Kıbrıs

Kıbrıs’tan İran’a İsrail’in hedefli siyasi suikastlarının izleri deşifre oldu

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Kıbrıs temsilcisi Lefkoşa'da Olympia Otel'deki odasında öldürülmüştü...

İran’da savaşın ilk saatlerinde üst düzey isimlere yönelik düzenlenen siyasi suikastlar, hedefli öldürmenin bugün hâlâ aktif bir savaş ve güvenlik aracı olarak kullanıldığını gösterirken, bu yöntemin köklerinin onlarca yıl öncesine, Avrupa’da ve Kıbrıs’ta yürütülen gizli operasyonlara uzandığı daha net biçimde ortaya çıkıyor. 

İngiliz gazeteci Andrew Cockburn’un 2 Nisan tarihli London Review of Books’ta yayımlanan incelemesi, İsrailli tarihçi Aviva Guttmann’ın ‘Tanrı’nın Gazabı Operasyonu: Avrupa İstihbaratı ve Mossad’ın Suikast Kampanyasının Gizli Tarihi’ (‘Operation Wrath of God: The Secret History of European Intelligence and Mossad’s Assassination Campaign’) adlı kitabına dayanarak bu tarihsel sürekliliği ortaya koyuyor.

Cockburn’un değerlendirmesinde, suikastın İsrail güvenlik politikasında istisnai değil, yerleşik bir araç haline geldiği vurgulanıyor. İran’ın yanı sıra Hizbullah, Hamas ve Husilere yönelik sistematik hedefli saldırılarla devam eden bu yaklaşımın, aslında 1970’li yıllarda şekillenen bir doktrine dayandığı belirtiliyor.

Ada hem bilgi toplama hem de hedefli suikastlar açısından stratejik bir alan haline gelmişti

Bu zincirin başlangıç noktası olarak, 1970'te Ürdün'ün Filistinli grupları ülkeden çıkarması (Kara Eylül Olayları) sonrasında 1972 Münih Olimpiyatları saldırısı öne çıkıyor. 

5 Eylül 1972’de Filistinli Kara Eylül örgütü tarafından düzenlenen baskında İsrail Olimpiyat kafilesinden 11 sporcu rehin alındı. Alman güvenlik güçlerinin başarısız kurtarma girişiminin ardından rehinelerin tamamı hayatını kaybetti. Bu olayın ardından İsrail hükümeti, sorumluların ve bağlantılı görülen isimlerin dünyanın neresinde olursa olsun hedef alınmasına karar verdi. Böylece “Operation Wrath of God” olarak bilinen suikast kampanyası başlatıldı.

İsrailli tarihçi Aviva Guttmann’ın kitabına dayanan bulgulara göre, bu operasyon kısa sürede yalnızca Münih saldırısının failleriyle sınırlı kalmadı. Filistinli örgütlerle bağlantılı olduğu düşünülen, lojistik destek sağlayan veya siyasi temsilcilik yapan çok sayıda isim Avrupa genelinde hedef listesine alındı. Kitapta, operasyonların planlanmasında ve yürütülmesinde ise Avrupa’daki istihbarat paylaşım ağlarının önemli rol oynadığı ileri sürülüyor. ‘Club de Berne’ ve ‘Kilowatt’ gibi gizli ağlar üzerinden paylaşılan bilgiler, hedeflerin tespiti ve izlenmesini kolaylaştırdı.

Bu operasyon zincirinin en dikkat çekici duraklarından biri Kıbrıs oldu. 1970’li yılların başında Lefkoşa, Doğu ile Batı blokları arasında yoğun istihbarat faaliyetlerinin yürütüldüğü bir merkezdi. Guttmann’ın kitabında yer alan verilere göre bu durum, adayı hem bilgi toplama hem de hedefli suikastlar açısından stratejik bir alan haline getirdi.

Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Kıbrıs temsilcisi Lefkoşa'da Olympia Otel'deki odasında öldürüldü

22 Ocak 1973 gecesi Lefkoşa’da gerçekleştirilen suikast, bunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) Kıbrıs temsilcisi Hüseyin El Beşir, kaldığı Olympia Otel odasında yatağının altına yerleştirilen patlayıcının uzaktan infilak ettirilmesiyle öldürüldü. Operasyonun yalnızca hedefi öldürecek şekilde planlanmış olması, suikastın teknik ve stratejik boyutunu ortaya koydu.

Kitapta, Hüseyin El Beşir hedef alınmasının nedenleri arasında, Sovyet istihbaratı KGB ile Filistinli gruplar arasında bağlantı kurduğu yönündeki değerlendirmeler ile bazı saldırı planlarıyla ilişkilendirilmesi gösteriliyor. Bu durum, suikastların yalnızca geçmiş eylemlere misilleme değil, aynı zamanda gelecekteki olası tehditleri önleme amacı taşıdığını gözler önüne seriyor.

O tarihlerde Kıbrıs bağlantılı suikast zinciri bununla da sınırlı kalmadı. Hüseyin El Beşir’in yerine geçen FKÖ Kıbrıs temsilcisi Zaid Muchassi, 11 Nisan 1973’te Atina’da aynı yöntemle Mossad tarafından öldürüldü. 

Cockburn’un Guttmann’ın kitabına dayanarak aktardığı bir diğer önemli nokta ise Avrupa istihbarat servislerinin rolü. Kitaba göre, Avrupa ülkeleri resmi olarak bu tür operasyonlara karşı mesafeli görünse de, istihbarat düzeyinde bilgi paylaşımını sürdürdü. Bu da suikastların dolaylı biçimde kolaylaştırılmasına yol açtı.

Bugün İran’da yaşanan gelişmelerle birlikte, hedefli siyasi suikastların geçmişte kalmış bir yöntem olmadığı, aksine modern savaşın merkezinde yer almaya devam ettiği görülüyor. Kıbrıs’ta 1973’te bir otel odasında gerçekleştirilen suikast ile bugün Orta Doğu’da yürütülen operasyonlar arasında yöntem farklılıkları olsa da, stratejik yaklaşımın değişmediği belgeleniyor.

Kaynaklar: London Review of BooksOxford AcademicAmazon

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın