Türkiye A Milli Kadın Voleybol Takımı’nın İtalya’yı 3-2 yenerek üst üste ikinci kez Avrupa şampiyonu olması, kadın voleybolunda yıllardır devam eden yükselişi yeniden gündeme taşıdı.
BirGün gazetesinden Eren Tutel’in kapsamlı haberine göre, Türkiye’nin bugün dünyanın önde gelen voleybol ülkelerinden biri haline gelmesinin arkasında tek bir başarılı jenerasyon ya da birkaç yılda gerçekleştirilen yatırımlar değil, yaklaşık yüz yıla yayılan bir sistem bulunuyor.
Türkiye’nin 2023’te kazandığı ilk Avrupa şampiyonluğunun ardından unvanını koruması da bu sürekliliğin son halkası oldu.
Türkiye, Sinan Erdem Spor Salonu’nda 17 bini aşkın seyircinin izlediği finalde İtalya karşısında iki kez geriye düşmesine rağmen maçı 3-2 kazanarak Avrupa şampiyonluğuna ulaştı. Bu sonuçla Los Angeles 2028 Olimpiyatları’na doğrudan katılma hakkı da elde edildi.
Türkiye, yaklaşık bir ay önce kazandığı 2026 Milletler Ligi şampiyonluğuyla birlikte son üç yılda ikinci VNL ve ikinci Avrupa Şampiyonası zaferine ulaştı. Araya Paris 2024 Olimpiyatları’ndaki dördüncülük ve 2025 Dünya Şampiyonası’ndaki ikincilik de girdi.
Voleybolun temeli okullarda atıldı
Tutel’in haberinde dikkat çektiği üzere Türkiye’de voleybolun kökleri Cumhuriyet’ten önceye, 1919’a kadar uzanıyor.
İsveç’te beden eğitimi eğitimi alan Selim Sırrı Tarcan’ın voleybolu okullara taşıması, daha sonra oluşacak modelin de ilk adımı oldu. Spor Türkiye’de başlangıçta profesyonel kulüplerden ziyade okul ve eğitim sistemi üzerinden yayıldı.
1958’de bugünkü Türkiye Voleybol Federasyonu’nun temeli olan Voleybol-Eltopu Federasyonu kuruldu. Kadın Milli Takımı ilk uluslararası karşılaşmasını 1957’de oynarken, 1963’te ilk kez Avrupa Şampiyonası’na katıldı. Kadınlarda ülke çapında deplasmanlı lig sistemine ise 1984-85 sezonunda geçildi.
Eczacıbaşı ile kadın voleybolu kurumsallaştı
Türkiye kadın voleybolundaki en önemli kırılma noktalarından biri Eczacıbaşı’nın uzun vadeli yatırımı oldu.
1966’da kurulan kulübün kadın voleybol takımı 1968’de İstanbul Ligi’ne katıldı ve 1972-73 sezonundan başlayarak 17 yıl üst üste Türkiye şampiyonluğunu kazandı.
Eczacıbaşı 1980’de Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’nda ikinci olurken, 1999’da Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nı kazanarak Türkiye kadın voleyboluna ilk Avrupa kulüp kupasını getirdi.
Ancak Tutel’in işaret ettiği asıl önemli dönüşüm, Eczacıbaşı’nın 1990’ların ilk yarısından itibaren diğer spor branşlarından çekilerek kaynaklarını kadın voleybolunda yoğunlaştırmasıydı.
Böylece kadın sporu bir kurum açısından yan faaliyet olmaktan çıkarak uzun vadeli yatırım yapılan temel spor branşına dönüştü. A takımın yanı sıra altyapıya, spor okullarına, tesislere ve genç sporculara yatırım yapılması da bu modelin sürekliliğini sağladı.
VakıfBank ve Fenerbahçe rekabeti başka bir seviyeye taşıdı
Eczacıbaşı’nın açtığı yol daha sonra VakıfBank ve Fenerbahçe’nin büyük yatırımlarıyla genişledi.
1988’de kurulan VakıfBank, zaman içinde Avrupa’nın en başarılı kadın voleybol organizasyonlarından birine dönüştü. 2026 Şampiyonlar Ligi finalinde Eczacıbaşı’nı yenerek yedinci Avrupa şampiyonluğunu kazanan VakıfBank, organizasyon tarihinde kadınlar ve erkekler dahil en fazla şampiyonluk kazanan kulüp oldu.
Fenerbahçe ise 2010’da Dünya Kulüpler Şampiyonası’nı kazanan ilk Türk takımı oldu ve 2012’de Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaştı.
Birden fazla Türk kulübünün aynı anda dünya ölçeğinde yatırım yapması, milli takım açısından da önemli bir avantaj yarattı.
Milli oyuncular yılın büyük bölümünü dünyanın en iyi voleybolcuları ve antrenörleriyle aynı ligde geçirirken, Türkiye Ligi adeta yıl boyunca çalışan bir milli takım laboratuvarına dönüştü.
Türkiye Ligi dünyanın merkezlerinden biri oldu
Türk kulüplerinin başarıları 2010’lardan itibaren giderek arttı.
Fenerbahçe’nin 2010’daki dünya şampiyonluğunu VakıfBank ve Eczacıbaşı’nın Avrupa ve dünya kupaları izledi. 2023 Dünya Kulüpler Şampiyonası finalinde Eczacıbaşı ile VakıfBank karşı karşıya gelirken, 2023 ve 2026 Şampiyonlar Ligi finalleri de aynı iki Türk kulübü arasında oynandı.
2026’da Galatasaray’ın CEV Kupası’nı kazanmasıyla uluslararası başarı daha geniş bir kulüp tabanına yayıldı.
Dünyanın en önemli oyuncularının Türkiye’de oynaması da Türk sporcuların uluslararası düzeydeki rekabete yıl boyunca alışmasını sağladı.
Milli Takım’ın yükselişi 2003 Avrupa Şampiyonası’yla başladı
Kulüpler uluslararası başarı elde etmeye başlarken, A Milli Takım’ın yükselişinde 2003 Avrupa Şampiyonası önemli bir dönüm noktası oldu.
Ankara’da düzenlenen turnuvada Türkiye finale çıkarak Avrupa ikinciliğini elde etti. Neslihan Demir’in de aralarında bulunduğu jenerasyon, kadın voleybolunun çok daha geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
2011’de Avrupa üçüncülüğü geldi, Türkiye 2012 Londra Olimpiyatları’na katılarak kadın voleybolunda tarihinde ilk kez olimpiyatlarda yer aldı. Ancak bugünkü sistemin geleceğine ilişkin daha önemli işaretler genç milli takımlardan geliyordu.
Türkiye 2011’de kadınlarda Avrupa Gençler Şampiyonası’nı ve FIVB Kadınlar Dünya Şampiyonası’nı kazandı. Bir yıl sonra U20 Avrupa Şampiyonası şampiyonluğu geldi.
Başka bir ifadeyle A Milli Takım Avrupa şampiyonluğuna ulaşmadan yaklaşık 12 yıl önce altyapı milli takımları Avrupa ve dünya şampiyonlukları kazanmaya başlamıştı.
"Fabrika Voleybol" ile taban genişletildi
2009’da eğitim vermeye başlayan TVF Spor Lisesi ve 2010’da açılan Ankara’daki TVF Voleybol Kampüsü, oyuncu geliştirme sisteminin kurumsallaşmasının önemli parçaları oldu.
2013’te başlatılan "Fabrika Voleybol" projesi ise sistemi daha küçük yaşlara taşıdı.
6-12 yaş grubunu hedefleyen proje, 2025 ortası itibarıyla 41 merkezde 23 binden fazla çocuğa ulaştı. Katılımcıların yüzde 89’unu kız çocukları oluşturdu.
Hakkari, Şırnak, Van, Bingöl ve Ağrı gibi kentlerde açılan merkezlerle yetenek taramasının büyük kentlerin dışına taşınması hedeflendi.
Kadın sporcu sayısı üç yılda 16 binden 110 bine çıktı
Sistemin büyümesi federasyon rakamlarına da yansıdı.
30 Haziran 2021’de TVF sistemindeki 23 bin 743 faal sporcunun 16 bin 758’i kadındı. Haziran 2024’e gelindiğinde toplam faal sporcu sayısı 135 bin 177’ye, kadın sporcu sayısı ise 110 bin 874’e yükseldi.
2023-24 sezonunda Türkiye genelinde 636 takım lig organizasyonlarında mücadele ederken, federasyon 81 ilin tamamında voleybol faaliyeti gerçekleştirildiğini bildirdi.
Başarının arkasında büyük bir finansman ekosistemi var
Türkiye kadın voleybolunun yükselişinin bir başka önemli ayağını finansman oluşturuyor.
Tutel’in aktardığı TVF denetim raporuna göre, federasyonun 2024’te yalnızca altyapı çalışmaları için yaptığı harcama yaklaşık 49,4 milyon TL’ye ulaştı. Yurt dışı faaliyetleri için 47,1 milyon TL, yurtiçi kamplar için 14,7 milyon TL harcandı.
Federasyonun en büyük gelir kaynaklarından birini ise 284,1 milyon TL ile sponsorluk oluşturdu.
Sistem yalnızca devlet desteğine veya özel şirket yatırımlarına dayanmıyor. Kamu altyapısı, federasyon gelirleri, Spor Toto kaynakları, yayın gelirleri, sponsorluklar ve Eczacıbaşı ile VakıfBank gibi kurumların doğrudan kulüp yatırımlarının birbirini tamamladığı karma bir finansman modeli bulunuyor.
İtalyan antrenörlerin kattıkları
Türkiye’nin başarısındaki bir başka unsur, dünyanın önde gelen antrenörlerinin Türkiye’ye gelmesinin yalnızca kısa süreli transferlerden ibaret kalmaması oldu.
İtalyan antrenör Giovanni Guidetti 2008’den bu yana VakıfBank’ı çalıştırıyor. Uzun süre aynı organizasyonun içinde kalması, teknik bilgisinin yardımcı antrenörlerden altyapı ekiplerine, kondisyonerlerden oyunculara kadar sistemin farklı kademelerine aktarılmasına olanak sağladı.
Guidetti’nin 2017’den itibaren A Milli Takım’ı da çalıştırması bu bilgi aktarımını hızlandırırken, Türkiye Kadın Milli Voleybol Takımı'nın İtalyan baş antrenörü Daniele Santarelli ile kurulan bu yapı şampiyonluklara dönüştü.
Vargas sistemi yaratmadı, sistemi bir üst seviyeye taşıdı
Türkiye’nin 2023’teki büyük çıkışının en önemli isimlerinden biri kuşkusuz Melissa Vargas oldu. Türkiye 2023 Milletler Ligi ve Avrupa Şampiyonası’nı kazanırken Vargas her iki organizasyonda da belirleyici rol oynadı.
Tutel’in dikkat çektiği üzere Türkiye’nin yükselişini Vargas’a indirgemek, uzun yıllara yayılan gelişimi gözden kaçırmak anlamına geliyor.
Vargas milli takımda oynamaya başlamadan önce Türkiye 2003 ve 2019’da Avrupa finaline çıkmış, iki Avrupa bronz madalyası kazanmış, olimpiyatlara katılmış ve altyapı seviyesinde Avrupa ve dünya şampiyonluklarına ulaşmıştı.
Bu nedenle Vargas sistemi kuran oyuncudan ziyade, mevcut sistemin ulaşmakta zorlandığı son seviyeyi aşmasını sağlayan önemli bir güç çarpanı oldu.
Bir gecenin değil, yüz yıllık sistemin başarısı
Türkiye’nin son yıllardaki sonuçları artık tek bir başarılı jenerasyondan söz etmeyi de giderek zorlaştırıyor.
Avrupa şampiyonlukları ve Milletler Ligi zaferlerinin yanı sıra Paris 2024’te olimpiyat yarı finaline çıkan Türkiye, 2025’te tarihinde ilk kez Dünya Şampiyonası finali oynadı.
Tutel’e göre başarının temelinde onlarca yıldır devam eden kulüp yatırımları, güçlü bir profesyonel lig, altyapı sistemi, spor okulları, yetenek taramaları, tesis yatırımları, yabancı antrenörlerden sağlanan bilgi transferi ve kadın sporcuların giderek artan görünürlüğü bulunuyor.
Sistemin ekonomik açıdan yüksek bütçeli kurumsal kulüplere bağımlı olması ve elit voleybolun İstanbul ile birkaç büyük merkezde yoğunlaşması ise sürdürülebilirlik açısından risk oluşturmaya devam ediyor.
Bununla birlikte 1919’larda voleybolun okul salonlarına girmesinden Eczacıbaşı’nın kurumsal yatırımına, VakıfBank ve Fenerbahçe’nin dünya ölçeğindeki organizasyonlarına, altyapı milli takımlarından Fabrika Voleybol’a ve son olarak Filenin Sultanları’nın Avrupa’nın zirvesine çıkmasına uzanıyor.
Haberin tamamının BirGün gazetesinden okuyabilirsiniz.













Yorumunuz