Kıbrıs

Atatürk’ün 102 yıl önceki mesajı: 'Çok şey düşündüler, yalnız Türkiye’yi düşünmediler'

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden yolu açan Büyük Taarruz’un kesin zaferle sonuçlanmasının 104’üncü yıl dönümü kutlanıyor. 

Gazi Mustafa Kemal, zaferden iki yıl sonra Dumlupınar’da yaptığı tarihi konuşmada savaş meydanındaki başarıdan hareketle milli egemenlik, çağdaşlaşma, ekonomi, eğitim ve kadın hakları ekseninde genç Cumhuriyet’in izlemesi gereken yolu çizmişti.

Türk Kurtuluş Savaşı’nın son ve belirleyici askeri harekâtı olan Büyük Taarruz, 26 Ağustos 1922 sabahı Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın başkomutanlığında Afyonkarahisar’daki Kocatepe’den başlatıldı.

Tarafların ordu mevcutları şu şekildeydi:

Yunan kuvvetleri, 6.564 subay, 218.000 er, 83 tüfek, 1.300 kılıç, 3.113 makineli tüfek, 1.280 ağır makineli tüfek, 418 top ve 50 uçak.

Türk kuvvetleri, 8.659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2.025 hafif makineli tüfek, 839 ağır makineli tüfek, 5.000 kılıç, 340 top ve 8 uçak

Türk ordusu, Yunan kuvvetlerinin uzun sürede hazırladığı savunma hatlarını aşarak birlikleri Dumlupınar çevresinde kuşattı. 30 Ağustos’ta Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın doğrudan yönettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde Yunan ordusunun ana kuvvetleri ağır yenilgiye uğratıldı.

Kazanılan zaferin ardından Gazi Mustafa Kemal Paşa, 1 Eylül 1922’de Türk ordusuna, “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emrini verdi. Başlatılan takip harekâtıyla Türk birlikleri 9 Eylül’de İzmir’e ulaştı; Yunan ordusunun Anadolu’daki işgali sona erdirildi.

30 Ağustos, bütün işgal kuvvetlerinin Anadolu’dan ayrıldığı tarih olmamasına rağmen, savaşın askeri sonucunun geri döndürülemez biçimde belirlendiği gün olarak kabul edildi. Zafer, 11 Ekim 1922’de Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya ile imzalanan, Yunanistan'ın 13 Ekim'de şartlarını kabul ettiği Mudanya Ateşkes Antlaşması’nın, Doğu Trakya’nın savaşılmadan Türkiye’ye bırakılmasının ve Lozan Barış Antlaşması'na giden diplomatik sürecin önünü açtı.

30 Ağustos ilk kez 1924’te Dumlupınar’da “Başkumandan Zaferi” adıyla düzenlenen kapsamlı bir törenle kutlandı. 1 Nisan 1926’da kabul edilen 795 sayılı kanunla tarih, ordunun ve donanmanın Zafer Bayramı ilan edildi. Günümüzde 30 Ağustos, Türkiye’nin yanı sıra KKTC'de de resmi törenlerle kutlanıyor.

İlk büyük kutlama Dumlupınar’da yapıldı

Büyük Taarruz’un kesin zaferle sonuçlanmasının üzerinden iki yıl geçmişti. 30 Ağustos 1924’te Dumlupınar’ın Çal köyü yakınlarında, hem zaferi kutlamak hem şehitleri anmak hem de Meçhul Asker Abidesi’nin temelini atmak amacıyla ilk büyük tören düzenlendi.

Henüz resmen “Zafer Bayramı” ilan edilmeyen 30 Ağustos, törende “Başkumandan Zaferi” adıyla anıldı. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Paşa ve eşi Latife Hanım’ın da katıldığı törende Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Büyük Taarruz’un aşamalarını anlattı. Son konuşmayı yapan Gazi Mustafa Kemal ise savaş meydanında kazanılan zaferi, kurulmakta olan Cumhuriyet’in siyasi, toplumsal ve ekonomik programıyla birleştirdi.

“Bir milletin ruhu baskı altına alınmadıkça, bir milletin kararlılığı ve iradesi kırılmadıkça, o millete hükmetmenin imkânı yoktur”

Gazi Mustafa Kemal konuşmasında, Dumlupınar Meydan Muharebesi’nin son saatlerini ve Yunan ordusunun kuşatılmasını ayrıntılarıyla anlattı.

Bir ülkeyi işgal etmenin o ülkenin halkına hükmetmek için yeterli olmadığını belirten Gazi Mustafa Kemal, şu ifadeleri kullandı:

"Efendiler, kendilerine bir milletin geleceği emanet edilen adamlar, milletin kuvvet ve gücünü yalnız ve ancak yine milletin gerçek ve kabul edilir yararlar elde etmesi yolunda kullanmakla sorumlu olduklarını bir an hatırlarından çıkarmamalıdırlar. Bu adamlar düşünmelidirler ki, bir memleketi ele geçirip işgal etmek, o memleketlerin sahiplerine hükmetmek için yeterli değildir. Bir milletin ruhu baskı altına alınmadıkça, bir milletin kararlılığı ve iradesi kırılmadıkça, o millete hükmetmenin imkânı yoktur. Halbuki yüzyılların çocuğu olan bu millî ruh, kalıcı ve sürekli bir millî iradeye hiçbir kuvvet karşı koyamaz."

Türk milletinin Dumlupınar’da yalnızca bir orduyu yenmediğini, bağımsız yaşama iradesini de tarihe geçirdiğini vurgulayan Gazi Mustafa Kemal, “Hükmedilmek istenmeyen bir milleti esaret altında tutmayı başaracak kadar kuvvetli zorbalar artık bu dünya yüzünde kalmamıştır” dedi.

“Yeni Türk devletinin temeli burada sağlamlaştırıldı”

30 Ağustos Savaşı’nı Türk tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olarak tanımladı. Zaferin dünya tarihinin yönünü değiştirecek sonuçlar doğurduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Savaşı ve onun son safhası olan bu 30 Ağustos Savaşı, Türk tarihinin en önemli dönüm noktasını oluşturur.”

Dumlupınar’da kazanılan zaferin genç Cumhuriyet’in temelini sağlamlaştırdığını söyledi:

“Hiç şüphe etmemelidir ki yeni Türk devletinin, genç Türk Cumhuriyeti’nin temeli burada sağlamlaştırılmış oldu.”

“Milli egemenlik öyle bir ışıktır ki onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur”

Gazi Mustafa Kemal’e göre Büyük Zafer’in en önemli sonucu, Türk milletinin egemenliği kayıtsız ve şartsız biçimde kendi eline almasıydı.

Yüzyıllar boyunca milletin hanların, hakanların, sultanların ve halifelerin yönetimi altında ağır bedeller ödediğini söyleyen Mustafa Kemal, milli egemenliği “zincirleri eriten” bir ışığa benzetti:

"Efendiler, millî egemenlik öyle bir ışıktır ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş olan kurumlar, her tarafta yıkılmaya mahkûmdurlar."

Saltanatın kaldırılmasını da Büyük Zafer’in siyasal sonuçları arasında gösteren Gazi Mustafa Kemal, Türk milletinin kendi vatanında tam anlamıyla egemen olmasının ancak millete zarar veren eski makamların ortadan kaldırılmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı.

“Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi”

Dumlupınar konuşmasının önemli bölümlerinden biri de zaferden sonra ülkenin nasıl yönetilmesi gerektiğine ilişkindi.

Vatanın artık imar, refah, bilim, yüksek uygarlık ve özgür düşünce istediğini belirten Gazi Mustafa Kemal, Türkiye’yi yönetenlerin geçmişte ülkenin gerçek ihtiyaçlarını ihmal ettiğini şu sözlerle anlattı:

"Efendiler! Yüzyıllardan beri Türkiye’yi yönetenler çok şeyler düşünmüşlerdir; fakat yalnız bir şeyi düşünmemişlerdir: Türkiye’yi. Bu düşüncesizlik yüzünden Türk vatanının, Türk milletinin uğradığı zararları ancak bir şekilde giderebiliriz: O da artık Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemek. Ancak bu düşünceyle hareket ederek her türlü kurtuluş ve mutluluk hedeflerine ulaşabiliriz.Bizim milletimiz vatan için, özgürlüğü ve egemenliği için özverili bir halktır; bunu ispat etti. Milletimiz yaptığı inkılâpların kararlı savunucusudur da. Benliğinde bu iyi huylar yerleşmiş bir milleti yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz."

Atatürk, geçmişin yol açtığı zararların ancak “Türkiye’de Türkiye’den başka bir şey düşünmemekle” giderilebileceğini söyledi.

Asıl hedef çağdaş bir toplum olmak

Gazi Mustafa Kemal, askeri zaferi nihai amaç olarak görmedi. Türk milletinin bundan sonraki hedefini, “bütün dünyada tam anlamıyla çağdaş bir sosyal toplum olmak” şeklinde açıkladı.

Uygarlık yolunda ilerlemenin bağımsızlığın da şartı olduğunu belirten Gazi Mustafa Kemal, çağdaş eserler ortaya koyamayan toplumların özgürlüklerini koruyamayacağını söyledi:

“Uygarlık yolunda yürümek ve başarılı olmak hayatın şartıdır.”

Değişime karşı çıkan ve geçmişe bağlı kalan toplumların uygarlığın ilerleyişi karşısında ayakta kalamayacağı uyarısında bulunan Mustafa Kemal, çağdaşlaşmanın yenilenmeye bağlı olduğunu vurguladı.

Kadın ve erkeklerin doğal haklarına vurgu

Konuşmasında aile yaşamı ve kadın hakları da yer aldı. Uygarlığın, yükselmenin ve toplumsal gücün temelinin aile olduğunu belirterek, kadın ve erkeklerin doğal haklarına sahip olması gerektiğini söyledi:

“Aileyi oluşturan kadın ve erkek unsurların doğal haklarına sahip olmaları, aile görevlerini idareye yeterli bulunmaları gereklerdendir.”

Bu sözler, Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarında kadınların eğitim, hukuk ve siyasal haklarında gerçekleştirilecek reformların da habercisi niteliğindeydi.

"Memleketin yönetimindeki başarı da, ekonomisinde edinilen bilgiler derecesiyle uygun olur"

Gazi Mustafa Kemal, Dumlupınar’da kazanılan zaferden daha önemli bir görevin Türk milletini beklediğini söyledi. Bu görevin ekonomik bağımsızlık ve kalkınma olduğunu belirtti:

"Efendiler! Milletimiz burada belirlediğimiz büyük zaferden daha önemli bir görev peşindedir. O zaferin anlaşılması milletimizin iktisat alanındaki başarılarıyla mümkün olacaktır. Bilirsiniz ki, ekonomik açıdan zayıf bir yapı fakirlikten kurtulamaz, kuvvetli  bir uygarlığa, refah ve mutluluğa kavuşamaz, sosyal ve siyasal felâketlerden yakasını kurtaramaz. Memleketin yönetimindeki başarı da, ekonomisinde edinilen bilgiler derecesiyle uygun olur. Hiçbir medenî devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından önce iktisadını düşünmüş olmasın. Memleket ve istiklâl savunması için varlığı gerekli olan bütün kuvvetler ve araçlar ekonominin genişleme ve açılmasıyla mükemmel olabilir."

Bu yönüyle konuşma, savaş meydanında kazanılan bağımsızlığın ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması gerektiği düşüncesini ortaya koydu.

“Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek sizsiniz”

Gazi Mustafa Kemal, konuşmasının son bölümünü Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlere ayırdı. Gençlerin vatan sevgisinin, düşünce özgürlüğünün ve yüksek insanlık karakterinin örneği olacağını belirterek tarihe geçen çağrısını yaptı:

"Gençler! Cesaretimizi destekleyen ve devam ettiren sizsiniz. Siz almakta olduğunuz eğitim ve anlayış ile, insanlık yüksek karakterinin, vatan sevgisinin, düşünce hürriyetinin en kıymetli örneği olacaksınız.

Ey yükselen nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz."

Kaynaklar: Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı Yıl: 12, Bahar 2014, Sayı: 16, ss. 89-114 - Atatürk’ün konuşması için ayrıca bkz. ‘İşte Atatürk’

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın