Genel Kurul'da ilk sözü Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Milletvekili Devrim Barçın alarak, “Kararnameler Anayasal Düzeni Yıkmaya Çalışan Hükümete Karşı, Hukuk Devletini Savunacağız” konulu güncel konuşma yaptı.
CTP Milletvekili Barçın: “Anayasal düzene darbe nitelikli kararlar üretiyorsunuz”
Hükümetin kurulduğu günden bu yana “anayasal düzeni yıkmak için adeta canla başla çalıştığını” söyleyen Devrim Barçın, Yasa Gücünde Kararnameler konusunda yürütülen politikayı eleştirdi. Barçın, bu konuda Anayasa Mahkemesi kararına işaret etti.
2025 yılında 55 yasa ve 51 Yasa Gücünde Kararname, 2024 yılında ise 65 yasa, 63 Yasa Gücünde Kararname yapıldığını anlatan Barçın, 2025 yılında yürürlüğe konulan kararnamelerden sadece ikisinin yürürlükten kaldırıldığını ve birinin yasalaştığını ifade etti.
Yasa Gücünde Kararname yürürlükten kalktığı için Gelir Vergisi Matrahlarıyla ilgili yasanın ivediliğinin alınarak bir an önce yürürlüğe konması gerektiğini söyleyen Barçın, özel ve kamu sektör çalışanlarının, esnaf ve iş insanlarının bu durumdan etkileneceğini belirtti.
Yasanın yürürlüğe girmemesi durumunda kamu ve özel sektör çalışanlarının net maaş miktarında kesinti yaşanacağını anlatan Barçın, “Anayasal düzene darbe nitelikli kararlar üretiyorsunuz” dedi. Barçın, vergi indirimi konusunda çıkarılan kararnameleri eleştirerek yürütülen politikanın yanlış olduğunu ifade etti.
Yasa Gücünde Kararnameler konusunda eleştirilerde bulunan Barçın, sendikalar ve halkın hükümetin “yolsuzluk, usulsüzlük, anayasa tanımaz tavırlarla batırdığı kamu maliyesinin bedelini ödemeye” isyan ettiğini savundu.
“Ünal Bey erkini ve iradesini kaybetmiştir”
Ülke ekonomisinde yönetsel anlamda da sıkıntılar yaşandığını söyleyen Barçın, Başbakan Ünal Üstel’in, “son bir buçuk yılda akaryakıt zammı yapılmadı” açıklamalarının "yalan" olduğunu ileri sürdü. Barçın, “Ünal Bey erkini ve iradesini kaybetmiştir” dedi.
“13. maaşlar 4 yıldır Merkez Bankası’nın kâr payı kullanılarak ödenebiliyor”
Barçın, 5 milyar TL iç borçlanmaya gidildiğini, geri ödeme tarihinin de seçimden sonraya bırakılacağını belirterek, durumu eleştirdi. Maliye Bakanlığı tarafından yayımlanan verilerin "yalan" olduğunu savunan Barçın, maliyenin artıda olmadığını, 13. maaşların 4 yıldır Merkez Bankası’nın kâr payı kullanılarak ödendiğini ifade etti.
Halkın artık hükümete güvenmediğini görüşünü dile getiren Barçın, hukukun üstünlüğünün uygulanmadığını söyledi. Barçın, erken seçim çağrısı yaptı
İçişleri Bakanı Dursun Oğuz: “Hükümet Fiyat İstikrar Fonundan, KDV’den ve vergilerden zam yapmamak için vazgeçti”
İçişleri Bakanı Dursun Oğuz, Yasa Gücünde Kararnameler hakkındaki mahkeme kararına uyulacağını vurgulayarak, Bakanlıklarda çalışmalar yapıldığını söyledi. Vergi matrahları hakkında toplantı yapılarak, sorun içim çözüm arandığını söyleyen Oğuz, komitede ivedilik alınmasıyla ilgili çağrının görüşüleceğini kaydetti.
Çalışanların ve emekçinin vergiyle ilgili mağduriyet yaşamasını istemediklerini ve Maliye Bakanlığı’nın konu üzerinde çalıştığını belirten Oğuz, “Gereken yapılacak” dedi.
“Dualarımız savaş bölgesindeki insanlarla” diyen Oğuz, önlem ve tedbirlere rağmen akaryakıta artış yapmaya mecbur kalınabileceğini belirtti.
Akaryakıt zamlarının bütçe açığını kapatmak için yapıldığı iddialarına işaret eden Oğuz, hükümetin fiyat istikrar fonundan, KDV’de ve vergilerden zam yapmamak için vazgeçtiğini vurguladı.
Tedbir uygulamalarının yapılası gerektiğini ve hükümetin gelir kaybetmek ve bütçe hedef beklentisinin altında kalmak uğruna zam yapmamaya çalıştığını söyledi.
Belediyelerin talep ettiği su parası miktarlarını da eleştiren Oğuz, “Su satarak belediye başkanlığı yapılmaz” dedi. Oğuz, belediyelerin gelir-gider dengesinin reformla düzeltildiğini belirtti.
CTP Milletvekili Talat: "Mayıs’ta 4,27 milyar TL, Haziran’da 5,5 milyar TL, Temmuz’da 2,2 milyar TL, Ağustos’ta 1,45 milyar TL borç taksiti var. Yeni yapılan 5 milyar TL’lik borçlanmanın vadesi ise Ocak 2027"
CTP Milletvekili Ongun Talat da, “Güncel Gelişmeler” konulu güncel konuşmasında, Dursun Oğuz’un, Yasa Gücünde Kararname uygulamasını “en fazla istismar eden Bakanlardan biri” olduğunu söyledi.
Yabancılara mal satışı konusunda çıkarılan kararnameleri eleştiren Talat, Bakan Oğuz'un bu konuda yapılan eleştirilere ve sorulan sorulara yanıt verilmediğini ifade etti.
Kararnameler konusunda, Anayasa Mahkemesi’nin kararına işaret eden Talat, bu karar olmadan da Anayasa'da bu kararnameleri düzenleyen madde olduğunu söyledi.
Talat, Başbakan Ünal Üstel’in ekonomik tedbirler hakkında yaptığı açıklamaları eleştirerek, halkın refahının gözetilmediğini, tedbir çalışmaları hakkında komiye ya da Genel Kurul’a bilgi verilmediğini ifade etti.
Borçlanma rakamlarına da değinen Talat, Mayıs’ta 4,27 milyar TL, Haziran’da 5,5 milyar TL, Temmuz’da 2,2 milyar TL ve Ağustos’ta 1,45 milyar TL borç taksiti olduğunu söyledi. Talat, yeni yapılan 5 milyar TL’lik borçlanmanın vadesinin Ocak 2027 olmasını eleştirdi ve sonraki hükümet dönemine devredilmeye çalışıldığını savundu.
Hükümet yapısının bozulduğunu ve “beyin ölümünün gerçekleştiğini” ileri süren Talat, erken seçim çağrısı yaptı.
Oğuz: “İnşaat sektöründeki gerilemede Rumların Taşınmaz Mal Komisyonu ve yabancı mülk sahiplerini tutuklamasıyla ilgili politikaları etkili oldu”
İçişleri Bakanı Dursun Oğuz tekrar kürsüye çıkarak, yabancılara mal satışı konusunda yasadan önce de yasayı düzenlemek için yapılan çalışmalardan sonra da eleştiri yapıldığını belirtti.
İnşaat sektöründe kriz olduğunu ancak bunun yasaya bağlanamayacağını söyleyen Oğuz, devletin yasaya rağmen hala vergilerini alamadığını belirtti. Oğuz, yasal düzenlemenin çizgileri daha iyi belirlemek için yapıldığını kaydetti.
Yasa Gücünde Kararnamelerin uzatılarak mal alacak yabancılara imkan sağladıklarını ve müracaat eden hiç kimsenin hakkını kaybetmediğini belirten Oğuz, sektörden gelen talepler doğrultusunda değişiklik yaptıklarını söyledi.
İnşaat sektörünün, 70'in üzerinde yan sektöre etkisi olduğunu ve KKTC’nin tanıtımı konusunda, inşaat sektörü temsilcilerinin kutlanması gerektiğini ifade eden Oğuz, inşaat sektöründeki gerilemeyle ilgili Rumların Taşınmaz Mal Komisyonu ve yabancı mülk sahiplerini tutuklamasıyla ilgili politikaların etkili olduğunu vurguladı.
Sektör ile komitelerin konu hakkında çalıştığını ve güncel durumun tutuklamalar gibi olaylarla değiştiğini belirten Oğuz, toplumsal mutabakatla bu ülkenin geleceği için doğru kararların verilmesi gerektiğini söyledi. Tedbirlerin yapılan çalışmalar sonucu alındığını ifade eden Oğuz, devletin öz kaynaklarıyla yapılabilecek yatırımın az olduğunu bu sebeple Türkiye’den destek alındığını kaydetti.
Hükümetin görevinin başında olduğunu ve vatandaşa hizmetle ilgili sorumluluklarını yerine getirdiğini belirten Oğuz, “KKTC bir tane, ona sahip çıkacağız.” dedi
CTP Milletvekili Şahiner: "Teknecik Elektrik Santrali’nde yaşanan patlama araştırılmalı"
CTP Milletvekili Salahi Şahiner, “Hükümetin Giderayak Bıraktığı Enkazın Büyüklüğü” konulu güncel konuşmasında, ülkedeki ekonomik durumun “enkazı andırdığını” söyledi. Halkın hükümeti istemediğini savunan Şahiner, yönetimin elektrik santralini patlattığını savundu.
“Borçların geri ödemesi hükümetin yönetim süresi dolduktan sonraya atıldı”
Borçların, tekrar tekrar borçlanarak ödenmesini ve geri ödemenin hükümetin yönetim süresi dolduktan sonra olmasını eleştiren Şahiner, açıklanan bütçe açığının kapsamından bazı başlıkların da çıkarıldığını ifade etti.
Bütçe kapsamında bulunan yatırımlar için ihalelerin açılmayacağını ve bu duruma rağmen açığın bu kadar büyük olduğunu söyleyen Şahiner, ekonomik durumun tanınan vergi imtiyazları olduğunu savundu. Şahiner, “sağlanan, rantlar, imtiyazlar, peşkeşler” sebebiyle bütçe açığı olduğunu ifade etti.
Teknecik Elektrik Santrali’nde yaşanan patlama olayının araştırılması gerektiğini belirten Şahiner, cihazlara bakım yapması için ihalenin verildiği firmanın bu işi başka bir taşerona devrettiğini savundu. Şahiner, bu taşeron firma tarafından bakımı yapılan iki cihazda patlama yaşandığını söyledi.
Şahiner, elektrik tüketimi için alınan yakıt miktarının tüketimin çok üstünde olduğunu söyleyerek, yapılması gereken ancak hayat pahalılığına yansımasın diye yapılmayan elektrik zammı sebebiyle, Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu'na mali yük bindirildiğini savundu.
Şahiner taksicilerin eylemi ve taleplerine, narenciyede ve okullarda yaşanan sorunlara da işaret etti.
Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu: “KKTC’nin gelirlerinin yalnızca maaşları ödemeye yetmesinin bir başarı öyküsü olarak değerlendirilmesi yanlış”
Milli Eğitim Bakanı Nazım Çavuşoğlu, Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Lefke Milletvekili Salahi Şahiner’in “Hükümetin Giderayak Bıraktığı Enkazın Büyüklüğü” konulu konuşmasında yönelttiği sorulara yanıt vermek üzere Meclis Genel Kurulu’nda söz aldı.
Eğitim öğretimde kullanılan prefabrik sınıflara ilişkin eleştirilerin yapılabileceğini belirten Çavuşoğlu, ancak kendisinin CTP’nin iktidarda olduğu dönemi de hatırladığını söyledi.
Çavuşoğlu, beton sınıflar yapılana kadar kullanılacak prefabrik sınıfların standartlarının yüksek olduğunu da belirterek, KKTC’nin 50 yıllık tarihinin toplamından fazla yatırım yapmanın gururunu yaşadıklarını söyledi. Gönyeli ve Çağlayan İlkokulu projelerinde hata bulunduğu için ihalenin iptal edildiğini açıklayan Çavuşoğlu, çizilen projenin araziye sığmaması nedeniyle ihalenin iptal edildiğini ifade etti.
Çavuşoğlu, Cypfruvex’in piyasayı düzenleyen bir görevi olduğunu, ancak Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin 2009 öncesinde bu işleri yürütemediğini söyledi. Kendisinin 2009 yılında Tarım Bakanı olduğu dönemde ekibi yeniden kurduğunu, dağılmış personeli tekrar bir araya getirdiklerini kaydeden Çavuşoğlu, ayrıca eksilen araç ve gereçlerin yerine yeni araç ve gereç alarak Cypfruvex’in ayakta kalması için büyük emek sarf ettiklerini dile getirdi.
Çavuşoğlu, halen teşviklerle destek vermeye devam ettiklerini belirterek, üreticinin her zaman yanında olduklarını ifade etti.
Çavuşoğlu, ülkenin yıllarca sadece “maaşlar ödensin” anlayışıyla yönetildiğini belirterek, bu nedenle hastanelerin, yolların ve altyapının Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapıldığını kaydetti. Okulların yapılması konusunda özellikle belediyelerle iş birliği yapıldığını da aktaran Çavuşoğlu, belediyelerin devletin yerel yönetimleri olduğunu ve sağladıkları katkılar nedeniyle kendilerine her zaman teşekkür ettiğini söyledi.
Ülkede şu anda bütçe açığı olarak isimlendirilen ve borçlanmayla kapatılmaya çalışılan sürecin aslında ülkenin gerçek sorunu olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, KKTC’nin gelirlerinin yalnızca maaşları ödemeye yetmesinin bir başarı öyküsü olarak değerlendirilmesinin yanlış olduğunu kaydetti.
Geçen günlerde sendikalarla yaşanan sürece de değinen Çavuşoğlu, “Sendikalarla uzlaşmak adına bir yolculuğa çıkıldı. Çünkü bu devletin sahibi halktır ve buradaki Meclis halkın temsilcisidir” dedi. Çavuşoğlu, her kesimin gelir oranı kadar fedakârlık yapması gerektiğini de belirterek, muhalefetin dışarıda tasarrufa hayır, içeride ise borçlanmaya hayır demesinin çelişki yarattığını vurguladı.
Çavuşoğlu, KIB-TEK konusuna da değinerek santrallerin yıllardır tartışılan bir konu olduğunu söyledi. Elektrik ve enerji konularının CTP döneminde de, bugün de gündemde olduğunu belirten Çavuşoğlu, KIB-TEK’te yaşanan patlamaların soruşturulması gereken bir konu olduğunu kaydetti.
“Bizler nasıl bir gelecek tasarlıyoruz? Bunları hep konuşabilmek lazım” diyen Çavuşoğlu, ülkede yalnızca geliri belirli bir seviyenin üzerinde olan kesimlerin değil, tüm vatandaşların erişebileceği asgari hizmetlerin sağlanması gerektiğini ifade etti.
CTP Milletvekili Şahali: “Kamu maliyesi son bir ayda toplam 12 milyar 750 milyon liralık borçlanmaya gitti”
CTP Gazimağusa Milletvekili Erkut Şahali, “Maliye Gelir Peşinde Koşarken Hem Affedip Hem de Cadı Avı Yapar mı?” konulu güncel konuşmasında, bilerek ve isteyerek yaratıldığı iddia edilen bir mali krizin ortasında olunduğunu savundu.
Şahali, CTP’nin yönetimde olmasının üzerinden yedi yıl geçtiğini belirterek, hükümette bulunanların artık geçmişle mukayese yapmaktan vazgeçmeleri gerektiğini söyledi.
CTP’nin hükümetten ayrılırken bıraktığı miras konusunda da konuşmak istediğini belirten Şahali, CTP’nin hükümetten ayrılırken 388 milyonluk bir artı ile, o günkü kur bazında karşılığı 81 milyon dolar sermaye ile görevi devrettiğini belirtti.
Şahali, pandeminin yaşandığı dönemde gerekli önlemlerin alındığını ve pandemi sonrasında normalleşme sürecine girildiğini ifade ederek, ekonomik kırılmanın 2022 yılının sonunda yaşandığını kaydetti.
Yıllar içinde yaşanan bütçe açıklarına değinen Şahali, 2025 yılındaki bütçe açığının 15 milyar 233 milyon 595 bin 800 liraya ulaştığını dile getirdi.
Şahali, ülkede yaşanan bütçe açığının dünyada yaşanan savaşların bir sonucu olarak gösterilemeyeceğini savunarak, bunun “istikrarlı kötü bir yönetimin" sonucu olduğunu söyledi.
Giderler konusunun en az gelirler konusu kadar önemli olduğunu ifade eden Şahali, “Söyledik, söyledik, söyledik, dinlemediler.” dedi.
Şahali, bütçede şu anda harcanacak kaynak kalmadığını öne sürerek, kamu maliyesinin son bir ayda toplam 12 milyar 750 milyon liralık borçlanmaya gittiğini söyledi.
Hükümetin her konuda popülist bir yaklaşım sergilediğini dile getiren Şahali, yanlış uygulamalar nedeniyle hazineden ödeme yapıldığını, sonrasında ise memurun, asgari ücretlinin ve emekçinin “boynuna çöktüğünü” iddia etti.
Şahali, hükümete Meclis kapanmadan seçim tarihini ilan etme çağrısında da bulunarak, “Yeni yasama yılı yeni bir Meclis’le açılır. O yeni Meclis’ten çıkacak hükümet kendi bütçesini 2027 yılı için yapar” şeklinde konuştu.
CTP Milletvekili Çolakoğlu: “Birçok tarihi alanın kapalı olması nedeniyle vatandaşlar özellikle hafta sonları bu alanları ziyaret edemiyor”
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda CTP Gazimağusa Milletvekili Şifa Çolakoğlu, “Turizm Sezonu Açılırken Müze ve Ören Yerlerinin Durumu” başlıklı güncel konuşma yaptı.
Çolakoğlu, konuşmasında turizm sektörünün yaşadığı zorlukların yanı sıra ülkeye turist çekme ve turizm gelirlerini artırma yollarının da ele alınması gerektiğini belirtti. Çolakoğlu, bu dönemde sektörün geliştirilmesine yönelik daha kapsamlı politikalar üretilmesinin önemine dikkat çekti.
Eski Eserler Dairesi’nin mevcut durumuna da değinen Çolakoğlu, kurumun yıllar öncesine dayanan bir yapı ile hizmet vermeye çalıştığını kaydederek, yapısal eksikliklerin giderilmesi gerektiğini ifade etti.
Çolakoğlu, müze ve ören yerlerinin mevcut durumuna dikkat çekerek, birçok tarihi alanın kapalı olması nedeniyle vatandaşların özellikle hafta sonları bu alanları ziyaret edemediğini söyledi. Çolakoğlu, söz konusu yerlerin çevre temizliği konusunda da ciddi şikâyetler aldıklarını ifade etti.
Gazimağusa’da yer alan ve farklı nedenlerle ziyarete kapalı bulunan birçok yapıya dikkat çeken Çolakoğlu, Gazimağusa sınırları içinde bulunan tarihi ve kültürel mirasın turizm açısından büyük önem taşıdığını vurguladı.
Kale içindeki bazı yapıların durumuna değinen Çolakoğlu, Şömineli Ev, Buğday Camii, Lala Mustafa Paşa Camii, Canbulat Müzesi ve Otello Kalesi gibi önemli noktaların ziyaretçilere açılmasının büyük önem taşıdığını belirtti.
Çolakoğlu ayrıca, söz konusu yapıların ne zaman hizmete açılacağına ilişkin yetkililerden açıklama beklediğini ifade ederek, turizm sezonu öncesinde bu alanların erişilebilir hale getirilmesi gerektiğini söyledi.
