“Adalet Bizden Gözlerimizi Kapatmamızı İstediğinde” başlıklı köşe yazısında Politis yazarı Dionysis Dionysiou, Güney Kıbrıs’ta yatırım karşılığı vatandaşlık uygulamasının sona ermesine yol açan El Cezire’nin skandal videosuna ilişkin davada alınan kararı eleştirdi.
Mahkeme kararı için “Topluma verilen mesaj açık ve tehlikelidir: Gördüğünüz şey yoktur; zorunlu olarak hepinizin bir göz doktoruna ihtiyacı olduğu için değil, herkesin gördüğü şey 'doğru' şekilde kayda geçirilmediği için" yorumunu yaptı.
El Cezire davasında Ağır Ceza Mahkemesi’nin, skandal sonrası istifa eden eski Meclis Başkanı Dimitris Syllouris’in beraatiyle sonuçlanan kararının özünün bu olduğunu kaydeden yazar, adaletin belki de “bütünüyle kör” olduğunu ileri sürdü.
Dionysis Dionysiou’nun köşe yazısının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Kıbrıs’ı sarsan video, sahte ya da tahrif edilmiş olduğu kanıtlandığı için reddedilmedi. Kaydı yapan gazeteciler, çekim sırasında ne gördüklerini anlatmak üzere mahkemeye gelmedikleri için reddedildi. Ayrıca başrol oyuncusu kayda rıza göstermediği için, mahkemeye göre kişisel verileri ihlal edildiği gerekçesiyle de reddedildi.
Basitçe söylemek gerekirse: Eğer yolsuzluğun özüne dokunan aracılık, bağlantılar ve "işler" hakkında görüntülü görüşme yaparken yakalanırsanız ve sizden izin alınmamışsa, sorun sizde değil. Sorun sizi kaydedenlerde. Bu sadece yasal bir yorum değil. Bu, toplumdan kurumsal bir yabancılaşmadır.”
Kararı savunanların argümanlarını sıraladı
Yazar, “Ceza adaleti, ahlaki öfkeye ya da 'hepimiz gördük' duygusuna göre işlemez, diyorlar” diyerek, adaletin ispat kurallarıyla, adil yargılanma güvenceleriyle ve delillerin nasıl toplanıp mahkemeye sunulacağına ilişkin katı şartlarla işlediğini, mahkemenin hukuka aykırı ya da şüpheli biçimde elde edilmiş materyalleri kabul etmeye başlarsa, tehlikeli emsallerin kapısı aralanacağına, keyfi kayıtlar, tuzaklar, sınırsız dinlemeler yapılabileceğini belirtildiğini kaydetti.
Ayrıca El Cezire’nin muhabirlerinin ve satışta aracılık edecek emlakçının mahkemede bulunmamasının delil zinciri açısından sorun yarattığını, videoyu kimin çektiği, kurgu yapılıp yapılmadığı, videonun öncesinde ve sonrasında ne söylendiğinin bilinmediği, mahkemenin canlı tanıklık olmaksızın yalnızca görsel bir ürüne dayanamayacağının savunulduğunu vurguladı.
Kişisel verilerin korunması meselesinden de bahsedildiğini, devlet tarafından bu tür ihlalleri tamamen görmezden gelmesi durumunda, yalnızca güçlü siyasilere değil, yarın herhangi bir vatandaşa karşı kullanılabilecek uygulamaları meşrulaştırma riski doğacağına dikkat çekildiğini yazdı.
Bu argümanların tümü hukuken doğru olsa da teknolojik olarak bir videonun sahi mi yoksa tahrif edilmiş mi olduğunun kolaylıkla tespit edilebileceğini, siyasi olarak ise Meclis Başkanından söz edildiğini hatırlatan yazar, bu olayın bir dedikodu ya da yasa dışı dinleme sonucu değil, uluslararası bir gazetecilik araştırmasıyla ortaya çıktığına; siyasi istifalara ve ülkenin uluslararası alanda itibar kaybına yol açtığına dikkat çekti.
Kamu yararının içi boş bir kavrama dönüştürülmesine dikkat çekti
“Yargı tüm bunlara yalnızca usule yapılan kuru bir atıfla yanıt verdiğinde, sadece sanığın haklarını korumakla kalmaz; kamu yararını da içi boş bir kavrama dönüştürmüş olabilir” yorumunu yaptı.
Gazetecilik ifşasına ilişkin AİHM’den ve Avrupa mahkeme kararlarından örnekler verdi
Diğer Avrupa hukuk düzenlerinde, kişisel haklarla kamu yararı arasındaki çatışmanın gerçekliğin otomatik olarak dışlanmasıyla çözülmediğini yazan Politis yazarı,
“Bir dengeleme vardır. Yasa dışı devlet dinlemesi ile gazetecilik ifşası arasında ayrım yapılır. Güç sahiplerinin eylemlerinin yalnızca özel alanlarına ait olmadığı kabul edilir.
Aynı davada örneğin avukat Andreas Pittatzis, sunduğu tam video üzerinden, kurgunun kendisi açısından yanıltıcı olduğunu kanıtlayarak Hukuk Dairesi nezdinde kovuşturmanın askıya alınmasıyla fiilen aklanmıştır. Aynı video neden Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmadı? Neden bir durumda geçerli sayılıp beraate katkı sağlarken, diğerinde hukuka aykırı elde edildiği gerekçesiyle reddedildi?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir yargılamayı tek bir delilin nasıl elde edildiğine göre değil, yargılamanın bütünü itibarıyla adil olup olmadığına göre değerlendirir. Kıbrıs’ta ise adil yargılama çoğu zaman öz yerine biçimin kutsanmasına dönüşmektedir” ifadelerini kullandı.
Örnek olarak Almanya’da, mahkemelerin rıza olmadan elde edilmiş materyalleri otomatik olarak dışlamadığını, bir dengeleme ilkesi uygulandığını, 2002’de 'BVerfG, 1 BvR 2378/98' sayılı kararda, suçun ağırlığı, kişinin konumu (özellikle kamu görevinde olup olmadığı) ve ifşada kamu yararının değerlendirildiğini belirtti. “Yolsuzluk veya görevi kötüye kullanma davalarında, elde edilme biçimi sorunlu olsa bile, mesele özel alanı aştığı için video ya da ses kayıtları kabul edilebilir” diye yazdı.
"Gazetecilik ifşası başka bir şeydir"
Fransa’da ise içtihatın, 'Yüksek Mahkeme Ceza Dairesi'nin (Cour de cassation, Chambre criminelle) 31 Ocak 2007' tarihli kararında (rıza olmadan yapılan kayıtlar davası), üçüncü kişiler, örneğin gazeteciler tarafından sunulan delillerin, kovuşturma makamlarının talimatıyla üretilmemiş olmaları şartıyla kullanılabileceğini defalarca kabul ettiğini kaydetti ve ekledi: “Hukuka aykırı devlet gözetimi başka bir şeydir, gazetecilik ifşası başka bir şeydir.”
Bir başka karara atıfta bulunan köşe yazarı, Birleşik Krallık’ta 'Khan v. United Kingdom, 2000 - Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) Madde 6' kapsamında ise mahkemelerin, delilin dışlanmasının adaletin sağlanmasına, önceki ihlalden daha fazla zarar vereceği kanaatine varırlarsa, bu delilleri kabul etme takdir yetkisine sahip olduğunu, gerçekliğin otomatik olarak geçersiz sayılmasının söz konusu olmadığını vurguladı.
Daha da belirleyici olanın ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaklaşımı olduğunu vurguladı ve “Mahkeme, bir delilin tek başına hukuka aykırı elde edilip edilmediğine değil, yargılamanın bütünüyle adil olup olmadığına bakar. Sanığın delile itiraz etme ve kendini savunma imkânı bulunduğu sürece, hukuka aykırı elde edilmiş materyalin kullanılması AİHS’in 6. maddesini zorunlu olarak ihlal etmez” yorumunu yaptı.
Yargı “en dar, en biçimci ve en az cesur yorumu seçti”
Dionysis Dionysiou, "Bu, Kıbrıs yargısının hukuken mutlaka “yanlış” yaptığı anlamına gelmez. Ancak daha dar, daha biçimci ve daha az cesur bir yorumu tercih ettiğini gösterir. Bireysel hakları mutlak biçimde koruyan, fakat kamu yararı usulle çatıştığında onu savunmasız bırakan bir yorumdur bu.
Sorunun özü tam da burada yatıyor: Geçmişinde iç içe geçmiş çıkar ilişkileri bulunan küçük bir ülkede, öz-arınma olmaksızın sürece sıkı sıkıya bağlı kalmak, yargıya olan güveni güçlendirmez; aksine, toplumun gözünde zayıflatır.
Diğer Avrupa hukuk düzenlerinde ise hukuka aykırı şekilde elde edilmiş deliller meselesi -özellikle ciddi bir kamu yararını ilgilendirdiğinde- daha fazla esneklik ve dengeleme ilkesi çerçevesinde ele alınmaktadır" yorumunu yaptı.
Köşe yazısının tamamını Politis’den okuyabilirsiniz.











Yorumunuz