mezkur maddesiyle savunulabilir mi? Özetle ailelerin kendi inançlarına göre çocukları yetiştirmesi de sınırsız bir hak olmayıp çocukların zihinsel ve fiziksel gelişimini engelleyici yahut buna zarar verecek biçimde kullanılamaz. Rapordan evvel yayınlanan Kıbrıs Türk Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Derneğinin çocukların gelişim çağında serbest iradelerinin oluşamayacağına ve Tüzükle öngörülen durumun çocuk ve gençler üzerinde psikolojik baskı, kimlik karmaşası ve sosyal dışlanma gibi olumsuz sonuçlar doğurabileceğine ilişkin somut uyarılar konuyla ilgili soyut hukuk prensipleri aktarılırken ne yazık ki göz ardı edilmiştir." diyerek raporu eleştirdi.
Barolar Birliği raporunda ‘kız çocuklarını siyasi olarak kullanılmasına’ sessiz kalındı
Avukat Nazlı, raporda demokratik eylemlerin çocukları mağdur etmemesi gerektiği vurgulanırken, AKP temsilcilerinin okul içine girerek ya da ev ziyaretleriyle çocuklarla temas kurmasına, pedagojik eğitimi ya da uzamanlığı olmayan bakanın çocuklarla bire bir görüşmeler yapmasına dair tek bir eleştiri yer almadığını ifade etti.
‘AİHM kararlarının derlendiği kısımda okullarla doğrudan ilgisi olmasa da başörtüsü lehine kararlar alakasız şekilde rapora dahil edildiği”ni belirten hukukçu, “Leyla Şahin/ Türkiye kararı”nın ise raporda “gözden kaçtığı”nı yazdı.
"Öğretmen sendikalarını temsil eden meslektaşım Öncel Polili AİHM tarafından başörtüsünün genel olarak siyasi sembol değerlendirildiğini hatırlatmıştır"
“AİHM tarafından başörtüsünün genel olarak siyasi sembol değerlendirildiğini ise öğretmen sendikalarını temsil eden meslektaşım Öncel Polili bugünkü Meclis toplantısında çok yerinde bir şekilde hatırlatmıştır.’ ifadelerini kullandı.
Din-vicdan özgürlüğü ve laiklik ilkesine dair soyut prensiplerin vurgulandığı Kıbrıs Türk Barolar Birliği Raporu'nun, “soyut düşünme becerisi gelişmeyen yaşta çocukların maruz kaldığı Kur’an kurslarını, tarikat yurtlarındaki çocuk istismarını, zorunlu din derslerinin varlığını somut olarak göz ardı ettiği”ni kaydeden Nazlı, raporun siyasi pozisyon almaktan kaçınırken “hukuki tarafsızlık” ilkesini eksik ve seçmeci biçimde uyguladığı eleştirisi yaptı.
Barolar Birliği raporuyla “söyledikleri kadar söylemediklerinden de sorumludur”
Cansu Nazlı, “Söylenilenler kadar söylenmeyenler de düşünüldüğünde rapor, her hukuki görüş kadar özneldir. O yüzdendir ki siyasi olmaktan itinayla kaçınılmasına rağmen birtakım siyasilerin övgüsüne mazhar olmuştur. Tam da bu nedenle Barolar Birliği hazırlamış olduğu rapor ile söyledikleri kadar söylemediklerinden de sorumludur.” tespiti ile yazısın sonlandırdı.
Yorumunuz