Çolakoğlu, St. Barnabas Manastırı’nın açık olduğunu ancak binanın dışında iskele kurulduğunu ve tadilat çalışmaları yapıldığını belirtti. Buna rağmen iç kısımlarda birçok camın kırık olduğunu, güvercinlerin mekânın içine zarar verdiğini ifade eden Çolakoğlu, bu nedenle alanın ziyaretçiler açısından cazibesini kaybettiğini söyledi.
Turistik alanların yalnızca açık olmasının yeterli olmadığını vurgulayan Çolakoğlu, bakım ve düzenleme eksikliklerinin giderilmesi gerektiğini kaydetti.
Girne Kalesi ile ilgili de benzer şikâyetler aldıklarını aktaran Çolakoğlu, kalede aydınlatmanın yetersiz olduğunun ziyaretçiler tarafından sıkça dile getirildiğini ifade etti.
Çolakoğlu, söz konusu mekânların ülke açısından büyük bir değer taşıdığını ve bu alanlarla sıklıkla övünüldüğünü belirterek, “güzide mekânlar” olarak nitelendirilen bu yerlerin mevcut durumuna dikkat çekti.
“30 milyonluk bir gelir öngörülen ören yerlerinin özelleştirilmesine yönelik mali bir çalışma yürütüldü mü?”
Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu’ndan bu tarihi ve turistik alanların mevcut durumuna ilişkin bilgi talep eden Çolakoğlu, gerekli bakım ve iyileştirme çalışmalarının planlanıp planlanmadığının açıklanmasını istedi.
Ören yerlerinin özelleştirilmesine yönelik bir finansman çalışması yapıldığını ve yaklaşık 30 milyonluk bir gelir öngörüldüğünün ifade edildiğini de aktaran Çolakoğlu, bu konuda herhangi bir mali çalışma yürütülüp yürütülmediğini ve varsa detaylarının kamuoyu ile paylaşılmasını talep etti.
Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu: “Ören yerlerindeki çevre kirliliğinde Maliye Bakanlığı tarafından yeterli bütçe ayrılamadı”
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu’nda Başbakan Yardımcısı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanı Fikri Ataoğlu, CTP Gazimağusa Milletvekili Şifa Çolakoğlu’nun “Turizm Sezonu Açılırken Müze ve Ören Yerlerinin Durumu” konulu güncel konuşmasına yanıt verdi.
Müzeler için ciddi sayıda istihdama ihtiyaç duyulduğunu belirterek, mevcut yapının güçlendirilmesi gerektiğini ifade eden Ataoğlu, müzelerin özelleştirilmesi ve çağdaş müzecilik anlayışının hayata geçirilmesine yönelik bir formül üzerinde çalışıldığını söyledi.
Görev süreleri boyunca yeni müzelerin açıldığını ve bazı mevcut müzelerde restorasyon çalışmalarının tamamlandığını aktaran Ataoğlu, İskele Arkeoloji Müzesi’nin kendi dönemlerinde hizmete açıldığını hatırlattı.
Girne’de kamu-özel iş birliğiyle hayata geçirilen Güzel Sanatlar Müzesi (Girne)’nin önemli bir proje olduğunu belirten Ataoğlu, ayrıca Güzelyurt Tren İstasyonu’nun da yeniden düzenlenerek turizme kazandırıldığını söyledi. Ataoğlu, tren istasyonunun karşısındaki alanla ilgili de çalışmaların sürdüğünü ifade etti.
Ören yerlerindeki çevre kirliliği eleştirilerine de yanıt veren Ataoğlu, bu alanlar için Maliye Bakanlığı tarafından yeterli bütçe ayrılamadığını, bu nedenle belediyelerle iş birliği içinde sorunları çözmeye çalıştıklarını kaydetti.
“Özelleştirme komitesi toplandı, şartnameler hazırlandı”
2016–2019 yılları arasında yürütülen hibe programlarına da değinen Ataoğlu, yıkılma tehlikesi bulunan bazı alanların turizme kazandırıldığını belirtti. Son dönemde açılanlar dahil toplam 23 müze için ilk etap çalışmalarının tamamlandığını ifade eden Ataoğlu, özelleştirme komitesinin toplandığını, şartnamelerin hazırlandığını ve sürecin Merkezi İhale Komisyonu aşamasına gelmek üzere olduğunu açıkladı.
CTP Milletvekili Uluçay: “Temmuzda Ankara’da NATO Zirvesi yapılacak, KKTC zirve başlıklarının önemli bir parçası olacak”
Cumhuriyetçi Türk Partisi Milletvekili Teberrüken Uluçay, “Çarşı, Ekonomi ve Siyaset” konulu güncel konuşmasında, hayat pahalılığı ödeneğine ilişkin ülkede yaşananlara işaret ederek, gereksiz bir tartışmayla çarşı, siyaset ve çalışanların yorulduğunu söyledi.
Savaşın getirdiği belirsizlik, petrol ve navlun fiyatlarının artması, gıda fiyatlarının yükselişi, hava ulaşımının daha pahalı hale gelmesiyle üretim maliyetlerinin yükseldiğini dile getiren Uluçay, bunun olumsuzlukları beraberinde getirdiğini kaydetti.
Suriye’de üretilen sanayi ürünlerinin AB'ye gümrüksüz girmesini sağlayacak gelişmeye değinen Uluçay, “Önemli bir yol haritası önümüzde durmaktadır” dedi. Uluçay, dünyada savaşlarla birlikte ortaya çıkan belirsizlikler ışığında yeni ticaret ve turizm potansiyellerini KKTC’ye kazandırmak için gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiğine dikkat çekti.
Antalya Diplomasi Forumu’nda önemli mesajlar verildiğini dile getiren Uluçay, bazı başlıklara değinerek, daha fazla diplomasi, daha fazla iş birliği, daha fazla temas ve kronikleşmiş sorunlara daha fazla çözümün önemi üzerinde durdu.
Temmuz ayında Ankara’da NATO Zirvesi yapılacağını kaydeden Uluçay, zirvenin başlıklarının KKTC’yi de yakından ilgilendireceğini, KKTC’nin bu başlıkların önemli bir parçası olacağını söyledi. Uluçay, KKTC’nin stratejisini ortaya koyması ve gelişmelerin dışında kalmaması gerektiğinin altını çizdi.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Hasipoğlu: “Ekonomik anlamda tedbirlerden vazgeçilmedi”
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Oğuzhan Hasipoğlu ise Uluçay’a yanıt verdi. Hayat pahalılığı ödeneğini düzenleyen yasa tasarısının Komiteye geri çekildiğini hatırlatan Hasipoğlu, ekonomik anlamda tedbirlerden vazgeçilmediğini ancak bunun sulh ortamında çalışılması gerektiğini kaydetti. Hasipoğlu, bunun bir zorunluluk olduğunu, savaştan dolayı tedbir ihtiyacı doğduğunu söyledi.
