Dünya

Kremlin’in karanlık yüzünü anlatan kitap: Putin’in 26 yıllık iktidarı mercek altında

Mikhail Rubin ve Roman Badanin, 17 Eylül’de yayımlanacak araştırma kitaplarında Vladimir Putin rejiminin yalanlarını ve !ideolojisi olmayan, sınırsız bir sinizme sahip! bir liderin iktidarının gerçek yüzünü çözümlemeye çalışıyor. Le Monde gazetesi, kitaptan geniş bölümler yayımladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çeyrek asrı aşan iktidarını mercek altına alan Rus araştırmacı gazeteciler Roman Badanin ve Mikhail Rubin, Kremlin’de kurulan sistemin temelinde ideolojiden çok iktidarı koruma, dar bir çevreye duyulan güven, korku, şiddet ve çıkar ilişkilerinin bulunduğunu savunuyor.

İki gazetecinin “Le Tsar en personne. L’enquête russe sur le vrai Vladimir Poutine” ("Çar’ın Kendisi: Gerçek Vladimir Putin Üzerine Rus Soruşturması") adlı kitabı, Putin’in KGB yıllarından St. Petersburg belediyesindeki kariyerine, 1999’da iktidara yükselişinden muhalif lider Aleksey Navalni’nin 2024’te cezaevinde ölümüne ve Ukrayna savaşına uzanan dönemi inceliyor.

Le Monde gazetesi, Fransa’da 17 Eylül’de yayımlanacak 800 sayfalık kitaptan geniş bölümler aktararak eseri, Putin yönetiminin kökenlerini, işleyiş mekanizmalarını ve zayıflıklarını ortaya koymaya çalışan kapsamlı bir araştırma olarak tanıttı.

Kitabın yazarları Rubin ve Badanin, uzun yıllar Moskova’da çalışan ancak bugün ülkeleri dışında yaşamak zorunda kalan iki tanınmış araştırmacı gazeteci. Eser, yirmi yılı aşkın gazetecilik çalışmalarının ürünü.

Putin rejimini anlatan bir Sovyet kavramı: “Vissiak” / “Askıda kalan dosyalar"

Yazarların Putin dönemini açıklarken başvurdukları dikkat çekici kavramlardan biri Sovyet döneminden geliyor: “vissiak.”

Mikhail Rubin ve Roman Badanin, kitapta tek önceliği varlığını sürdürmek olan Putin rejiminin karanlık geçmişini “vissiak” kavramı üzerinden anlatıyor. “Üzeri örtülen ya da gömülen dosyalar” anlamında kullanılan bu kavramın izini, Putin’le güç mücadelesine giren Başsavcı Yuri Skuratov’un 1999’da istifasına yol açan sözde cinsel ilişki görüntülerinden, yolsuzluk araştırmalarıyla Putin’in “lider” imajını zedeleyen en tanınmış muhaliflerinden Aleksey Navalni’nin 2024’te cezaevinde öldürülmesine kadar sürüyorlar.

Sovyet ve daha sonra Rus soruşturma jargonunda kullanılan kelime, “askıda kalan” dosyaları ifade ediyor. Badanin ve Rubin bu kavramı, rejimin çözülmesini istemediği, gerçeğin ortaya çıkmasının iktidara zarar verebileceği için sonuçlandırılmadan bırakılan veya gömülen olayları tanımlamak için kullanıyor.
Yazarlara göre “askıda bırakılmış dosyalar”, Putin sisteminin yaklaşık çeyrek yüzyıllık tarihinde tekrar tekrar ortaya çıkan bir model oluşturuyor.

Yazarların tezi: "Her suçunu örtbas etmek için yeni suçlar işlemek zorunda kaldı"

Badanin ve Rubin’in temel tezlerinden biri, Putin yönetiminin geçmişte yaşanan olayların hesabını vermekten kaçınmasının rejimi sürekli ileriye doğru kaçmaya zorladığı.

Mikhail Rubin ve Roman Badanin, “FSB (eski adıyla KGB) suikastlarından Çeçen savaşlarının vahşetine, Rus devletinin sistematik yağmalanmasına kadar Vladimir Putin, her suçunu örtbas etmek için yeni suçlar işlemek zorunda kaldı” diye ısrar ediyorlar. İki yazar, “gerçek bir baş döndürücü koşu” olarak nitelendirdikleri olayları metodik bir şekilde anlatıp analiz ettikten sonra, son sözlerinde , “Bir gün geçmişteki tüm eylemlerinden sorumlu tutulursa ne olur?” diye soruyorlar.

