ABD, İsrail ve Lübnan'ın, Lübnan'daki İsrail ve Hizbullah arasındaki çatışmayı sona erdirmek için "doğrudan müzakerelere başlama" konusunda anlaştıklarını duyurdu. Çatışma, ABD ile İran arasındaki kırılgan ateşkesi bozma tehdidi oluşturuyor.
Lübnan ve İsrail büyükelçileri ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile birlikte Washington'da yüz yüze görüştü. Görüşme üst düzey bir görüşme olarak değerlendirilmese de, İsrail ve Lübnan'ın diplomatik ilişkileri olmaması nedeniyle dikkat çekiciydi. Ancak Hizbullah'ın görüşmelere katılmaması nedeniyle, Lübnan ve İsrail hükümetleri arasında varılacak herhangi bir anlaşmanın mevcut çatışmaları gerçekten sona erdirip erdirmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Lübnan hükümetinin, hem İran destekli bir milis gücü hem de siyasi bir parti olan Hizbullah üzerinde doğrudan bir kontrolü yok. Bu durum, İsrail ve Lübnan arasında varılacak herhangi bir diplomatik çözümün uygulanmasını zorlaştırıyor.
İsrail-Lübnan çatışması ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaşta üç ana anlaşmazlık noktasından biridir. Diğer anlaşmazlık noktaları ise İran'ın nükleer programının durumu ve uluslararası enerji ticaretinde önemli bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı'nın kontrolüdür.
Dikkat çekici bir şekilde, İsrail-Lübnan görüşmelerinin ardından yayınlanan ABD açıklamasında İsrail'in hava saldırılarına son verilmesi veya Lübnan topraklarından çekilmesi çağrısında bulunulmadı; bunun yerine İsrail'in Hizbullah'ın devam eden saldırılarına karşı "kendini savunma hakkı" teyit edildi.
Bu çerçeve, her iki taraf da daha fazla müzakereye hazırlanırken bile İsrail'in Lübnan'ı bombalamasının ve ülkenin güneyindeki kara işgalinin muhtemelen devam edeceğini gösteriyor. İsrail yetkilileri Hizbullah ile ateşkesi görüşmeyi bile reddetmişti.
İran savaşının sonuçlarıyla mücadele kapsamında, AB'nin elektrik vergilerini düşürmeyi planladığı bildirildi. Bloomberg’in haberine göre üye devletlerin enerji yoğun sektörler için vergiyi tamamen kaldırmasına bile izin verilecek.
Bloomberg'in, Avrupa Komisyonu'nun 22 Nisan'da yayınlanması planlanan bir taslak önerisine atıfta bulunarak bildirdiğine göre, öneri, İran savaşı nedeniyle petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki önemli artıştan tüketicileri korumayı amaçlıyor.
Öneride, elektriğin fosil yakıtlardan daha düşük bir oranda vergilendirilmesi öngörülüyor. Ayrıca, üye devletlerin enerji yoğun sektörler için elektrik vergisini sıfıra indirmesini kolaylaştıracak.
ABD Merkez Komutanlığı lideri Amiral Brad Cooper, salı günü geç saatlerde yaptığı açıklamada, ABD ordusunun İran limanlarına gidiş-dönüş ticari trafiğini tamamen durdurduğunu söyledi. Abluka pazartesi günü başlamıştı, ancak takip sistemleri, bundan sonra Hürmüz Boğazı'ndan geçen İran bağlantılı birkaç geminin olduğunu gösterdi. Bu gemilerin geçiş izni verilen süre içinde ayrılıp ayrılmadığı belirsizliğini koruyor.
İstihbarat uzmanları ayrıca, gemilerin boğazın içindeki ve çevresindeki sularda tespit edilmekten kaçınmak için taktikler kullandığını gözlemledi.
Çin'in pazartesi günü ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndan çıkan İran petrolüne uyguladığı ablukanın "tehlikeli ve sorumsuz" olduğunu açıkladı.
ABD Başkanı Trump'ın dört hafta içinde Pekin'e gitmesi bekleniyor; görüşme, dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ilişkiyi yeniden şekillendirmek için dikkatlice planlanmış, son derece organize bir çaba olarak kabul ediliyor.