Bakan Hasipoğlu, 2018’de CTP’nin hükümette olduğu dönemde kanun hükmünde kararnameyle hayat pahalılığını dondurduğunu anımsattı.
CTP Milletvekili Filiz Besim ise yerinden söz alarak, 2018 yılındaki kararın sendikalar ve bütün paydaşlarla birlikte alındığını ve daha sonra geri ödemesinin yapıldığını söyledi.
Bakan Hasipoğlu ise, CTP’nin doğru bir empati yapmadığını, şimdi de aynı şeyin yaşandığını kaydederek, Komitede halkın menfaatine karar çıkacağı inancını dile getirdi.
“Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’dan federasyon kelimesini duymadık”
Antalya Diplomasi Forumu’na da değinen Hasipoğlu, “Net olmayan dış politikada bazı hususlar görüyorum” dedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin iki devletli çözüm konusunda çok net olduğunu vurgulayan Hasipoğlu, CTP’nin forumda federasyonu desteklediğini söylediğini, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’dan ise federasyon kelimesini duymadıklarını belirtti.
Kıbrıs Rum tarafının adanın yönetimini ve zenginliğini paylaşmak istemediğini ifade eden Hasipoğlu, “Mesele egemenlik meselesidir” dedi. Bu tespitin Cumhurbaşkanı Erhürman tarafından da yapıldığını dile getiren Hasipoğlu, artık Türkiye’nin ve kendilerinin ifade ettiği gibi adadaki iki devlet gerçeğinden hareket edilmesi gerektiğini söyledi.
CTP Milletvekili Teberrüken Uluçay ise yeniden söz alarak, dörtlü hükümet döneminde yapılan kanun hükmünde kararname ile bu dönemde yapılan kararnamenin şeklinin aynı olmadığını ifade etti.
Bakan Hasipoğlu ise yerinden söz alarak, 2018 yılındaki kanun hükmündeki kararnamenin gerekçesi olmadığını belirtti.
Uluçay ise, hükümetlerin kararname için yetkisi olduğunu ancak ilgili kesimlerle bunun paylaşılması gerektiğini kaydederek, hükümetin yaklaşımının yöntem olarak uygun olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı’nın yaklaşımının seçim döneminde yaptığı açıklamalarla aynı olduğunu, bu netlikten dolayı halkın Erhürman’a güvenerek, oy verdiğini dile getiren Uluçay, Kıbrıs Türk halkı olarak hak ettikleri noktayı yakalamak için mücadele vermeye devam edeceklerini belirtti. Uluçay, “Bu mücadelenin zemini iki bölgeli, iki toplumlu federasyondur” dedi.
CTP Milletvekili Besim: "Sağlık riski yüksek alan olarak Teknecik Santrali’ndeki 152 çalışana ve çevresinde toplum bazlı koruma amaçlı tarama yaptınız mı?”
CTP Milletvekili Filiz Besim, “İhmal Zinciri: Teknecik’ten Hal Yasasına, Halk Sağlığı Kaderine Terk Edildi” konulu güncel konuşmasında, enerji güvenliği ve egemenliği konusunun önemine dikkat çekti.
Teknecik Termik Santrali’nin enerjinin kalbi olduğunu vurgulayan Besim, ülkede ciddi bir enerji politikasına, güçlü sürdürülebilir santrallere ihtiyaç olduğunu belirtti. Besim, santrallerin eskidiğini, güvenli yakıt kullanılmadığını dile getirdi. Termik santrallerinin sağlık riski yüksek alanlar olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Besim, çalışanların kontrollerinin düzenli olarak yapılmasının yaşamsal olduğunun altını çizdi.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, termik santrallerdeki çalışanlara altı ayda bir metal ve kanser taraması yapılması gerektiğine dikkat çeken Besim, iki yıldır çalışanların hiçbir taramasının yapılmadığını söyledi. Besim, 152 tane çalışanın olduğu bir yerde revir olması gerektiğini de ifade etti.
Santral çevresinde yaşayan insanların halk sağlığı sorunlarının da ciddi olduğunu dile getiren Besim, Sağlık Bakanı’na, “Son iki yılda çalışanlara, son beş yılda çevrede toplum bazlı koruma amaçlı tarama yaptınız mı?” diye sordu.
“Üç yıl geçmesine rağmen Hal Yasası devreye girmedi”
Konuşmasında, üç yıl geçmesine rağmen Hal Yasası’nın devreye girmediğine de değinen Besim, su ve gıda analizlerinin kontrol altında olmadığını, ciddi sıkıntılar olduğunu söyledi. Besim, Hal Yasası’nı uygulamanın ülkede gıda güvenliğini ve denetimini sağlamak adına çok önemli olduğunu vurguladı.
Dinçyürek: “Devlet Laboratuvarı birkaç aya bitecek”
Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek ise, Besim’e yanıt verdi. “Bazı yaşanmışlıkları söylemezsek gerçekler ortaya çıkmaz” diyen Dinçyürek, 2014-2015 yıllarında Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı olduğunu hatırlattı, “Ülkeye yüzde bir kükürt içerikli yakıtın girmesini, onun üzerinde yakıtın girememesi kararını CTP’ye rağmen ben aldım Bakanlar Kurulu’nda” dedi.
“Kükürdün zararlarını biz sizden daha çok önemsedik” diye konuşan Dinçyürek, 2015'te Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu (Kıb-Tek) bütçesini, filtre takılması için kalem olmadığı gerekçesiyle Bakanlar Kurulu’nda dört kez veto ettiğini anımsattı. Dinçyürek, bütçeye filtre takılması için kalem açılmaya karar verilince, bütçenin geçirildiğini ifade etti.
Dinçyürek, daha sonra hükümetin bozulduğunu ve CTP’nin atadığı dönemin Kıb-Tek Müdürü’nün, “Kaliteli yakıt geldiği için filtre takmaya gerek yoktur” yönünde karar aldığını belirtti. Tabipler Birliği’nin o dönemde tek bir açıklama yapmadığını ifade eden Dinçyürek, “Sizin samimiyetinizi sorgularız dersiniz ya esas ben sizin samimiyetinizi sorgularım” dedi.
Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı olarak görev yaptığı dönemde taş ocaklarının ruhsatlandırılması, izinlerinin uzatılması, denetlenmesi noktasında çok geniş kapsamlı çalışma yaptıklarını ifade eden Dinçyürek, görevden gittikten sonra ruhsatlandırmayla ilgili tüzüğü yeni CTP’li mevkidaşının yürürlükten kaldırdığını söyledi.
“Sizin kaygınız emekçiler ve çalışanlar değil sadece bunu siyasi polemik konusu yaparsınız” diyen Dinçyürek, Devlet Laboratuvarı’nın birkaç aya biteceğini de açıkladı.
