Özel Haber

Tekin Arhun iddiaları doğru mu?

Kamuoyunda sürekli gündeme gelen, Tekin Arhun'un müdahil olduğu iki dava hakkında kamu yararını gözeterek bazı araştırmalar yaptık.

Kamuoyunda sürekli gündeme gelen Tekin Arhun'un müdahil olduğu iki dava hakkında kimi zaman Polisin kimi zaman da Başsavcılığın tutumu eleştirildi. Bu davalarda ileri sürüldüğü gibi Polisin veya Başsavcılığın ihmalleri var mıydı? 

Her sene birçok kez gündeme gelen iki dava hakkında kamu yararını gözeterek bazı araştırmalar yaptık.

Bu iki davaya ilişkin olarak, ziyaretçilere açık KKTC Mahkemeleri Tebliğ Takip Sisteminde yaptığımız detaylı inceleme sonucunda Tekin Arhun ve önce ortağı, sonra da sahibi olduğu eski şirketi C&T Construction ve Kascon Ltd arasındaki, 3724/2010 dosya numaralı ve tarihli davanın üzerinden yaklaşık 11 sene geçtiğini fark ettik.

Elbette bir davanın açıldığı tarih ile davanın pişmesi arasında bazen 3-4 sene geçebiliyor. Yine de kamuoyunda Tekin Arhun-Kascon davası olarak bilinen dava esasen 11 sene önce açıldı.

Dava sırasında Tekin Arhun’un Kascon Ltd’ye olan borcunu ödememek için evrakta tahrifat yaptığı ileri sürülmüş ve Polis evrakta tahrifat yapılıp yapılmadığına yönelik soruşturma başlatmıştı. Mahkeme şüpheli bir durum görmüş olmalı ki Tekin Arhun’u kefaletle serbest bırakmış ancak kendisine yurtdışına çıkış yasağı koymuştu.

Tahkikat dosyasında yıllardır tamamlanamayan eksiklikler nedeniyle Başsavcılığın Arhun hakkında ceza davası açıp açmayacağı bilinmiyor. Tekin Arhun'un evrakta sahtemeleme yaptığına dair bir şüphe oluşmamış olsa kuşkusuz yargı kararı ile Polis soruşturma başlatmış olmazdı. Ancak gene de soruşturmanın sonucunda Arhun'a suç istinat edilip edilemeyeceğine Başsavcılık karar verecektir.

Davaya yönelik soruşturmanın bunca yıldır bitirilememesi spekülasyonların temel kaynağıdır diyebiliriz.

Geçmişte Başsavcılık’ta dosyanın kaybedildiği ileri sürüldü. Daha sonra Polisin hazırladığı dosyada eksiklerin tamamlanamadığı iddia edildi. Süreç uzadıkça kamuoyunda, doğru ya da yanlış, Tekin Arhun'un kayrıldığı ya da korunduğu gibi bir algı oluştu. Başka davalara ilişkin soruşturmaların çok daha kısa sürede bitirildiği görüldükçe geçmişte tepki bazen Polise bazen de Başsavcılığa yöneldi.

Sonuç olarak 2010'da açılan bir hukuk davası Polise intikal etmesine rağmen soruşturmasının sonuçlandırılamaması hem Polis Örgütü'ne hem Başsavcılığa zarar verdi. Üstelik süreç halihazırda yolun ortasında sayılır. Tekin Arhun aleyhine verilen alt mahkeme kararını istinafa götürebilir. Öte yandan Arhun hakkındaki bulgulara göre Başsavcılık ceza davası açabilir. Bu durumda hukuk ve ceza davaları süreci bir 5 sene daha uzayabilir.

Arhun’un doğrudan özel hayatını ilgilendirmesi gereken bir başka konu da bizzat Tekin Arhun’un şikâyetiyle kamuya mal olmuş ve 2018 yılının Temmuz ayında gündeme oturmuştu. 

Basına yansıdığına göre, aralarında biri iş insanı olmak üzere 2’si kadın 4 kişinin ‘Tekin Arhun’un cinsel içerikli görüntülerini çekip şantaj aracı olarak kullandıkları’ iddia edilmişti. 