Yazarlara göre bu ihtimal, sistemin neden sürekli kendisini korumaya ve iktidarı daha da merkezileştirmeye yöneldiğini anlamak açısından kilit önem taşıyor.

Putin’in çevresindeki üç grup

Kitabın dikkat çekici bölümlerinden biri de Putin’in çevresinde yıllar içinde oluşan iktidar ağının anatomisini çıkarıyor.

Badanin ve Rubin bu ağı üç ana grupta topluyor.

İlk grubu “Çekistler” oluşturuyor. Bunlar Putin’in KGB geçmişinden gelen eski istihbarat mensupları ve kariyerinin ilk dönemlerinden tanıdığı kişiler.

İkinci grup “Petersburglular.” Putin’in St. Petersburg belediyesinde görev yaptığı dönemde birlikte çalıştığı veya yakınlık kurduğu isimler daha sonra Moskova’daki siyasi ve ekonomik sistemin önemli pozisyonlarına taşındı.

Üçüncü grubu ise yazarların “haydutlar/banditler” olarak nitelendirdiği, kişisel servetlerini büyütürken iktidar çevresiyle karşılıklı çıkar ilişkileri geliştiren iş insanları oluşturuyor.

Yazarlara göre Putin yalnızca son derece küçük bir insan grubuna güveniyor; bu kişilerin çevresinde de akrabalar, yakın dostlar ve ortaklardan oluşan daha küçük ağlar bulunuyor.

Böylece devlet yönetimi, giderek birbirine bağlı dar çevrelerden oluşan bir sisteme dönüşüyor.

“Sınırsız bir acımasız”, “patolojik bir yalancı”

Badanin ve Rubin, Putin’in KGB ve St. Petersburg yıllarının siyasi karakterinin şekillenmesinde belirleyici olduğunu savunuyor.

İki gazeteci, bu dönemden Putin'e miras kaldığını ileri sürdükleri özellikler arasında maddi kompleksleri ve sınırsız bir acımasızlığı sayıyor.

Kitabın en sert değerlendirmelerinden biri ise Putin’in “patolojik bir yalancı” haline geldiği iddiası.

Yazarlara göre Putin yönetimi yıllar boyunca ülkede giderek güçlenen korku ve şiddet atmosferini kamuoyuna sunulan söylemlerin arkasında gizledi.

Kitabın iddiası: Ukrayna'nın işgaline Ekim 2021'de karar verildi

Araştırmanın en dikkat çekici iddialarından biri Ukrayna savaşıyla ilgili.

Kitapta adı açıklanmayan üst düzey bir kaynağa dayanılarak, Putin’in Ukrayna’ya karşı geniş çaplı savaşa Ekim 2021’de karar verdiği ileri sürülüyor.

Bu tarih, Rusya'nın 24 Şubat 2022'de başlattığı geniş çaplı Ukrayna işgalinden yaklaşık dört ay öncesine denk geliyor.

Bu iddia kitabın kaynaklarına dayanıyor; Le Monde'un aktardığı bölümde bunu bağımsız olarak doğrulayan ek bir belge sunulmuyor.

Rejim yolsuzluğunu perdelemek için “geleneksel değerler” söylemine yöneldi

Badanin ve Rubin, Putin yönetiminin ideolojik dönüşümünde 12 Aralık 2012 tarihli ulusa sesleniş konuşmasını önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriyor.
Bu tarihten sonra Kremlin'in giderek daha yoğun biçimde “geleneksel değerler” söylemine yöneldiğini belirten yazarlar, muhafazakârlığın zamanla devlet ideolojisi haline getirildiğini savunuyor.

Kitapta bu dönüşümün Putin'in kişisel ideolojik inançlarından kaynaklanmadığı ileri sürülüyor.

Yazarlara göre “geleneksel değerler” söylemi, rejimin yolsuzluğunu perdelemek ve kamuoyunu başka alanlara yönlendirmek amacıyla kullanılan bir propaganda aracına dönüştü.

Putin'e özel hayatı üzerinden “ikiyüzlülük” suçlaması

Kitap, Putin'in kamuoyundan büyük ölçüde gizlenen özel hayatına da geniş yer ayırıyor.

Putin ile Lyudmila Putina'nın yaklaşık 30 yıllık evliliklerinin ardından 2013'te boşandıklarını hatırlatan yazarlar, Kremlin'in oluşturduğu kamuoyu görüntüsü ile Putin'in gerçek özel hayatı arasında büyük bir uçurum bulunduğunu ileri sürüyor.

Mikhail Rubin ve Roman Badanin, Vladimir Putin’in çeşitli ilişkilerini ve bu ilişkilerden olan çocuklarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Bunun yanı sıra, Putin'in çapkın yaşam tarzına eşlik eden yolsuzlukları da gözler önüne seriyorlar. Yazarlar, “patolojik derecede cimri” olarak niteledikleri Putin’in ne eşine, ne çocuklarına ne de sevgililerine herhangi bir servet bırakmadığını; ama her şeyden önemlisi, çeyrek yüzyıldır Ruslara yalan söylediğini belirterek onun “ikiyüzlülüğünü” eleştiriyor. 

“Putin’in ‘inanç’ dediği şey soğuk hesap, sinizm ve çıkar”

Araştırmanın vardığı en önemli sonuçlardan biri Putin’in gerçekte belirgin ve değişmez bir ideolojik dünya görüşüne sahip olmadığı iddiası.

Badanin ve Rubin'e göre Putin'in siyasi kararlarını yönlendiren şey tutarlı bir ideolojiden ziyade iktidarın korunması ve kişisel-siyasi çıkar hesabı.

İki gazeteci bunu kitaplarında, Putin'de “inanç” yerine geçen şeyin “en soğuk hesap, sinizm ve iyi anlaşılmış çıkar” olduğu şeklinde özetliyor.

Bu yaklaşım, kitabın Putin portresinin de merkezini oluşturuyor: İdeolojik hedefleri doğrultusunda hareket eden bir liderden çok, koşullara göre söylemini değiştiren ve önceliğini kendi iktidarının devamına veren bir siyasetçi.

Rusya'da yasaklandı, sürgündeki Ruslar arasında yayıldı

Kitap ilk olarak Temmuz 2025'te Londra merkezli bağımsız yayınevi BAbook tarafından Rusça yayımlandı.

Kremlin açısından siyasi açıdan sakıncalı kabul edilen eserlerde uzmanlaşan yayınevinin bastığı kitap Rusya'da yasaklandı. Buna karşın özellikle ülke dışında yaşayan Ruslar arasında geniş bir okuyucu kitlesine ulaştı.

Mayıs ayında İsveççe çevirisi yayımlanan kitabın Fransızca baskısı ise Guillaume Lancereau'nun çevirisiyle Les Arènes tarafından 17 Eylül'de piyasaya çıkarılacak.
Le Monde'un yorumunda kitabın Moskova'da yalnızca muhalif çevrelerin değil, iktidarın en üst kademeleri ve Rus elitlerinin de dikkatini çektiği belirtiliyor.

Kitaptan:

"Savaş yanlısı Putin

Çeçenistan, Vladimir Putin’e belirleyici bir siyasi ders verdi: Her savaş -hatta yalnızca silahların takırtısı bile- henüz yeni filizlenmekte olan bir siyasi popülariteyi hızla yükseltmeye yeter. Ağustos 1999’da, İkinci Çeçenistan Savaşı’nın başlamasının hemen öncesinde, Putin’in iktidara gelmesi ihtimali bile düşünülemez görünüyordu. Gazeteci Elena Tregubova, o günlerde Kremlin’de iletişim alanında çalışan bir yetkiliyle yaptığı konuşmayı hatırlıyor. Bütün kariyerini devlet yalanları üzerine inşa edecek bir adam açısından şaşırtıcı biçimde, yetkilinin cevabı son derece açık ve samimiydi: Putin mi? ‘Hiç şansı yok.’ Ancak kısa bir süre durakladıktan sonra sözünü düzeltti. Aslında bir yol vardı: ‘Küçük ve muzaffer bir savaş.’