CTP Milletvekili Filiz Besim ise yeniden söz alarak, “Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanı olduğunuz günlerde halk sağlığına duyduğunuz heyecanı belli ki Sağlık Bakanı olarak yitirmişsiniz” dedi.
Kükürtle ilgili kararın Özkan Yorgancıoğlu başkanlığı döneminde geçirildiğini dile getiren Besim, Bakan Dinçyürek’e bugün yerine geçmişten bahsettiği eleştirisinde bulundu.
Girne Bağımsız Milletvekili Rogers: “20 tüp bebek merkezinin faaliyet gösteriyor, üç merkez ise izinlendirme aşamasında; sayı çok, denetim yetersiz”
Girne Bağımsız Milletvekili Jale Refik Rogers da, “Sağlıkta Denetim Eksikliklerinin Sonuçları” konulu güncel konuşmasında, İngiliz basınında ülkede faaliyet gösteren bir tüp bebek merkezine ilişkin bir haber yayınlandığına değinerek, aynı uzman hekimin adının geçtiği başka iddialar da olduğunu söyledi.
Ülkede 20 tüp bebek merkezinin faaliyet gösterdiğini, üç merkezin ise izinlendirme aşamasında olduğunu dile getiren Rogers, “Sayı çok, denetim yetersizdir” dedi. Bu alanın sağlık turizminin en önemli alanlarından biri olduğunu vurgulayan Rogers, “Gözbebeğimiz gibi bakmamız gerekir” vurgusu yaptı.
“Ortak veri tabanı olmadığı için takip edilemiyor: Bir kadın yılda üç kez yumurta donasyonu yapabilecekken birden fazla merkezde donasyon yapılabiliyor”
Yasaya göre, bir kadının yılda üç kez yumurta donasyonu yapabileceğini ifade eden Rogers, donasyonun sadece tıbbi değil etik bir mesele olduğunu kaydetti. Ancak her merkezin donasyon yapacak kişiyi kendi kodlama sistemiyle kaydettiğini dile getiren Rogers, ortak veri tabanı olmadığı için takibin kolay olmadığını, bir kadının birden fazla merkezde donasyon yapılabildiğini söyledi. Rogers, Sağlık Bakanlığı’nın gerekli takip ve bildirim sistemini kurmadığını ifade etti.
Taşıyıcı annelikle ilgili de ciddi yasal boşluklar olduğunu belirten Rogers, doğum ve ölümlerin kaydı yasasında değişikliğe gidilmesi gerektiğini kaydetti. Bu meseleyi açık, net ve çağdaş bir zemine oturtmak gerektiğini dile getiren Rogers, İçişleri Bakanı’na çağrı yaptı.
Tüp bebek merkezleri bünyesindeki genetik laboratuvarların ne kadar denetlendiğini de soran Rogers, özel laboratuvarlarla ilgili yasanın “ilkel” olduğu eleştirisinde bulundu.
Sağlık Bakanı Dinçyürek: "İngiliz basınında çıkan tüp bebek merkezi haberi ihbar kabul edildi; merkezde soruşturma başlatıldı"
Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek Rogers’a yanıt verdi. Konunun önemli olduğunu ifade eden Dinçyürek, İngiliz basınında çıkan haberi ihbar kabul ettiklerini ve gerekli araştırmayı-soruşturmayı başlattıklarını söyledi.
Dinçyürek, “Usulde bir hata, suistimal varsa, bu ispat edilirse, tüp bebek merkezinin ya da merkezlerinin kapatılması dahil ne gerekirse yapılacak” dedi.
Hücre, Doku, Organ Yasası’nın 2016 yılında geçtiğini hatırlatan Dinçyürek, 2016’dan önce bir mevzuat olsa da yeterli olmadığını dile getirdi. Bunun tüp bebek merkezlerinden talep edilen bilgi, belge, uymaları gereken kurallar konusunda daha gevşek, alanı daha serbest bırakan bir mevzuat olduğunu kaydeden Dinçyürek, 2016’da geçen yasanın özünün buna dayandığını belirtti.
Yasanın sadece tüp bebek merkezleriyle ilgili olmadığına işaret eden Dinçyürek, yasaya istianeden ülkede böbrek nakillerinin hem canlıdan hem kadavradan hayat bulduğunu kaydetti. Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde altıncısı gerçekleştirilen kalp nakil ameliyatları yapıldığını ifade eden Dinçyürek, “Bunlar bu ülkenin gelişimi için çok önemlidir” dedi. Bakan Dinçyürek, karaciğer nakli için de eksiklikler üzerinde çalıştıklarını belirtti.
“Ne gerekiyorsa mutlaka yapılacak”
İngiliz basınındaki tüp bebek merkeziyle ilgili olayın 2011 yılında meydana geldiğini, yasadan önceki mevzuatla yapılmış bir girişim olduğunu dile getiren Dinçyürek, “Bizler oraya gidip, bütün evrakları belgeleri talep ettik. Yazılı olarak da talep ettik. Onların sonuçları bugün yarın gelir… Ne gerekiyorsa mutlaka yapılacak, usulde bir hata, suistimal varsa, bu ispat edilirse, tüp bebek merkezi ya da merkezlerinin kapatılması dahil ne gerekirse yapılacak” dedi.
2016’dan sonra merkezlerde yaptıkları denetlemelerde hangi belgeyi sorsalar önlerine geldiğini kaydeden Dinçyürek, öte yandan genetik laboratuvarlarla ilgili yasal mevzuatta eksiklik olduğunu ve çalışmasının yapıldığını belirtti.
“Herhangi bir ailenin bir şikâyeti varsa, suç duyurusunda bulunması gerekir”
Rogers’ın aynı haberin içinde 2019 yılıyla ilgili de iddialar olduğunu hatırlatması üzerine Dinçyürek, herhangi bir ailenin bir şikâyeti varsa, suç duyurusunda bulunması gerektiğini belirterek, şöyle konuştu:
"Bu tedavi için buraya gelmiş biri hakkını aramak için de buraya gelip ispat-ı vücut yapmalı. Biz gelmediler diye başıboş bırakmadık ama tercihimiz gelmeleridir. 5 tane daha, 10 tane daha aile var deniyor. Bu söylemle soruşturmayı ileriye götürmem, başarılı olmam mümkün değil. Bana bilgiye, veriye dayalı yasal bir şikâyet gelmesi daha doğrudur diye düşünüyorum.”
CTP Milletvekili Asım Akansoy, Cumhuriyet Meclisi’nde yaptığı “Yolsuzluk, Yokluk ve Demokrasi” konulu konuşmada, Kuzey Kıbrıs’ta yolsuzluğun münferit bir sorun olmaktan çıkarak sistemik bir nitelik kazandığını söyledi.
Akansoy, toplumda oluşan güçlü algıların kolay değişmediğini belirterek, siyasetin bilimsel veriler ve ölçülebilir sonuçlara dayandırılması gerektiğini ifade etti.
Sosyal medya üzerinden yapılan bazı araştırmaların manipülatif olabileceğine de dikkat çeken Akansoy, güvenilir kamuoyu araştırmalarının önemine işaret etti.
2025 yılı yolsuzluk algısı verilerine değinen Akansoy, ülkenin 100 üzerinden 24 puan aldığını, bu sonucun kurumsal kapasitede ciddi zayıflamaya işaret ettiğini belirtti. Akansoy, skorun önceki yıla göre düşmesinin sorunun derinleştiğini gösterdiğini kaydetti.
Araştırmaya göre katılımcıların yolsuzluğu “çok yaygın” ve “çok ciddi bir sorun” olarak gördüğünü aktaran Akansoy, yolsuzluğun özellikle kamu arazilerinin tahsisi, kamu ihaleleri ile izin ve lisans süreçlerinde yoğunlaştığını ifade etti. Akansoy, bu durumun ekonominin rant dağıtımı üzerinden işlediğini gösterdiğini belirtti.
Yolsuzluğun kurumlara olan güveni aşındırdığını dile getiren Akansoy, güven kaybının kayıt dışı ekonomiyi arttırdığını, demokratik katılımı zayıflattığını ve gayri resmi ilişkileri yaygınlaştırdığını söyledi.
Kurumsal zafiyetin; hesap verebilirlik eksikliği, şeffaflık sorunları ve denetim yetersizliği olmak üzere üç temel boyutta ortaya çıktığını ifade eden Akansoy, mevcut yapının değişmemesi halinde yolsuzlukla mücadelenin söylem düzeyinde kalacağını vurguladı.
Konuşmasında ülkenin uzun süredir çözümsüzlük koşulları altında kurumsal ve ekonomik açıdan aşındığını da dile getiren Akansoy, hukuksal entegrasyon eksikliğinin denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik mekanizmalarını zayıflattığını belirtti. Akansoy, sorunun yalnızca iç dinamiklerle açıklanamayacağını ifade etti.
Akansoy, ikinci bir araştırmanın da ilk bulguları doğruladığını belirterek, toplumda erken seçim beklentisinin güçlendiğini söyledi. Ülkede yaşanan krizin yapısal olduğunu kaydeden Akansoy, ekonomik sorunların yanı sıra toplumsal kaygı ve güvensizliğin arttığını dile getirdi.
Toplumda “anomi” olarak tanımlanan, normların zayıfladığı ve bireyin sistemle bağının koptuğu bir durumun oluştuğunu ifade eden Akansoy, ekonomik başarısızlık, adalet algısındaki zayıflama, yolsuzluğun normalleşmesi, demokratik temsil krizi ve siyasal bağımlılık gibi unsurların bu süreci derinleştirdiğini kaydetti.
Akansoy, toplumun yüzde 72’sinin çözüm istediğini belirterek, mevcut statükonun sürdürülebilir görülmediğini; ülkede ekonomik, siyasal temsiliyet ve kurumsal güven olmak üzere üçlü bir kriz yaşandığını, bunun da bir “meşruiyet krizi” yarattığını söyledi.
Akansoy, hükümetin meşruiyetini toplumun güveniyle sürdürebileceğini ancak mevcut durumda bu güvenin kalmadığını belirterek, erken seçim çağrısında bulundu.
Konuşmasının sonunda, geçmiş icraatlar üzerinden tartışma yürütmenin çözüm üretmeye katkı sağlamayacağını vurgulayan Akansoy, esas ihtiyacın katılımcı, demokratik, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı ile güçlü kurumsal yapıların oluşturulması olduğunu ifade etti.
Bağımsız Milletvekili Baybars: “İfade ve basın özgürlüğüne yönelik baskılar, Ceza Yasası düzenlemeleri ve dijital platformlar üzerinden yapılan müdahalelerle korku iklimi yaratıldı”
Asım Akansoy’un konuşmasının ardından kürsüye gelen Bağımsız Milletvekili Ayşegül Baybars ise, “Son Siyasi Gelişmeler” başlıklı konuşmasında ülkede yaşanan krizlerin süreklilik kazandığını ve bunun yapısal bir yönetim zafiyetine işaret ettiğini söyledi.
Baybars, ülkede güven sorununun çözülme ihtimalinin kalmadığını ve erken seçim tarihinin belirlenerek, iradenin yeniden halka devredilmesi gerektiğini ifade etti.
Meclis’te son haftalarda yaşanan gelişmelere de işaret eden Baybars, yaşanan toplumsal tepkilerin yalnızca hayat pahalılığı düzenlemesine indirgenemeyeceğini, hükümetin uzun süredir izlediği politikaların bu tabloyu yarattığını kaydetti.
Konuşmasında enerji, su ve dijital altyapı başlıklarına değinen Baybars, Teknecik’teki santrallerde ciddi arızalar bulunduğunu, bazı jeneratörlerin çalışmadığını ve bakım süreçlerinin aksadığını söyledi. Yaz aylarında artacak enerji talebine dikkat çeken Baybars, kısa vadeli çözüm planlarının açıklanmasını istedi.
Su konusuna da değinen, su ve enerji gibi altyapı alanlarında dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini belirten Baybars, su güvenliğinin yalnızca Türkiye’den gelen suyla değil, yerel kaynakların planlı kullanımı, rezerv yönetimi ve kriz senaryolarıyla ele alınması gerektiğini ifade etti.
Dijital altyapı ve veri güvenliği konularında da değerlendirmelerde bulunan Baybars, telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri alanındaki yetkilerin devrine yönelik düzenlemeleri eleştirerek, veri güvenliğinin stratejik bir egemenlik meselesi olduğunu söyledi. Baybars, siber güvenlik altyapısının güçlendirilmesi ve ilgili kurumsal yapıların etkin hale getirilmesi gerektiğini de dile getirdi.
Baybars, ayrıca son dönemde ifade ve basın özgürlüğüne yönelik baskılar olduğunu, Ceza Yasası düzenlemeleri ve dijital platformlar üzerinden yapılan müdahalelerin “korku iklimi” yarattığını söyledi.
Yerinden söz alarak Baybars’a cevap veren Sağlık Bakanı Hakan Dinçyürek ise, enerji arz güvenliğini sağlamak amacıyla son iki yılda yeni jeneratörlerin devreye alındığını ve kapasitenin artırıldığını belirtti. Su konusunda ise Türkiye’den temin edilen suyun ülke için önemli bir kazanım olduğunu ifade eden Dinçyürek, yeraltı su kaynaklarının korunmasının da öncelikli olması gerektiğini kaydetti.
Dinçyürek, fiber optik ve veri güvenliği konularında da çalışmalar yürütüldüğünü belirterek, verinin yabancı unsurlara devredildiği yönündeki iddiaları kabul etmediklerini ifade etti.
CTP Milletvekili Özuslu: ”Gazeteciler, siyasetçiler ve sendikacılara yönelik toplu şikâyetlerle hesapların kısıtlanması, askıya alınması ya da kapatılması girişimleri arttı”
CTP Milletvekili Sami Özuslu ise, “Son Siyasi Gelişmeler” konulu konuşmasında, son dönemde sosyal medya üzerinden yapılan müdahaleleri eleştirerek, bu süreci “faşizmin dijital halleri” olarak nitelendirdi.
Özuslu, sosyal medya platformları üzerinden gazeteciler, siyasetçiler ve sendikacılara yönelik toplu şikâyetlerle hesapların kısıtlanması, askıya alınması ya da kapatılması girişimlerinin arttığını, bunun ifade ve basın özgürlüğü üzerinde ciddi bir baskı oluşturduğunu söyledi.
Söz konusu müdahalelerin arkasında organize yapılar olabileceğine dikkat çeken Özuslu, bazı yabancı firmalar aracılığıyla dijital ortamda toplu şikâyet mekanizmalarının kullanıldığına yönelik iddiaları gündeme getirdi. Sosyal medya platformlarının sahibi olan şirketlere de çağrıda bulunan Özuslu, bu tür faaliyetlerin dijital izler üzerinden araştırılması gerektiğini ifade etti.
Sosyal medya platformlarının içerik sağlayıcı değil, içerik taşıyıcı olduğuna işaret eden Özuslu, bu mecraların hem doğru bilgilendirme açısından önemli fırsatlar sunduğunu hem de kötü niyetli kullanımlara açık olduğunu dile getirdi.
Bu tür saldırıların küçük toplumların kendi imkânlarıyla önleyebileceği bir mesele olmadığını belirten Özuslu, ilgili kurumların yetki ve kapasite sınırlılığına da dikkat çekti.
Özuslu, dijital ortamda yapılan saldırıların iz bırakacağını ve sorumluların ortaya çıkarılabileceğini belirterek, bu tür girişimlerin topluma zarar verdiğini söyledi. Çok sayıda kişi ve kuruma yönelik eş zamanlı saldırılar düzenlendiğini söyleyen Özuslu, bunun organize ve maliyetli bir süreç olduğuna işaret etti.
Konuşmasında medya sektörünün yaşadığı yapısal sorunlara da değinen Özuslu, Kuzey Kıbrıs’taki basın kuruluşlarının uluslararası tanınmamışlık nedeniyle dijital reklam gelirlerinden yeterince pay alamadığını ifade etti, bu durumun, medyanın ekonomik olarak zayıflamasına yol açtığını kaydetti.
Özuslu, sosyal medya kullanımının azaltılarak haberlerin doğrudan medya kuruluşlarının kendi mecralarından takip edilmesi çağrısında bulundu
Özuslu, sosyal medya kullanımının azaltılarak haberlerin doğrudan medya kuruluşlarının kendi mecralarından takip edilmesi çağrısında bulunarak, yerel basının desteklenmesinin önemine vurgu yaptı. Basının; demokrasi, ifade özgürlüğü ve toplumsal bilinç açısından temel bir unsur olduğunu belirten Özuslu, medya kuruluşlarına siyasi ayrım gözetilmeksizin destek verilmesi gerektiğini ifade etti.
Ayrıca ceza yasası ve bilişim suçlarına ilişkin düzenlemeler üzerinden yürütülen tartışmalara da değinen Özuslu, ifade özgürlüğünü sınırlayacak adımların toplumda “korku iklimi” yaratacağını ve son dönemde yaşanan dijital müdahalelerle birlikte değerlendirildiğinde, bu tür düzenlemelerin otosansürü artırabileceğini kaydetti.
Özuslu, konuşmasının sonunda yerel medyanın güçlendirilmesi ve ifade özgürlüğünün korunması gerektiğini yineleyerek, “susma, sustukça sıra sana da gelecek” ifadeleriyle toplumsal duyarlılık çağrısında bulundu.
CTP Milletvekili Hamzaoğulları: “Kaçak taşımacılık yaygınlaştı; gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerekiyor”
CTP Milletvekili Biray Hamzaoğulları da, “Talebe Taşımacılığı ve Ulaştırma Bakanlığı” konulu konuşmasında, hem son siyasi gelişmeleri hem de taşımacılık sektöründe yaşanan sorunları ele aldı.
Hamzaoğulları, ülkede yaşanan sorunların artık yönetilemez hale geldiğini belirterek, hükümeti eleştirdi ve erken seçim çağrısında bulundu. Son haftalarda Meclis’te ve ülke genelinde yaşanan gelişmelere değinen Hamzaoğulları, toplumun yaşadığı sıkıntıların derinleştiğini dile getirdi.
Konuşmasında talebe taşımacılığı yapan esnafın yaşadığı mali sıkıntılara değinen Hamzaoğulları, taşımacıların yaklaşık dört aydır ödeme alamadığını belirterek, bu durumun sektörde ciddi bir mağduriyet yarattığını ifade etti.
Taşımacıların sosyal sigorta primleri, şoför maaşları ve yakıt giderlerini karşılayamaz duruma geldiğini kaydeden Hamzaoğulları, artan mali yükün faizlerle birlikte daha da büyüdüğünü dile getirdi.
Taşımacılık sisteminde denetim eksikliği bulunduğunu ifade eden Hamzaoğulları, mevcut yapıda Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan sözleşmelerin yeterli denetimi sağlamadığını, bu nedenle talebe taşımacılığına ilişkin sözleşme, tarife ve denetim süreçlerinin Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı çatısı altında yürütülmesi gerektiğini kaydetti.
Kaçak taşımacılığın yaygınlaştığını ve bu sorunun önlenmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması gerektiğini belirten Hamzaoğulları, denetim mekanizmalarının yetersizliği nedeniyle sistemin sağlıklı işlemediğini söyledi.
Hamzaoğulları, taşımacılık sektöründe şirketleşme ve yeni modellerin uygulanabileceğini ancak bu süreçte ne dar gelirli kesimlerin ne de sektör paydaşlarının mağdur edilmesi gerektiğini ifade etti.
Güney Kıbrıs ve Türkiye’deki uygulamalardan da örnekler vererek, denetim ve planlamanın önemine dikkat çeken Hamzaoğulları, konuşmasının sonunda, ülkede birçok alanda denetim eksikliği bulunduğunu yineledi.
Cumhuriyet Meclisi Genel Kurulu bugünkü çalışmalarını tamamladı. Meclis, yasama göreviyle 27 Nisan Pazartesi günü saat 10.00’da toplanacak.











Yorumunuz