Trump yönetiminin, son zamanlarda İsrail'in Suriye ve Gazze’deki askeri eylemlerinden duyduğu memnuniyetsizliği açıkça dile getirdiği bildirildi.
ABD’de Donald Trump'ın en sadık destekçileri olan MAGA (Make America Great Again, ‘ABD’yi Yeniden Harika Yap’) hareketi çevrelerinde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya verilen desteğin Amerika’yı bölgesel çatışmaların daha da derinlerine sürükleyebileceği yönündeki kaygılar giderek artıyor. Aynı çevrelerde, Netanyahu'nun politikalarının ABD'nin küresel önceliklerini sekteye uğrattığı yönünde eleştiriler yükseliyor.
Şam saldırısı sonrası diplomatik müdahale
İsrail, bu ay içinde Suriye’nin başkenti Şam’da hem askeri karargâhı hem de başkanlık sarayını hedef alan bombalı saldırılar gerçekleştirdi. Bu saldırıların gerekçesini, Dürzi dini azınlık grubunu mezhepsel şiddetten koruma amacında olduğu ile açıkladı. Ancak bu hamleler bölgesel tansiyonu yükseltti. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İsrail ile Suriye arasındaki gerilimi "bir yanlış anlaşılma" olarak tanımladı ve ABD'nin taraflar arasında bir ateşkes anlaşmasına aracılık ettiğini duyurdu. Washington yönetimi, geçici Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara'nın ülkeyi birleştirme yönündeki çabalarını da desteklediğini duyurdu.
Gazze’de kilise saldırısı ve gelen tepkiler
İsrail’in Gazze’de bir Katolik kilisesine düzenlediği saldırı, uluslararası kamuoyunda büyük tepki yarattı. Olayda üç kişi yaşamını yitirirken, saldırı başta Trump yönetimi olmak üzere çok sayıda ülkeden kınama aldı. İsrail ise olayın "bir kaza sonucu" gerçekleştiğini belirtti. Ancak bu açıklama, özellikle Batı kamuoyunda tatmin edici bulunmadı ve İsrail’in askeri operasyonlarına dair eleştirilerin dozunu artırdı.
Netanyahu üzerindeki Amerikan etkisi
Wall Street Journal’ın dünkü haberine göre, üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi, ABD yönetiminin İsrail ile yakın koordinasyon içinde çalıştığını ve Başbakan Binyamin Netanyahu üzerinde ciddi bir etkiye sahip olduğunu belirtti. Haberde aktarılan ifadeye göre, Netanyahu “Amerika Birleşik Devletleri'nin İsrail devletinin varoluş sebebi olduğunu” bildiği için bu ilişkinin doğasını çok iyi anlıyor.
Yetkili ayrıca, ABD Başkanı Donald Trump’ın sorunlar ortaya çıktığında doğrudan Netanyahu ile iletişime geçtiğini ve özellikle Gazze’deki kilise saldırısının ardından Netanyahu’ya yaşananlara dair bir açıklama yapması için çağrıda bulunduğunu ifade etti.
Trump’ın nüfuzu, Biden’dan daha fazla
Bazı eski ABD yetkilileri ve analistlere göre, Trump, Demokrat eski başkan Joe Biden’a kıyasla Netanyahu üzerinde daha fazla etkiye sahip. Biden başkanken, kendi partisi içinde İsrail’in Gazze politikalarına yönelik artan eleştirilerle karşı karşıya kalırken, Trump, Kongre’deki Cumhuriyetçilerin muhalefetinden görece az etkileniyor. Bu durum, Trump’a İsrail’le sürekli dalgalanan ilişkiler konusunda daha geniş bir manevra alanı sağlıyor.
Netanyahu’nun kartları ve Washington gerçeği
Ancak uzmanlar, ABD-İsrail ilişkilerinin bu kadar basit olmadığını vurguluyor. ABD, İsrail’e gelişmiş silahlar satarken ve ülkeyi savunma stratejileriyle desteklerken, hiçbir Amerikan başkanı bu ilişkiyi tamamen koparma riskini almıyor. Netanyahu da bu gerçeği iyi biliyor. Ne yaparsa yapsın, Washington’ın desteğini tümüyle kaybetmeyeceğinin farkında.
Obama döneminde Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in ulusal güvenlik danışmanlığını yapmış olan Philip Gordon, "Her başkan, Netanyahu'yu kısıtlayabileceğini düşünür ve bu kısmen doğru olsa da, Netanyahu deneyimli ve kurnaz bir lider; çok fazla şeyi elini kaptırmadan atlatabileceğini biliyor" ifadelerini kullandı.
Sertleşen güvenlik doktrini ve 7 Ekim sonrası denge arayışı
İsrail’in giderek daha sert bir güvenlik duruşu sergilemesinin temelinde, 7 Ekim 2023’te Hamas’ın gerçekleştirdiği sürpriz saldırı bulunuyor. Bu saldırıdan sonra İsrail, özellikle sınır güvenliği konusunda daha agresif bir strateji benimsemeye başladı. Lübnan, Suriye ve İran’a yapılan müdahaleler, İsrail’in tehditleri beklemeden önleyici saldırılarda bulunma doktrinini yansıtıyor.
Netanyahu, Güney Suriye’deki son ateşkesi İsrail’in askeri operasyonlarına bağladı. “Bu, güçle sağlanan bir ateşkestir. Yalvararak ya da istekle değil; güçle barış, güçle sükûnet, güçle güvenlik sağlıyoruz,” diyerek yeni dönemin güvenlik politikasını özetledi.
MAGAcılar tepkili: Trump çizgisinden uzaklaşma endişesi
İsrail’in son hamleleri, Trump’ın tabanındaki MAGA destekçileri arasında rahatsızlık yaratıyor. Trump, başkanlığı süresince ABD’yi Orta Doğu’daki savaşlardan geri çekmeyi ve Çin’e karşı küresel rekabet için kaynak biriktirmeyi hedeflemişti. Ancak MAGA çevreleri, Netanyahu’nun Trump’ı içgüdülerine ters düşen kararlara zorladığını ve ABD'yi yeniden bölgesel angajmanlara sürüklediğini düşünüyor.
İsrail, kendi askeri üretim gücünü geliştirerek Amerikan yardımlara daha az bağımlı hale geldi
ABD’nin on yıllardır süregelen askeri yardımları, İsrail’in askeri kabiliyetlerini ciddi şekilde artırdı. Bu yardımlar İsrail’in savunma bütçesinin önemli bir bölümünü oluşturmayı sürdürüyor. Zamanla İsrail, kendi askeri üretim gücünü geliştirerek yardımlara daha az bağımlı hale geldi. Ancak ABD, küresel kamuoyunun Filistin politikasına yönelik eleştirilerine rağmen, desteğini kararlılıkla sürdürüyor.
ABD-İsrail ilişkilerinin tarihçesi
ABD, II. Dünya Savaşı sonrasında bir Yahudi devletinin kurulmasını destekledi. Bu destek, ABD eski başkanı Kennedy’nin 1962’deki açıklamalarıyla görünürlük kazandı. 1967 Savaşı, ABD-İsrail ilişkilerini derinden etkiledi. İsrail’in Arap koalisyonunu 6 gün gibi kısa bir sürede, neredeyse hiç dış yardım almadan yenmesi, Washington’un dikkatini çekti. Bu zafer, ABD’ye İsrail'in güvenilir bir müttefik olduğunu gösterdi.
Soğuk Savaşta stratejik müttefiklik
Soğuk Savaş döneminde İsrail, ABD için Sovyet etkisine karşı bölgesel bir denge unsuru oldu. Başlangıçta ABD, İsrail’e silah satarak ve düşük faizli krediler vererek destek sundu. 1980’ler ve 90’larda iki ülke, savunma sanayiinde ortaklık geliştirdi. 1999 yılında üç on yıllık mutabakatla askeri yardımlar kurumsallaştı. Bu destek, özellikle 11 Eylül sonrasında İsrail’in gözetleme ve sinyal istihbaratı alanındaki gelişmesini hızlandırdı.
Demir Kubbe ve teknolojik bağlar
İsrail’in 2011 yılında devreye aldığı Demir Kubbe savunma sistemi, ABD yapımı parçalar içeriyor ve kısmen ABD tarafından finanse ediliyor. 2019’da imzalanan mutabakata göre İsrail, ABD'den yılda 3,8 milyar dolar yardım alıyor. Bu, İsrail’in toplam askeri harcamasının yaklaşık %16’sına denk geliyor. Ancak İsrail, artık F-16 ve F-35 gibi bazı parçaları kendi ürettiğinden, bu yardım eskisi kadar hayati değil.
İki ülkenin karşılıklı bağımlılığı: ABD de giderek İsrail’in teknolojilerine bağımlı hale geldi
İsrail, dünyanın en büyük 10. askeri ihracatçısı haline gelirken, ABD de giderek İsrail’in teknolojilerine bağımlı hale geldi. Stanford Üniversitesi’nden Prof. Joel Beinin, "Amerikan kapasiteleri artık bir ölçüde İsrail’e bağımlı," diyerek bu karşılıklı bağlılığa dikkat çekiyor.
Ekonomik ticaret ve bölgesel değer
ABD, İsrail'in en büyük ticaret ortağı konumunda ve yıllık yaklaşık 50 milyar dolarlık mal ve hizmet alışverişi gerçekleşiyor. Bu ekonomik ilişkilerin yanı sıra, ABD'li yetkililer İsrail’i Orta Doğu’da istikrar sağlayan stratejik bir unsur olarak değerlendiriyor. Bu durum, ABD'nin bölgedeki petrol kaynaklarına erişimini koruma stratejisinin bir parçası.
11 Eylül sonrası güvenin yön değiştirmesi
11 Eylül saldırılarının faillerinin büyük kısmının Suudi Arabistan vatandaşı olması, ABD’nin İsrail’e yönelmesine neden oldu. İsrail’in, daha fazla ortak değer ve stratejik çıkar sunduğu düşüncesi, bu yönelimi pekiştirdi.
Bölgesel düzenlemeler ve Trump etkisi
Trump yönetimi, İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Fas gibi ülkeler arasındaki ilişkileri normalleştirme yönünde adımlar attı. Hamas’ın 2023’teki İsrail saldırılarının, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki olası normalleşmeyi baltalama hedefi taşıdığı iddia edilmişti. Ortak düşman İran'a karşı birleşik bir cephe oluşturma çabası ise, bu görüşmelere yön veriyor.
Tüm bu tarihsel bağlara rağmen İsrail'in hamleleri son dönemde Trump'ın MAGA destekçilerini kızdırıyor. Şu ana kadar Netanyahu'nun Trump'ı içgüdülerine aykırı davranmaya yönlendirdiğini görüyorlar.
Kaynaklar: Wall Street Journal – Vox
Yorumunuz