Bu ifadenin anlamını kavrayabilmek için son Rus İmparatoru II. Nikolay’ın hüküm sürdüğü 1904-1905 yıllarına dönmek gerekir. İçişleri Bakanı, ‘Rusya’yı devrimden koruyacağına’ inanarak, zayıflamış Japonya’ya karşı ‘küçük ve muzaffer bir savaş’ başlatması için onu ikna etmişti. Bilindiği üzere Çar’ın adamı her açıdan yanılmıştı: Rus-Japon Savaşı aşağılayıcı bir askeri yenilgiyle sonuçlanmış, buna 1905’te patlak veren devrim de eşlik etmişti.

(…)

‘Küçük ve muzaffer savaş’, Vladimir Putin için Nikolay Romanov’a olduğundan çok daha kazançlı oldu. Çeçenistan topraklarının büyük bölümünün ele geçirilmesinin ardından, Ocak 2000’de Putin yüzde 84’lük destek oranıyla ilk popülarite rekorunu kırdı. Askeri yöntem mucize yaratmıştı. İki başkanlık dönemi sonra aynı reçete yine aynı ölçüde etkili olacaktı. Eylül 2008’de Putin’in desteği yüzde 88’e çıkarak yeni bir rekora ulaştı. Bunun arkasında yine zaferle sonuçlanan bir savaş vardı: Rus ordusu bir ay önce, beş gün süren harekâtın sonunda Gürcistan’ı yenmişti. Ancak propaganda aygıtı bu başarıyı aşırı biçimde kullanmaktan kaçındı; çünkü zaferin, o dönemde devlet başkanlığı koltuğunda bulunan ve yazarların ‘kukla başkan’ olarak nitelediği Dmitri Medvedev’in hanesine yazılmasından endişe ediliyordu. Nitekim Medvedev’in popülaritesi on puan yükseldi. Putin, zaferin siyasi getirilerini paylaşmak yerine bu zaferi gömmeyi tercih etti. Operasyon unutuldu ve kamuoyu yoklamalarındaki destek oranları düşmeye başladı.

Putin rejiminin nasıl evrildiğini anlamaya çalışanlar açısından bu dönem kritik bir dönemeçtir. 1999'da tek bir savaş, Putin'in popülaritesinin olağanüstü biçimde yükselmesine yetmişti. Yaklaşık on yıl sonra ise savaşın yokluğunda bu destek geri döndürülemez biçimde eriyor gibi görünüyordu. 2012'de seçmenlerin yalnızca yüzde 60'ı Putin'in icraatlarını onaylıyordu. Bu oran, bir bakıma Rusya Devlet Başkanı'nın “normal koşullardaki” desteğiydi: Tüm medyayı demir yumrukla kontrol ettiği ve muhaliflerini birer birer tasfiye ettiği, ancak yeni bir savaş başlatmadığı dönemlerdeki düzey. Dolayısıyla Kırım'ın zorla Rusya'ya ilhak edilmesinin ardından desteğin zirveye, yani neredeyse yüzde 90'a çıkması; bir süre sonra ise yeniden gerileyerek 2021 sonbaharında yüzde 60 civarında seyretmesi şaşırtıcı değildir. Oysa bu dönem büyük bir dönüm noktasıydı. Putin, kendisine beşinci, ardından da altıncı kez devlet başkanı olma imkânı tanıyacak şekilde Anayasa'yı yeniden yazmıştı. Her seçimde kendi seçim rekorlarını kırmaya alışmış bir diktatörün böylesine vasat bir popülarite düzeyiyle yetinmesi düşünülemezdi. Önceki bölümde, Putin'in başlangıçtaki popülaritesinin Çeçenistan Savaşı'yla pek ilgisi olmadığına inanan -ya da bizi buna inandırmak isteyen- üst düzey bir Kremlin yetkilisinin itirazını aktarmıştık. Aynı kişi, Ukrayna savaşı konusunda da aynı tezi savundu: Savaşın başlatılmasının, başkanın yeni bir dönem için aday olma hırsıyla hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi. Ancak muhatabımız önemli bir noktayı kabul etmek zorunda kaldı: Putin savaşı başlatmaya 2021 sonbaharında karar verdi."

Kaynak: Le Monde

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın