Yazılar

Sahte Covid-19 haberleri (1)

En çok like, rekor like, süper paylaşım oranlarına sahip olma derdinde olan bazı yayın organları kaliteli ve ilkeli haberciliği pandemi döneminde tamamen öldürdü. 

Her kurtlu baklanın ahmak bir alıcısı olur, derler. En çok 'like', rekor like, süper paylaşım oranlarına sahip olma derdinde olan bazı yayın organları kaliteli ve ilkeli haberciliği pandemi döneminde tamamen öldürdü. 

Sahte olup olmadığına bakmaksızın, farklı kaynaklardan doğrulamaksızın ve belgesini sunmaksızın ‘haber’ geçmek yeni normalimiz oldu. 

Nerede, kim pozitif test edilmiş, kaç temaslısı varmış haberlerinin ana alıcısı, devlet dairelerindeki mesai saatlerinde olduğu kadar, rotasyon nedeniyle evlerinden sürekli haber takip eden memurlarımız ve iş hayatından çekilen emeklilerimiz olabilir mi? Görüştüğüm 40’a yakın farklı konumdaki kişi özel sektörde çalışanların haberleri okumaya bile vakti olmadığından yakındı ve doğrulanmamış sansasyonel vaka haberleriyle eve döndüğünde bile yorgunluktan ilgilenemediğini aktardı.

Ülkede başka sorun yok, iyi olan da hiçbir şey bulunmuyor; varsa pozitif vakalar yoksa da yaratırlar nasıl olsa… İşin tuhafı iki ana devlet kurumu dışında basındaki birçok yayın da özel sektörün bir parçası. 

Haberciliğin değerinin ‘like’ ve ‘paylaşım’ sayısı ile ölçülmesi görüşü son yıllarda ciddi şekilde tartışılır hale geldi. Küresel bazda sosyal medyanın daha da kirlenmesi, çok farklı manipülasyon ve algı operasyonu yürüten odakların ve aktörlerin bilgi sağlayıcı konumunda olabilmesi, saygın araştırmacı gazeteciliğin ön plana çıkmasını sağladı. Bu nedenle bir haberin değeri nihayet ve öncelikli olarak doğrulanmış ve kanıtı sunulmuş olup olmamasıyla değerlendirilmeye alınıyor. Yayılan haberlerin doğruluğunu birden çok yöntemle araştıran yayın organları bile var artık.

Doğrulanmamış herhangi bir ‘haber’, ‘sahte’ veya ‘dezenformasyon’ nitelikli olabileceğinden, hele bir de bir kişiye ya da bir gruba nefret söylemi ile yönelmişse baştan güvenilirliğini yitiriyor. 

Doğrulanmış bir haberin değerini belirleyense ne kadar çok ‘like’ aldığı değil, ne kadar insan üzerinde orta ve uzun vadede etki yarattığına, bir haksızlığın ortadan kalkması için yasal değişiklikler yapılmasına neden olup olmadığına, mağdur bir gruba ilişkin iktidarın veya muhalefetin politikaları üzerinde değişiklik yaratıp yaratmadığına, hatta uluslararası basında ne kadar ilgi gördüğüne göre belirleniyor. En azından eskisine göre bu yönde küçümsenmeyecek bir mesafe alınmıştır diyebiliriz.

Avrupa ve ABD’deki okuyucular haberin kanıtı sunulmuş mu, haberin muhatabı olan kişi ya da kuruluştan yayın öncesi görüş alınmış mı gibi kriterleri dikkate alarak, basın meslek ilkelerine uymadan ‘haber’ yapan yayınları geçmişe oranla çok daha kısa sürede okumayı bırakıyor. 

‘Kamu yararını gözetmek’ adı altında kamuoyunun sahte ‘haber’lerle gözünü boyarken, bir kişi ya da kurumun gözünün çıkartılmasına yasalar da izin vermiyor oralarda. Avukatlar hızlı çalışıyor, hukuk hemen karar çıkartıyor; zarar vermek amacıyla karalama kampanyası yürüten yayınlar derhal yayından kaldırılıyor. 

Bizde ise pandemi ile birlikte kötü habercilik örnekleri daha da yaygınlaştı. Doğrulamadan, belgesine ulaşmadan, suçlamaların yapıldığı kişi ya da kurumun görüşüne yayından önce başvurmadan haber yapmak olağan hale geldi. Bu durumu en çok pandemiyle ilgili haberlerde görüyoruz. Bazı firmaların ya da kuruluşların sadece temaslısı varken, vakası çıkmış gibi gösteriliyor ve isimleri verilerek yayın yapıldığı için haksızlığa uğradıklarını düşünüyorlar. Çünkü bazı korunan şirketlerin vakası varken sadece temaslısı olduğu iddiasıyla adının geçirilmediği haberlere de tanık olunuyor aynı süreçte. 

Lefkoşa’daki bir x şirketinde 1 temaslı varken, Girne’deki adı gizlenen y şirketinde gerçekte 2 pozitif vaka varsa, yayında 1 temaslısı varmış gibi gösteriliyor mesela. Sonra bu ‘haber’ler de her zaman düzeltilmiyor. Israrla neden bazı şirketlerin isimleri verilirken ötekilerin isimleri ahbaptır ya da reklamverendir diye gizleniyor? Gizlenmiyor mu?

Sosyal medya kahramanlarımızın 'like' ve paylaşımlarına koşturarak ulaşma çabası basında birçok yol kazasına neden oluyor. 'Like’a ve paylaşıma ulaşılsın da haber gerçek miymiş, yanlış bilgi mi veriyormuş, sahte miymiş düzeltmekle uğraşmak bazen günlere mal oluyor.

Toplumumuzdaki sevgisizliği ve saygısızlığı körükleyen ve aşılmasını imkânsız hale getiren bu ‘haber’leri memurlarımızın bir kısmı yeni bir kapanmayı maaşları garanti olduğu için iple çekiyor olabilir. 'Like' sevdalısı sansasyonel yayın organları züccaciye dükkânına girmiş fil misali etrafındakilere çoğu zaman kasıtlı olarak zarar verebilir. Madem öyle, özel sektör de kendi haklarının mücadelesini vermelidir. 

Hakkında asılsız, doğrulanmamış iddialar yöneltilen kurum, kuruluş ve kişilerin görüşü alınmadan yapılan yayınların tartışmasız maksatlı olduğunu görerek, bu yayınları takip etmeyi bırakabilirsiniz. 

Meslek odaları bünyesinde hukuki olarak bu yayınlarla hızla mücadele edebilecek ayrı birimler kurabilirsiniz. 

Sansasyon derdindeki kasıtla zarar veren ve yanlış bilgi yayan yayınlarla ilgili Medya Etik Kurulu’na özel şirketler olarak da şikâyette bulunabilirsiniz. Bir kişi ya da kurum hakkında yayın yapmadan önce o kurumu ve o kişiyi aramak, basılacak iddialar hakkında görüşünü sormak basın meslek ilkelerinin temel kurallarından biridir. Ararsınız, bahse konu şirket ya da kişi yorum yapmıyorsa yayına ‘yorum yapmadı’ notunu düşersiniz. Yetkilisi iddia ile ilgili size geri dönmüyorsa ‘hemen geri dönülmedi’ bilgisini okuyucuyla paylaşmak zorundasınız. Bu ilkeyi uygulamayan her yayın kuruluşu Medya Etik Kurulu’na şikâyet edilebilir. 

Bir gazeteci ve bir yayın kuruluşu ancak ve ancak mafya, kara para bağlantılı organize suç örgütleri, yasa dışı yollarla zora başvurarak yayını önceden durdurma potansiyeli taşıdığı için risk barındıran yapılar karşısında kaynaklarını korumak ve haberini yayınlayabilmek için karşı tarafın görüşüne başvurmayabilir.

Suç örgütleri dışında konu Covid-19 vakaları da dahil ne olursa olsun, iddia kanıtları ile sunularak, habere konu kişi veya kurumun yorumu alınarak verilmelidir. 

Tabii bir yayın kuruluşu olarak kendinizi kurtlu bakladan saymıyor, okuyucularınızı da ahmak yerine koymuyorsanız…

:

Yorumunuz