Önümüzdeki temmuz ayında 3. senesine girecek bu davada ise tehdit ve şantaj yapmakla suçlanan kişiler arasında bulunan ve Arhun'un doğrudan ya da dolaylı özel hayatı ile ilgili olmayan diğerleri dışındaki, iş insanına tehdit ve şantaj davası açıldı mı sorusuna yanıt aradık. Mahkemeler Tebliğ Takip Sistemi üzerinden yaptığımız aramalarda böyle bir dava açıldığına dair bir kanıta rastlayamadık ve yeni bir tebligat yapılmadığını gördük.

Bu başlı başına ilginç bir noktaydı ve beraberinde birçok soruyu gündeme getiriyordu:

Basına 'tehdit ve şantaj yapmakla suçlandığı' yansıtılan iş insanının şantaj yaptığına dair bir bulguya ulaşılmadığı sonucuna mı varmalıydık?

Tehdit ve şantaj iddialarına ilişkin olarak prosedür gereği kamu davası açılmış olması gerekmiyor muydu?

Şayet iş insanının tehdit ve şantaj yaptığına dair bir bulguya ulaşılmadıysa, iş insanı hakkında böyle bir iddiada bulunan Tekin Arhun’a polisin amme fesatçılığı davası açması bir zorunluluk değil miydi?

► Öyleyse neden iş insanına tehdit ve şantaj davası ya da Arhun’a amme fesatçılığı davası açılmıyor?

► Polise hayali bir suça ilişkin yalan ifade vermek suç değil mi?

► Bir iş insanının ve ailesinin şöhretine ve ticari hayatına yalana başvurup iftira ile zarar vermek cezasız mı kalmalı?

► Eğer herkes birine dair yalan beyanla tehdit ve şantaj şikâyetinde bulunabilecekse ve hayali bir suçla kişiye kasti zarar verene dava okunmayacaksa, o zaman her kötü niyetli kişi istediğine hukuksuzca ve haksızca zarar verebilecek mi?

► O halde Ceza Yasası’nda neden bu tür durumları suç sayan ‘fesat karıştırma’ adı altında bir suç tanımlanmış?

► Gizlice çekilmiş görüntüler ve ses kayıtları ile suç işlenmiş mi işlenmiş. Ama bu suçu kim işlemiş? Bu suçla ilgisi olmadığı ileri sürülen bir iş insanı yalan beyanla karalanmaya çalışıldıysa neden Tekin Arhun’a dava açılmıyor? Yok eğer öyle değilse, niçin iş insanına tehdit ve şantaj davası okunmuyor?

► Birçok suçlunun polisin hızla hareket etmesi neticesinde en kısa sürede cezalandırılabildiği bir ülkede, neden bazıları suçluysa cezalandırılamıyor? 

Olaylar böyle gelişince bambaşka sorular da akla geliyor:

► Suçluların peşine düşen değerli polislerin sürüldüğü iddialarının yanı sıra suçluları yakalamaya çalışan kıymetli polislere organize suç örgütleri ile işbirliği halinde komplo kurulduğu, haklarında davalar okunduğu ileri sürülmüyor mu?

► Yargıçların verdiği kararları bazı şahıslar için pratikte uygulamayan polisler varsa gerçekten, bu memurlar neden görevi ihmalden ve/veya görevi kötüye kullanmaktan yargılanmıyor?

► Demokratik bir ülkede yaşamadığımızı, kendilerini yargının üzerinde gören polisler olduğunu ve bu polislerin Polis Örgütü içerisinde mesleklerini kişisel menfaat edinmek için kötüye kullandığını mı düşünmeliyiz? 

► Güçlü gibi görünenlere yargı kararları uygulanmayacak, zayıf sayılanlara yargı kararları derhal uygulanacaksa yargıyı etkisizleştirmeye çalışan bazı polisler mi var? Öyleyse KKTC artık bir Polis devletine mi dönüşüyor?

: