Tarihçi Romain Bertrand’a göre uzun mesafeli ticaretin kökleri Neolitik Çağ’a kadar uzansa da Avrupa, Afrika, Asya ve Amerika’yı aynı ticaret sistemi içinde birbirine bağlayan gerçek anlamdaki küreselleşmenin dönüm noktası 1565 yılı oldu. Filipinler ile Meksika arasında Acapulco kalyon hattının açılmasıyla Asya ile Amerika arasındaki eksik bağlantı da kuruldu. Tarihçi, küresel ticaretin merkezinin Avrupa’dan çok daha önce Hint Okyanusu olduğunu vurguluyor.
Küreselleşme modern çağın bir ürünü mü, yoksa insanlık binlerce yıldır birbirine bağlı ticaret ağları içinde mi yaşıyor?
Fransız tarihçi Romain Bertrand’a göre yanıt, “uluslararası ticaret” ve “küreselleşme” kavramlarının nasıl tanımlandığına bağlı.
Fransa’nın önde gelen sosyal bilimler üniversitelerinden Sciences Po Paris ile Fransa Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’ne (CNRS) bağlı Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin (CERI) araştırma direktörü olan ve özellikle 16. ile 19. yüzyıllar arasındaki Endonezya, Malezya ve Filipinler tarihi üzerine çalışan Bertrand, Le Monde’a verdiği söyleşide dünya ticaretinin binlerce yıllık dönüşümünü anlattı.
Akdeniz'de 8 bin yıl önce ticaret ağı vardı
Bertrand, ticaret en basit anlamıyla iki aktörün ürettikleri malları satması veya değiştirmesi olarak tanımlanırsa bunun yerleşik insan toplulukları kadar eski olduğunu belirtiyor.
Tarihçiler açısından ana soru, uzun mesafeli ticaret ağlarının ne zaman ortaya çıktığı.
Bu konuda en çarpıcı örneklerden biri obsidyen ticareti. Volkanik kökenli, silisyum açısından zengin camsı bir kaya olan obsidyen, MÖ 8.000 ile 6.000 yılları arasında Akdeniz'de örgütlü ticaret ağları içinde dolaşıyordu.
Bertrand’a göre bu durum, Neolitik Çağ’da dahi hem mal hem de teknik bilgi taşıyan uzmanlaşmış kişilerin bulunduğunu ve yapılandırılmış ticaret alanlarının oluştuğunu gösteriyor.
Roma döneminden sonraki yüzyıllara uzanan süreçte ticaret ağları giderek daha karmaşık ve geniş hale geldi.
Bertrand bu dönüşümde iki temel sürece dikkat çekiyor: Malların ve ticari bilginin dolaşım süresinin kısalması ve alıcı ile satıcı arasındaki aracı sayısının azalması.
Bu gelişmeler, Orta Çağ'ın sonu ile modern çağın başlangıcında yeni ticaret ağlarının oluşmasını sağladı.
Binlerce yıl önce de ticaretin temel sorunu aynıydı: Ne taşımaya değer?
Uzun mesafeli ticarette hangi malların taşınacağı ise bugünün lojistik hesaplarını hatırlatan ekonomik tercihlere bağlıydı.
Mesafe uzadıkça ve ulaşım zorlaştıkça tüccarlar taşıma kapasitesi, malın sağlayacağı kâr ve ürünün bozulma riski arasında tercih yapmak zorundaydı.
Antik Çağ’da Akdeniz üzerinden gemilerle tahıl taşınabiliyordu ama tahılın bozulma riski yüksekti. Obsidyen ve mermer gibi ürünler çok daha ağır olmasına karşın bozulmuyordu.
Koşullar ticaret yoluna göre de değişiyordu. Deniz ticaretinde nem ve küf temel sorunlar arasındayken, Kuzey Afrika ile Senegambiya arasında gelişen ve 13. ile 16. yüzyıllar arasında zirveye ulaşan Sahra ötesi ticarette asıl sınırlayıcı unsur yükün ağırlığıydı.
İnsan veya hayvan gücüyle yapılan taşımacılık bu nedenle altın, tuz ve fildişi gibi yüksek katma değerli ürünleri öne çıkarıyordu. Fildişinin uluslararası ticareti günümüzde yasak ve sıkı kısıtlamalara tabi.
Baharat ticaretinin kritik sorunu: Küf
Ticaret ağlarının genişlemesi, malların aylarca süren yolculuklarda nasıl korunacağı sorununu da beraberinde getirdi.
Mühürlenmiş amforalar şarap, yağ, baharat ve reçine gibi ürünlerin korunmasında oldukça etkiliydi.
