Aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD), Almanya’da “söylenebilir olanın” sınırlarını giderek daha ileri taşırken, partinin yükselişi ülkenin geleneksel siyasi dengelerini de yerinden oynatıyor.
Saksonya-Anhalt eyaletinde seçimi kazanan AfD’nin bölgesel lideri Ulrich Siegmund’un yürüttüğü kampanya, aşırı sağcı söylemlerin giderek normalleştiği yönündeki tartışmaları genişletiyor.
Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde ise 20 Eylül’de yapılacak seçimlere bir hafta kala Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) siyasetçileri, partinin yüzde 5 seçim barajını aşamayarak eyalet parlamentosunun dışında kalabileceği “en kötü senaryoyu” açıkça tartışmaya başladı.
Der Spiegel yazarı Felix Bohr, AfD’nin kullandığı dili, Nazi rejiminin zulmüne uğrayan filolog Victor Klemperer’in yıllar önce ideolojik dilin toplum üzerindeki etkisine ilişkin yaptığı uyarı üzerinden değerlendirdi.
“Sözcükler küçücük arsenik dozları gibi olabilir”
Bohr, bir süredir TikTok’ta takip ettiği Ulrich Siegmund’un seçim kampanyasını “herkesin gözü önünde başarıya ulaşan tehlikeli bir deney” gibi izlediğini belirtti.
Saksonya-Anhaltlı aşırı sağcı siyasetçinin insanlık dışı mesajları yüzünde bir gülümsemeyle aktarabildiğine dikkat çeken Bohr, bunun son örneği olarak Siegmund’un “göçmenlerin geri gönderilmesi ve sınır dışı etme operasyonları” için “askeri teçhizat kullanılması” yönündeki sözlerini gösterdi.
Bu söylem, “söylenebilir olanın sınırlarını” sürekli olarak daha ileri taşımaya yönelik uzun bir sürecin parçası.
Nazi rejiminin zulmüne uğrayan filolog Victor Klemperer de ideolojik söylemlerin toplum üzerindeki sinsi etkisine karşı yıllar önce şu sözlerle uyarmıştı: “Sözcükler küçücük arsenik dozları gibi olabilir; fark edilmeden yutulurlar, hiçbir etkileri yokmuş gibi görünürler ama bir süre sonra zehrin etkisi ortaya çıkar.”
“AfD ülkeyi azar azar zehirliyor”
Bohr, Klemperer’in bu sözlerinden hareketle Almanya’da son yıllarda yaşananları “AfD’nin ülkeyi azar azar zehirlemesi” olarak nitelendiriyor.
Öte yandan AfD’nin Saksonya-Anhalt Eyalet Meclisi grubunda yer alan bir milletvekili, eşcinselliğin hapis cezasıyla cezalandırılmasını savunarak, “Bunu Almanya’da da yapmalıyız!” dedi.
Aynı gruptan bir başka AfD milletvekili ise göçmen kökenli çocukları “okuldaki kurtlar” olarak nitelendirdi. Milletvekili ayrıca Almanya’nın Nazi geçmişiyle yüzleşmesini hedef alarak, Nazi dönemine ilişkin tarihsel sorumluluk ve suçluluk duygusunun 80 yıldır bilinçli biçimde “canlı tutulduğunu” öne sürdü.
Bohr, AfD’nin ileride hükümet kurabilecek çoğunluğa veya siyasi desteğe ulaşması halinde bu söylemlerin çok daha güçlü biçimde devlet politikalarına taşınabileceğine dikkat çekti. Demokratik kurumların ve sivil toplumun aşırı sağcı dil ve siyasetin giderek normalleşmesine direnebilmesini umduğunu belirtti.
Mecklenburg-Vorpommern’da CDU için yüzde 5 barajı korkusu
AfD’nin yükselişinin geleneksel partiler üzerindeki etkisinin bir başka çarpıcı örneği Mecklenburg-Vorpommern eyaletinde yaşanıyor.
20 Eylül’de yapılacak eyalet seçimlerine bir hafta kala CDU siyasetçileri, partinin yüzde 5 seçim barajını aşamayarak eyalet parlamentosunun dışında kalabileceği “en kötü senaryoyu” açıkça tartışmaya başladı.
Son anketlerde CDU’nun oy oranı yaklaşık yüzde 7’ye kadar geriledi.
Eyalet CDU’sunun eski parti ve meclis grubu başkanı Eckhardt Rehberg de mevcut anket sonuçlarının “CDU’nun Mecklenburg-Vorpommern Eyalet Meclisi’nin dışında kalması tehlikesini” ortaya çıkardığını söyledi.
AfD anketlerde birinci sırada
Mecklenburg-Vorpommern’daki seçime yönelik kamuoyu yoklamalarında AfD ilk sırada yer alırken, onu Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) izliyor.
CDU ise yaklaşık yüzde 7 ile parlamentoya girebilmek için gerekli yüzde 5 barajının yalnızca birkaç puan üzerinde bulunuyor.
Partinin yaşadığı gerilemenin boyutu 2021 seçimleriyle karşılaştırıldığında daha açık görülüyor. CDU, Eylül 2021’de yapılan son eyalet seçiminde oyların yüzde 13,3’ünü almıştı.
Aşırı sağın yükseldiği bir diğer ülke ise İsveç. Ülkede pazar günü yapılacak seçim öncesinde radikal sağcı, milliyetçi ve göç karşıtı İsveç Demokratlarının lideri Jimmie Åkesson, seçimin en büyük kazananı olmaya aday.
Der Spiegel’e göre Åkesson’un seçim kampanyasında da korku siyaseti öne çıkıyor.
Åkesson, ülkede sözde bir “tecavüz salgını” yaşandığını ileri sürüyor. Göçmenlerin cezalarda indirimden yararlandığını iddia eden Åkesson, “Üçüncü tecavüzünde yüzde 83 indirim alıyorsun” ifadelerini kullanıyor.
İsveç Demokratları, 2022’den bu yana Başbakan Ulf Kristersson’un merkez sağ hükümetini dışarıdan destekliyor ve ülkenin göç ve güvenlik politikaları üzerinde güçlü bir etkiye sahip.
Seçimin başa baş geçmesi beklenirken, son kamuoyu yoklamalarında merkez sol blok az farkla önde bulunuyor.
İsveç’teki tablo, kökleri aşırı sağ çevrelere uzanan bir partinin resmen hükümette yer almadan da ülkenin siyasi gündemini ve politikalarını ne ölçüde değiştirebildiğini ortaya koyuyor.
Kaynak: Der Spiegel













Yorumunuz