Cumhuriyet Meclisi’nin dün tamamlanan ve 7 saat süren Olağanüstü Genel Kurul'u Girne açıklarında 30 Ağustos’ta meydana gelen Filojet faciasının araştırılması amacıyla toplandı ancak gündem kısa sürede seçim sistemi, Siyasal Partiler Yasası, Fiber Optik Protokolü ve kamu personeli düzenlemelerine yayıldı.
Muhalefet, hükümeti facianın gölgesinde seçim ve yasa değişikliklerini gündeme taşımakla eleştirdi. Ancak Fiber Optik Protokolü’ne yönelik itirazları nedeniyle Genel Kurul’un saatleri de bu tartışmaya ayrıldı.
Meclis’te seçime kısa süre kala seçim kurallarının değiştirilmesi, parti içi demokrasi, fiber altyapının 25 yıllık kontrolü ve devletin denizcilikteki denetim kapasitesi tartışmalara yol açtı. Günün sonunda facianın araştırılması için verilen iktidar ve muhalefet önergeleri birleştirildi ve beş üyeli Meclis Araştırma Komitesi oy birliğiyle kuruldu.
Cumhuriyet Meclisi’nin 10 Eylül’deki olağanüstü Genel Kurul toplantısı, 30 Ağustos’ta Girne Limanı açıklarında meydana gelen ve ülkeyi yasa boğan Filojet faciasının araştırılması çağrısıyla başladı.
CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) adına yapılan ilk konuşmada, CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli partisinin 3 Eylül’de facianın nedenlerinin, izin ve denetim süreçlerinin, olası idari ihmallerin ve siyasi sorumlulukların ortaya çıkarılması amacıyla Olağanüstü Genel Kurul çağrısı yaptığını hatırlattı. Buna rağmen hükümetin facianın araştırılması dışında seçim ve yasa değişikliklerini de aynı toplantının gündemine taşımasına tepki gösterdi.
Usar, kurulacak araştırma komitesinin “göstermelik” olmaması gerektiğini vurgularken, adli soruşturmadan bağımsız olarak idari ve kurumsal hata ve ihmallerin yanı sıra siyasi sorumluluğun da ortaya çıkarılmasını istedi. Araştırmanın mevcut iktidar dönemindeki uygulamaları kapsayacağı gerekçesiyle komite başkanlığının CTP’ye verilmesini talep etti.
UBP (Ulusal Birlik Partisi) Genel Başkanı ve Başbakan Ünal Üstel ise komitenin Meclis İçtüzüğü doğrultusunda hükümet çoğunluğuyla kurulacağını belirterek, “Biz hükümetiz. O doğrultuda komitenin başkanı da hükümetten olacak” dedi.
Faciadan önce seçim gündemi: İki seçimin de 6 Aralık 2026'da yapılmasında ivedilik alındı
Olağanüstü toplantının ilerleyen bölümünde, genel seçimlerle yerel seçimlerin 6 Aralık 2026’da aynı gün yapılmasını öngören düzenlemenin ivediliği görüşüldü.
Hükümet, iki seçim sürecinin birleştirilmesini seçim yasaklarının uzun döneme yayılmaması, kamu hizmetlerinin kesintiye uğramaması, seçmenin sandığa bir kez gitmesi ve idari yükün azaltılması gerekçeleriyle savundu.
CTP ise genel seçimlerin daha önce 8 Kasım’da yapılmasını önerdiğini anımsattı. CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli, iki seçimin aynı gün yapılmasına hazır olduklarını ancak bunun seçmen, YSK ve sayım-döküm süreçleri açısından doğru olup olmadığının tartışılması gerektiğini söyledi. “Siyaset kurumu siyasi partilerden oluşmuş değildir. Siyaset kurumunun içerisinde seçmenin de var olduğu gerçeği vardır” dedi.
Üstel ise hükümetin seçimden kaçmadığını, iki seçimin aynı gün yapılmasıyla ülkenin aylarca seçim yasakları altında kalmasının önleneceğini savundu.
Genel seçimle yerel seçimin 6 Aralık 2026'da birlikte yapılmasına ilişkin tasarıya oy çokluğuyla ivedilik alındı.
Siyasal Partiler Yasası tartışması: Ataoğlu’ndan “partiler kendi yöntemini belirlesin” önerisi, Derya’dan “Otokrat Parti” çıkışı
Genel Kurul’da siyasi tartışmalarından biri, DP (Demokrat Parti) Genel Başkanı Fikri Ataoğlu’nun Siyasal Partiler Yasası’nda değişiklik önerisinin ivedilikle görüşülmesi sırasında yaşandı.
Ataoğlu’nun sunduğu öneri, siyasi partilerin milletvekili adaylarının belirlenmesi ve sıralanmasında uygulanacak yöntemi kendi tüzük ve yönetmelikleri çerçevesinde belirleyebilmesine olanak tanıyor. Ataoğlu, düzenlemenin partilere zorunlu bir aday belirleme modeli getirmediğini, aksine her siyasi partiye kendi yapısına uygun yöntemi seçme imkânı tanıdığını savundu.
Ataoğlu, isteyen siyasi partinin adaylarını tüm üyelerinin katılımıyla, isteyen partinin delegeleri aracılığıyla, isteyenin de kendi tüzük ve yönetmeliklerinde öngördüğü başka bir yöntemle belirleyebileceğini söyledi. Düzenlemenin yalnızca DP için hazırlanmadığını ve diğer siyasi partilerin de bu imkândan yararlanabileceğini belirtti.
Muhalefetten, düzenlemenin parti üyelerinin aday belirleme hakkını ortadan kaldıracağı yönünde eleştiriler gelmesi üzerine Ataoğlu, bunun DP açısından parti yönetiminin tek başına aldığı bir karar olmadığını, DP Parti Meclisi’nin kararı bulunduğunu ve üyelerin de düzenlemeden haberdar olduğunu söyledi. Üyelerle aday belirlemek isteyen partilerin yine üyeleriyle, delegelerle belirlemek isteyenlerin ise delegeleriyle bunu yapabileceğini tekrarladı.
CTP Milletvekili Doğuş Derya ise tartışmayı yalnızca aday belirleme yönteminin değiştirilmesi olarak değil, parti içi demokrasi ve dünyada yükseldiğini söylediği otoriterleşme eğiliminin bir parçası olarak değerlendirdi.
Derya, dünyada otokratik rejimlerin ve liderlerin yükseldiğini, demokratik mekanizmaların ise giderek aşındığını savunarak, siyasi partilerin sıradan şirketler gibi değerlendirilemeyeceğini söyledi. Bir siyasi partiyi şirketten ayıran temel özelliklerin üyelik sistemi, üyelerin karar süreçlerine katılımı, demokratik müzakere, kamu yararı ve partinin ideolojik-siyasi programı olduğunu vurguladı.
Derya, şirketlerde kararın patron veya işveren tarafından verilebileceğini ancak siyasi partilerde aynı anlayışın uygulanamayacağını savunarak, “Şirketlerde patronlar, işverenler istediklerini, istedikleri yere yerleştirirler” dedi.
Siyasi partilerde üyelerin yalnızca seçim dönemlerinde oy veren kişiler olmadığını, temsil, karar alma ve aday belirleme süreçlerinin parçası olmaları gerektiğini savunan Derya, önerinin bu hakları parti üyelerinden alarak yönetim merkezlerine taşıdığı eleştirisinde bulundu.
Derya daha sonra doğrudan Ataoğlu’na seslenerek, Demokrat Parti’nin adının yasa değişikliğinin ardından “Otokrat Parti” olarak değiştirilip değiştirilmeyeceğini sordu. Düzenlemenin kişisel ve parti çıkarlarını üyelerin demokratik temsil ve karar haklarının önüne koyduğunu savundu.
Ataoğlu ise eleştirilere, düzenlemenin hiçbir partiye belirli bir yöntem dayatmadığını, DP Meclis Üyelerinin bu karardan haberdar olduklarını ve her partinin kendi demokratik mekanizmaları içinde karar verebileceğini söyleyerek karşılık verdi. Önerinin ivedilikle görüşülmesi Genel Kurul’da oy çokluğuyla kabul edildi.
Karma oy kaldırıldı
Genel Kurul daha sonra Seçim ve Halk Oylaması Yasası değişikliğine geçti.
Sıla Usar İncirli, karma oyun kaldırılmasına prensip olarak karşı olmadıklarını ancak seçime üç aydan az süre kala seçim yönteminin değiştirilmesinin yanlış olduğunu söyledi. “Seçime giderken seçim yöntemi değiştirilmez” dedi.
Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkanı Erhan Arıklı ise teoride karma oyun iyi bir sistem olduğunu, ancak zamanla adaylar arasında “paslaşma”, kişisel ilişkiler ve rant alanına dönüştüğünü savundu. Parlamenter sistemde esas olanın siyasi partiler olduğunu belirterek karma oyun kaldırılmasını destekledi.
UBP Milletvekili ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu, 2022 genel seçimlerinde yaklaşık 14 bin karma oy kullanıldığını ve bunların yüzde 41’inin geçersiz sayıldığını söyledi. YSK’nin de karma oyun kaldırılmasının sayımın daha sağlıklı yapılmasını sağlayacağı yönünde görüş bildirdiğini aktardı.
Derya: “Otoriterlik, merkeziyetçilik güçlendikçe artar”
Doğuş Derya ise bu düzenlemeyi, parti başkanlarının aday belirleme gücünü artıran Siyasal Partiler Yasası değişikliğiyle birlikte değerlendirdi. “Önce adayları başkanların belirleyeceği bir yasal düzenleme yapıyorsun, sonra da karma oyu kaldırayım diyorsun; çünkü hizmet ettiğin şey otoriterleşme, faşizan bir rejim kurma” dedi.
Derya, daha geniş bir demokrasi eleştirisi yaparak “Otoriterlik, merkeziyetçilik güçlendikçe artar” dedi; kent konseyleri ve halk meclisleri gibi daha katılımcı modellerin geliştirilmesi gerektiğini savundu.
CTP Milletvekili Devrim Barçın ise karma oyun kaldırılmasının bağımsız adaylara verilen oyların hesaplanmasında eşitsizliğe yol açabileceğini öne sürdü. Bir partiye vurulan mühür ile bağımsız adaya verilen oyun aynı ağırlıkta değerlendirilmeyebileceğini savunarak bunun anayasal seçme hakkı açısından sorun yaratabileceğini söyledi.
Hasipoğlu, bağımsızlarla partiler arasında anayasal eşitsizlik bulunmadığını ve Savcılığın da 17 Ağutos 2026’da verdiği görüşte Anayasa’ya aykırılık görmediğini savundu.
CTP Milletvekili Sami Özuslu ise iktidarı seçimden korkmakla suçlayarak, “Tarihi bir seçim olacak. Üç ortağın üçünün de sandıkta kaldığı bir seçim olacak” dedi. Üstel, “Biz seçimden korkmayız” yanıtını verdi.
Düzenleme oy çokluğuyla kabul edildi.
Fiber optikte 25 yıl, ihale ve Anayasa tartışması
Genel Kurul’un en uzun tartışmalarından biri, Türkiye ile KKTC arasında 24 Eylül 2025’te imzalanan Fiber Optik İş Birliği Protokolü’nde değişiklik yapan ek protokolün onaylanması sırasında yaşandı.
Muhalefet, fiber optik yatırımına karşı olmadığını ancak yatırım modeline, kamusal denetime ve 25 yıllık süreye itiraz ettiğini vurguladı.
CTP Milletvekili Ongun Talat, ilk protokolün 25 yıllık bir imtiyaz modeli yarattığını savunurken, ek protokolde BTHK’nin yetkilerinin, Telekomünikasyon Dairesi’nin konumunun ve mevcut altyapının kullanım koşullarının iyileştirildiğini kabul etti. Buna karşın ana modelin değişmediğini belirterek ret oyu vereceklerini söyledi.
Talat ayrıca yerel internet servis sağlayıcılarının bağımsız işletmeci konumundan yatırımcının ürününü satan “bayi” durumuna düşebileceğini savundu.
CTP Milletvekili Salahi Şahiner ise Türk Telekom ile iş birliğine karşı olmadıklarını ancak yerel işletmelerin de dahil olacağı bir konsorsiyum modelini savunduklarını söyledi. Projenin maliyetine ilişkin kamuoyuna önce yaklaşık 30 milyon dolar, daha sonra 130 milyon dolara kadar çıkan rakamlar yansıdığını öne sürdü ve ayrıntılı projenin kamuoyuyla paylaşılmadığını savundu.
CTP Milletvekili Ürün Solyalı, ana protokol Anayasa Mahkemesi önündeyken ek protokolün Genel Kurul’da görüşülmesinin hukuki sorun yaratabileceğini savundu. “Meclis Başkanlığı hükümetin çantacısı değil” diyerek sürecin usulünü eleştirdi.
Solyalı, henüz yürürlüğe girmemiş ana protokol üzerinde ek protokol yapılamayacağını savunarak, “Anası hayatta değilken nasıl doğuracak?” ifadesini kullandı.
Fiber altyapıyı “siber vatan” olarak nitelendiren Solyalı, 25 yıl boyunca kamunun doğrudan kontrolünde olmamasının stratejik risk taşıdığını ileri sürdü.
Arıklı: “27 milyon dolarlık yatırım, Türk Telekom perakendeye girmeyecek”
Erhan Arıklı ise ek protokolün muhalefetin ve sektör temsilcilerinin eleştirileri sonucunda geliştirildiğini söyledi.
BTHK’nin yetkilerinin açıkça yazıldığını, Telekomünikasyon Dairesi’nin mal varlığı ve gelirlerinin korunacağını, Türk Telekom’un perakende piyasasına girmeyeceğini ve pazarlamanın internet servis sağlayıcılarında kalacağını savundu.
Arıklı, Telekomünikasyon Dairesi omurgasına yapılacak yatırımın maliyetini 27 milyon dolar olarak açıkladı.
25 yıllık süreye ilişkin eleştirilere de teknolojinin çok hızlı değiştiği gerekçesiyle yanıt veren Arıklı, “25 yıl sonrasını şimdiden konuşmak bana göre çok da fazla önemli değil” dedi; altyapının 25 yıl sonunda günün teknolojisine uygun ve çalışır halde devredileceğini savundu.
Özdemir Berova: “Protokol Türk Telekom’la değil, KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında imzalandı”
Maliye Bakanı ve Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Vekili Özdemir Berova, Fiber Optik Protokolü’ne ilişkin konuşmasında, öncelikle protokolün niteliği konusunda “kafa karışıklıklarını gidermek” istediğini belirterek, hem ana protokolün hem de ek protokolün Türk Telekom’la değil, KKTC ile Türkiye Cumhuriyeti arasında iki devlet tarafından imzalandığını vurguladı. Berova, protokolün Türk Telekom’la yapılmış gibi bir algı oluşturulmasının doğru olmadığını söyledi.
Fiber optik altyapıyı ülkenin “tarihi projelerinden biri” olarak nitelendiren Berova, hızlı ve güvenilir internet altyapısına bir vatandaş olarak kendisinin de kavuşmayı “iple çektiğini” ifade etti.
2013 yılından bu yana milletvekili olduğunu hatırlatan Berova, fiber optik konusunda yapılan konuşmaları dinlerken Türkiye’den KKTC’ye su getirilmesi projesi sırasında Meclis’te yaşanan benzer tartışmaları hatırladığını söyledi. O dönemde Lefkoşa’da yaşayan bir vatandaş olarak su sıkıntısını bizzat yaşadığını anlatan Berova, “Evimde banyoya girdiğim zaman akan su ile bir paket şampuanın yetmediği günlerden” bugün gençlerin o dönemi tahayyül dahi edemeyecekleri bir noktaya gelindiğini belirtti.
Fiber optikte de benzer bir dönüşüm yaşanacağını savunan Berova, beş-on yıl sonra gençlerin bugün yaşanan internet ve altyapı sorunlarını hatırlamayacağını, geçmişte bu konuda nasıl bu tür tartışmalar yapıldığını sorgulayacağını ifade etti.