16. yüzyılda Avrupalı tüccarlar Hint Okyanusu ve Güneydoğu Asya'ya muskat ve karanfil gibi değerli baharatları almak için açıldığında ise yeni bir lojistik sorun ortaya çıktı.
Dönüş yolculuğu sıcak ve nemli denizlerde aylar sürüyordu. Örneğin karabiber gemiye yüklenmeden önce kurutulmalı ve uygun depolarda hazırlanmalıydı. Aksi halde yolculuk sırasında küfleniyordu.
Bertrand’a göre Portekizliler bu teknikleri kısa sürede öğrenerek ticari avantaj elde etti.
Fransız Parmentier kardeşlerin 1529’da Sumatra’ya yaptıkları yolculuk ise tersine bir örnek oluşturdu. Fransa’ya götürdükleri karabiber yeterince iyi hazırlanmadığı için yolculuk sırasında bozuldu.
Malların korunması sorunu 18. yüzyıla kadar uluslararası ticaretin kritik meselelerinden biri olmayı sürdürdü.
İlk uluslararası askeri ürünlerden biri baruttu
Uzun mesafeli ticarette gıda, değerli maden veya baharatların yanı sıra silah üretiminde kullanılan hammaddeler de erken dönem ticaret ağlarının önemli parçalarıydı.
Bertrand, yerel olarak üretilebilen askeri malzemelerin uzak mesafelere taşınmasına ihtiyaç duyulmadığını belirtiyor. Örneğin taştan yapılmış bombardıman güllelerinin ticareti sınırlıydı.
Buna karşılık her yerde üretilemeyen askeri ürünler uzun mesafeli ticaretin konusu haline geldi. Bunların en önemlilerinden biri baruttu.
Bertrand’a göre barut, 14. yüzyılda Avrasya çapında dolaşıma giren ilk askeri ticaret mallarından biri oldu. Baruttan önce ise uzak mesafelere silah taşımaktan çok, silah yapımında kullanılan metaller taşınıyordu. Çünkü silahlar ihtiyaç duyulan yerde üretilebilse de demir ve diğer gerekli metallerin çıkarıldığı maden yatakları her bölgede bulunmuyordu.
Köle ticaretinde ölçek 15. yüzyılda değişti
Küresel ticaret ağlarının genişlemesinin en karanlık bölümlerinden biri köle ticareti oldu.
Bertrand, köleliği hukuki anlamda bir insanın hizmetkârlık statüsüne ve alınıp satılabilecek bir mala indirgenmesi olarak tanımlıyor. Bu hukuki statünün kökleri Roma hukukuna kadar uzanıyordu.
15. yüzyıldan önce Arap-Müslüman dünyasında ve Asya'da köle ticareti ağları bulunuyordu. Bertrand’a göre ölçekteki esas değişim 15. yüzyılın ikinci yarısında Portekizlilerle gerçekleşti.
Portekizliler Afrika kıyılarında, özellikle Gine Körfezi çevresinde tahkim edilmiş ticaret merkezleri kurdu; ardından Brezilya ve Avrupa ile bağlantılı örgütlü bir ticaret sistemi geliştirdi.
Bu yapı daha sonra Atlantik'teki üçgen ticaret sisteminin öncülerinden biri haline geldi.
Köleleştirilen insanlar artık diğer ticari mallarla aynı ağ içerisinde taşınan unsurlar olmaktan çıkarak kendilerine özgü ticari organizasyonun konusu haline geldi.
Taşıma ve ticaret için özel altyapılar, depolama yapıları, gemiler ve kurumlar oluşturuldu.
Korsan ile tüccar arasındaki çizgi bugünkü kadar belirgin değildi
Küresel ticaret büyüdükçe denizlerde mallara el koymak da ekonomik faaliyetin bir parçasına dönüştü.
Tarihçi, Orta Çağ'ın sonları ve modern çağın başlarında “yasal deniz savaşı” ile “yasa dışı korsanlık” arasında bugünkü kadar kesin bir ayrım bulunmadığına dikkat çekiyor.
Aynı denizciler farklı dönemlerde balıkçılık, kıyı ticareti ve başka gemilere, mürettebatlarına veya yüklerine el koyma faaliyetlerinde bulunabiliyordu.
Fransa’nın kuzeyindeki Normandiya bölgesinde bulunan Dieppe gibi limanlarda bu faaliyetler resmî kayıtlara dahi açıkça geçiriliyordu.
15. ile 17. yüzyıllar arasında deniz hukukunun gelişmesiyle hangi faaliyetlerin yasal olduğuna ilişkin ayrım belirginleşmeye başladı.
Böylelikle egemen bir siyasi otoritenin izniyle yürütülen korsanlık faaliyeti, adi deniz korsanlığından hukuken ayrıştırıldı.
Korsanlar bile izin almak zorundaydı
17. yüzyıldan itibaren bu faaliyet giderek uzmanlaşmış bir yapıya dönüştü.
Bir gemiye el konulmasının yasal kabul edilmesi için ele geçirilen geminin düşman bir devlete ait olması gerekiyordu. Geminin niteliği, taşıdığı yük ve sahipleri inceleniyordu.
Korsanlar denize açılmadan önce amirallikten izin almak, dönüşte ise ele geçirdikleri gemi ve malları yetkililerin incelemesine sunmak zorundaydı.
Yetkililer el koymanın hukuka uygun olup olmadığına ve malların satılıp satılamayacağına karar veriyordu. Üstelik ilk karar nihai olmayabiliyordu.
Amirallik tarafından yasal kabul edilen bir el koyma, daha yüksek bir mahkeme tarafından hukuka aykırı bulunabiliyor ve malların iadesine karar verilebiliyordu.
Bertrand'a göre romantikleştirilen korsanlık dünyasının arkasında aslında son derece hukukileşmiş bir sistem bulunuyordu.
Küreselleşmenin dönüm noktası: 1565
Peki bütün bu ticaret ağları ne zaman gerçek anlamda küresel hale geldi? Bertrand burada kesin bir tarih veriyor: 1565.
Küreselleşme bütün kıtalar arasında doğrudan bağlantıların kurulması olarak tanımlanırsa, 1565 yılında Filipinler ile Meksika arasında Acapulco kalyon hattının açılması kritik dönüm noktasını oluşturdu.
Bu hatla Asya ile Amerika arasındaki eksik bağlantı tamamlandı. Böylece Avrupa, Afrika, Asya ve Amerika ilk kez aynı ticari değişim sisteminin parçaları haline geldi.
Bu gelişme, ticaret ağlarının gerçek anlamda küreselleşmesinin başlangıcı olarak değerlendirilebilir.
Dünya ticaretinin ilk merkezi
Dünya ticaretinin Avrupa'nın küresel yayılmasıyla başladığı inancı ise doğru değil. En geç 14. yüzyıldan itibaren Hint Okyanusu dünya ticaretinin başlıca kavşağıydı.
Arap Yarımadası, Doğu Afrika, Hindistan ve Güneydoğu Asya arasında mallar, bilgiler ve üretim teknikleri yoğun biçimde dolaşıyordu.
Bu deniz ticaret ağları ortaya çıkmadan çok daha önce ise Çin'i Orta Asya, Hindistan, İran dünyası ve Akdeniz'e bağlayan İpek Yolları, Avrasya'nın uzak bölgeleri arasında ticari ve kültürel bağlantılar kurmuştu. Tek bir güzergâhtan çok kara ve deniz yollarından oluşan geniş bir ağ niteliğindeki İpek Yolları üzerinden Çin ipeğinin yanı sıra farklı mallar, teknolojiler, bilgiler ve inançlar da bölgeler arasında taşınıyordu.
Dolayısıyla dünyanın ilk yüksek düzeyde birbirine bağlanmış büyük ticaret alanlarından biri esas olarak Asya merkezliydi ve Avrupa yayılmasının ürünü değildi.
Amerika'nın gümüşü Avrupa-Asya ticaretini nasıl mümkün kıldı?
Modern çağla birlikte Hint Okyanusu dünya ticaretinin tek merkezi olma konumunu kaybetse de önemini korudu.
16. ve 17. yüzyıllarda dünya ticaretinin büyük bölümü hâlâ Avrupa ile Asya arasındaki Avrasya ekseninde yoğunlaşıyordu. Doğu Akdeniz ve Hint Okyanusu bu sistemin başlıca deniz merkezleriydi.
Amerika kıtasının önemi ise yeni bir ticaret pazarı olmasının yanı sıra değerli metalleriydi.
Avrupa'da altın ve özellikle gümüş sıkıntısı yaşanırken Çin, Avrupa'ya sattığı ürünlerin karşılığında bu metalleri talep ediyordu.
Amerika'daki Zacatecas ve Potosí gibi büyük madenlerden çıkarılan gümüş, Avrupa'nın Asya ile ticaretini sürdürebilmesi için gereken değerli metal kaynağını sağladı.
Bu nedenle Bertrand’a göre Atlantik ticareti hacim ve merkezilik açısından Avrasya ticaretinin gerisinde kalsa bile, zamanla Avrupa-Asya ticaret sisteminin işlemesi açısından vazgeçilmez hale geldi.
Kaynak: Le Monde













Yorumunuz