Üstel: “Fiber Optik Projesi yalnızca hızlı internet sağlayacak bir altyapı yatırımı değildir. Veri ve siber güvenlik milli güvenliğin parçasıdır”
Tekrar söz alan Başbakan Ünal Üstel ise Fiber Optik Projesi’ni yalnızca hızlı internet sağlayacak bir altyapı yatırımı olarak değerlendirmedi; projeyi ülkenin stratejik ve güvenlik ihtiyaçlarıyla ilişkilendirdi.
Projede yaklaşık 7 aylık zaman kaybedildiğini savunan Üstel, “Bu projeyi hayati görüyoruz, stratejik görüyoruz. Ülkemizin etrafında, Akdeniz Çanağı’nda neler döndüğünü hep beraber yaşıyoruz” dedi. Üstel, bir 7 ay daha kaybetmek istemediklerini belirterek, protokol üzerinde Türkiye Cumhuriyeti heyetleriyle birlikte çalışıldığını söyledi.
Üstel, fiber altyapının güvenlik boyutunu ise daha açık ifadelerle ortaya koydu: “Veri güvenliği, bilgi güvenliği ve siber güvenlik milli güvenliğin bir parçasıdır. Fiber yalnızca hızlı internet değil.”
Fiber altyapının e-Devlet’in geliştirilmesinin ve 5G’ye geçişin temel unsurlarından biri olduğunu belirten Üstel, projenin devletin veri üretme, toplama ve bu veriyi güvenli biçimde kullanma kapasitesini artıracağını söyledi. Hedeflerinin KKTC’yi “dijital çağı yakalayacak noktaya” taşımak olduğunu kaydetti.
Sıla Usar İncirli buna, “7 ayı kaybettiren doğruyu bulmak için yapılan tartışmalar değil, işin başında işleri yanlış yapmış olmaktır” karşılığını verdi.
Ek protokol açık oylamada oy çokluğuyla kabul edildi.
Sözleşmeli personele 5 yıllık sözleşme tartışması
Genel Kurul’da sözleşmeli kamu personelinin sözleşme sürelerini beş yıllık dönemler halinde düzenleyen değişiklikler de görüşüldü.
CTP Milletvekili Filiz Besim, kadrolu bir kamu görevlisinin asaleten atanmadan önce iki yıllık deneme süreci bulunduğunu hatırlatarak, yeni bir sözleşmeli personele doğrudan beş yıllık sözleşme verilmesinin performans ve liyakat açısından sorunlu olabileceğini savundu.
Devrim Barçın ise sözleşmenin beş yıllık olmasına rağmen “herhangi bir zamanda feshedilebilir” hükmünün korunmasını eleştirerek, “Beş yıllık imzaladığında ve feshedilebilir olduğunda sözleşmelere bir güvence mi verildi?” diye sordu.
CTP’nin, yalnızca en az beş yıldır sözleşmeli çalışanların sonraki sözleşmelerinin beş yıllık yapılması yönündeki değişiklik önerisi reddedildi. Hükümetin önerdiği düzenleme oy çokluğuyla kabul edildi.
Meclis facianın esas görüşmesine saatler sonra geçti
Oturumun son bölümünde, Genel Kurul nihayet 30 Ağustos’taki Filojet faciasının nedenlerinin araştırılmasına ilişkin önergelerin esas görüşmesine geçti.
CTP’nin araştırma önergesinde, geminin teknik ve hukuki olarak sefere uygun olup olmadığı, çıkış öncesinde hangi denetimlerin yapıldığı, kaptanın gerekli ehliyet ve yeterliliğe sahip olup olmadığı, belgelerin hangi makamlar tarafından kontrol edildiği ve Girne Limanı’ndaki kamusal denetim sisteminin etkin çalışıp çalışmadığının ortaya çıkarılması istendi.
Hükümet de Ünal Üstel ve Fikri Ataoğlu imzalı ayrı bir araştırma önergesi sundu. İki önerge de facianın nedenleri, olası ihmaller ve denetim süreçlerinin araştırılmasını talep etti.
Arıklı: “KKTC’de gemiyi denetleyecek sörveyör yok”
Facia üzerindeki en uzun konuşmayı görevden alınan Bayındırlık ve Ulaştırma eski Bakanı Erhan Arıklı yaptı.
Arıklı, Filojet’in 30 Ağustos’ta saat 12.00 civarında hareket ettiğini, yaklaşık 20 dakika sonra su almaya başladığını ve kısa süre içinde yardım çağrısı yapıldığını söyledi.
Kazanın duyulmasından itibaren kendisinin hedef haline getirildiğini; geminin sefere çıkarılması, kaptanın ehliyeti ve hava şartları konusunda baskı yaptığı yönündeki iddiaları reddetti.
Arıklı ayrıca facianın ertesi günü Bakanlık yetkilileriyle basın toplantısı yapmak istediğini ancak Başbakan Ünal Üstel’in kendisine “açıklama yapma, basın toplantısı yapma” dediğini öne sürdü.
Kendisinin hangi kuralı değiştirdiğinin açıklanmasını isteyen Arıklı, “Ben ne hata ettim? O ana kadar başarıyla uygulanan hangi kuralı, hangi işlemi ortadan kaldırdım da bu gemi kazaya uğradı?” diye sordu.
Arıklı, Limanlar Dairesi’nde gemileri teknik olarak denetleyecek bir sörveyör bulunmadığını açıkladı. Teknik denetim yetkisinin 2003’te Türk Loydu’na devredildiğini söyledi.
Daha da dikkat çekici olarak, 2019’da bir kaptanın sörveyörlük eğitimine gönderildiğini ve 2020’de sertifikasını almasına rağmen Bakanlar Kurulu tarafından sörveyör yerine sicil memuru olarak atandığını söyledi.
“O zamandan bu zamana kadar Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi bir deniz ülkesinin sörveyörü yok” diyen Arıklı, bu konunun araştırma komitesi tarafından incelenmesini istedi.
Arıklı: Mayıs ayındaki sosyal medya görüntülerinden sonra şikâyet olmamasına rağmen Filoz Denizcilik uyarıldı
Arıklı, geminin Mayıs 2026’da su aldığına ilişkin görüntüler üzerine Liman Başkanlığı’nın Filo Denizcilik’i uyardığını açıkladı.
Şirketin Akdeniz Tersanesi’ne giderek bakım ve onarım yaptırdığını, Türk Loydu’nun da gemiyi 2 Haziran 2026’da yeniden denetlediğini söyledi.
16 Mayıs’taki su alma görüntülerinin Bakanlığa resmi şikâyet olarak gelmediğini ancak sosyal medyadaki görüntülerin dikkate alındığını belirten Arıklı, 2 Haziran’daki denetimde bu soruna ilişkin hangi tespitlerin yapıldığının Türk Loydu tarafından açıklanması gerektiğini söyledi.
Arıklı ayrıca, gemi limandan çıkarken fiziki denetim yapılmadığını, kontrolün evrak üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.
“Kusurum varsa milletvekilliğini bile bırakırım”
Erhan Arıklı, kaza konusunda kendi sorumluluğu bulunmadığını savunarak, “Benim herhangi bir hatam varsa, herhangi bir sorumluluğum varsa bırakın istifayı, milletvekilliğini bile bırakırım” dedi.
Kaptan veya mürettebatın ihmalinden Bakanlığın ya da Limanlar Dairesi’nin sorumlu tutulamayacağını savundu.
Arıklı daha sonra koalisyon ortaklarına da sert çıktı. Dört buçuk yıl UBP ve DP ile yol arkadaşlığı yaptığını, ortaklık nedeniyle yanlışlarını dahi savunduğunu söyledikten sonra, “Bu olayda maalesef hem UBP hem DP Yeniden Doğuş Partisi’ni arkadan vurdular” ifadelerini kullandı ve “Günü gelince bunun hesabı sorulur” dedi.
İncirli: “Yetki devri devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz”
CTP ise Arıklı’nın Türk Loydu üzerinden yaptığı savunmaya itiraz etti.
Türk Loydu’nun verdiği belgenin klas sertifikası olduğu, bunun dışında emniyet, güvenlik, tonaj, yükleme ve gemi personeline ilişkin başka denetimlerin bulunduğu belirtildi.
CTP adına Sıla Usar İncirli yaptığı konuşmada geçmişte Limanlar Dairesi’nde biri kaptan, biri başmühendis iki kişinin sörvey işlerini yürüttüğü ancak bu kişilerin emekli olmasının ardından yerlerinin doldurulmadığı savundu.
“Denetimsizliğin başladığı tarih de bu iki insanın emekli olmasıyla gelişti” diyerek, üç limanda sekiz kaptan bulunması gerekirken dört kaptanın görev yaptığı; liman güvenlik şefi ve güvenlik memuru kadrolarının da boş olduğu öne sürdü.
Sıla Usar İncirli, KKTC’nin “bayrak devleti” olduğunu vurgulayarak teknik yetkinin Türk Loydu’na devredilmiş olmasının devletin bütün denetim sorumluluğundan vazgeçebileceği anlamına gelmediğini savundu.
Taçoy: "Mürettebat belgelerini Liman Başkanlığı kontrol eder"
UBP Milletvekili Hasan Taçoy da araştırma komitesinin ele alması gereken teknik belgeleri sıraladı.
Filojet’in 42,8 metre uzunluğunda, 10,6 metre genişliğinde, fiberglas yapıda ve 339 gros ton olduğunu; 259 yolcu ve 8 mürettebat olmak üzere toplam 267 kişi kapasiteli olduğunu söyledi.
Taçoy, Türk Loydu klas belgesinin 2 Haziran 2026’da düzenlendiğini ve 3 Mart 2029’a kadar geçerli olduğunu, belgede geminin 3 metreyi aşan dalga yüksekliğinde denize çıkmaması gerektiğine ilişkin sınırlama bulunduğunu aktardı.
Araştırma komitesinin geminin genel yerleşim planı, yolcu oturma planı, güvenlik ekipmanı, can kurtarma teçhizatı, toplanma alanları ve acil çıkış planlarını istemesi gerektiğini söyledi.
Taçoy’a gemi mürettebatının belgelerinin kimin sorumluluğunda olduğu da soruldu.
Taçoy, kaptan, ikinci kaptan, mühendisler ve mürettebatın belge ve eğitim yeterliliklerinin gemi hareket etmeden önce Liman Başkanlığı tarafından kontrol edilmesi gereken belgeler olduğunu söyledi.
Üstel, defalarca sorulmasına rağmen Arıklı’nın neden görevden alındığını açıklamadı
Başbakan Ünal Üstel, konuşmasında Filojet’te toplam 267 kişi bulunduğunu, 239 kişinin kurtarıldığını ve geminin yaklaşık 554 metre derinliğe battığını söyledi.
Arama çalışmalarında daha gelişmiş robotik sistemlere sahip özel bir geminin İstanbul’dan yola çıktığını ve batığın içine girerek arama yapabilecek kapasitede olduğunu açıkladı.
Üstel ayrıca soruşturmaların tamamlanmadan kişilerin suçlanmasının doğru olmadığını savundu.
Ancak CTP Milletvekili Sami Özuslu, Genel Kurul’da oturduğu yerden Üstel’e defalarca, “Erhan Bey’i neden görevden aldığınızı bir cümle dahi kurmadınız. Kamuoyu bekliyor; niçin görevden aldınız?” diye sordu. Üstel ise konunun hassas olduğunu belirterek tartışmayı uzatmadı ve Arıklı’nın görevden alınma gerekçesine ilişkin bir yanıt vermedi.
Araştırma komitesi oy birliğiyle kuruldu
Genel Kurul’un sonunda CTP’nin ve hükümet ortakları Ünal Üstel ile Fikri Ataoğlu’nun ayrı ayrı sunduğu Meclis araştırma önergeleri oy birliğiyle kabul edildi.
Konuları aynı olan iki önergenin birleştirilmesine ve araştırmanın beş üyeli özel komite tarafından yürütülmesine karar verildi.
Komitenin oluşturulmasına ilişkin karar da oy birliğiyle kabul edilerek olağanüstü Genel Kurul toplantısı sona erdi.













Yorumunuz