Trump Çin’e yapacağı resmi ziyareti bir kez erteledi ve Beyaz Saray yetkilileri, ABD'nin İran’ın petrol ihracatını hâlâ engellemesine rağmen, ziyaretin tekrar ertelenmesi konusunda herhangi bir görüşme olmadığını ısrarla belirtiyor. İran petrol ihracatıınn yüzde 90'ı (günde 1,3 milyon varilden fazla) 28 Şubat'ta başlayan Amerikan ve İsrail saldırısından önce Çin tarafından satın alınıyordu.
Başlangıçta Çinliler, denizde bulunan sevkiyatların ve azımsanmayacak miktardaki acil durum petrol rezervlerinin muhtemelen kendilerini idare edeceğini bildikleri için askeri harekat konusunda nispeten sessiz kaldılar. Trump'ın boğazı açık tutmak için Çin'den savaş gemileri göndermesi talebini görmezden geldiler. Her iki tarafın da geri adım atması yönünde standart çağrılar yaptılar.
Ancak pazartesi günü abluka başlayınca ve Çin bayraklı, bazıları Çinli mürettebat tarafından yönetilen kargo gemilerinin ABD Donanması tarafından geri çevrilebileceği ihtimaliyle karşı karşıya kalınca, tavır değişti.
Çin lideri Şi Cinping, savaşla ilgili ilk kamuoyu açıklamalarını salı günü yaparak, dünyanın "orman kanununa" geri dönme riskini göze alamayacağını söyledi. Amerika Birleşik Devletleri'nden veya Trump'tan hiç bahsetmedi. Ancak buna gerek de yoktu; Abu Dabi veliaht prensiyle yaptığı görüşmede, "uluslararası hukukun üstünlüğünün otoritesini korumak için, işimize geldiğinde kullanıp, gelmediğinde terk edemeyiz" diye ekledi.
Çin Dışişleri Bakanlığı daha sert bir tavır takınarak, ABD’yi "hedefli bir abluka" uygulamakla suçladı ve bunun "zaten kırılgan olan ateşkes ortamında çatışmayı daha da kötüleştireceğini, gerilimi tırmandıracağını ve Hürmüz Boğazı'ndan güvenli geçişi daha da tehlikeye atacağını" belirtti.
Trump ise, geçen hafta ABD istihbarat teşkilatlarının Çin'in İran'a çatışmada kullanılmak üzere omuzdan fırlatılan füzeler göndermiş olabileceğine dair bilgi edindiği ortaya çıktığında bile, eleştiri yapmaktan büyük ölçüde kaçındı. İstihbarat kesin değildi ve Çin füzelerinin ABD veya İsrail güçlerine karşı kullanıldığına dair hiçbir kanıt yok.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran ile müzakerelerin devam ettiğini belirterek, Trump'ın İran ile "büyük bir anlaşma" yapmak istediğini söyledi.
Vance, salı günü Georgia Üniversitesi'nde muhafazakâr bir kitleye hitap ederken, Trump'ın politikasının İran'ın "nükleer silaha sahip olamayacağı" yönünde olduğunu söyledi. "Şu anda, bunun gerçekleşmesini sağlamak için müzakere ediyoruz" dedi.
Trump'a atıfta bulunarak şunları ekledi: "Eğer normal bir ülke gibi davranmaya istekliyseniz, biz de size ekonomik olarak normal bir ülke gibi davranmaya hazırız dedi. Küçük bir anlaşma istemiyor."
Trump, New York Post'a verdiği röportajda, İran ile doğrudan müzakerelerin ikinci turunun önümüzdeki iki gün içinde Pakistan'da gerçekleşebileceğini söyledi.
Gelecekteki müzakerelere ilişkin plan oldukça belirsiz görünüyor. Trump, telefon görüşmesinde muhabire başlangıçta ikinci tur görüşmelerin muhtemelen Avrupa'da bir yerde gerçekleşeceğini söyledi, ancak yarım saat sonra tekrar arayarak muhabiri İslamabad'da kalmaya çağırdı ve "çünkü önümüzdeki iki gün içinde bir şeyler olabilir ve biz oraya gitmeye daha meyilliyiz" dedi.
ABD Hazine Bakanlığı salı günü yaptığı açıklamada, birkaç gün içinde süresi dolacak olan ve bazı İran petrolünün satışına izin veren geçici yaptırım muafiyetinin uzatılmayacağını belirtti.
Bakanlık açıklamasında, "Finans kurumları, bakanlığın mevcut tüm araç ve yetkileri kullandığının ve İran'ın faaliyetlerini desteklemeye devam eden yabancı finans kurumlarına karşı ikincil yaptırımlar uygulamaya hazır olduğunun farkında olmalıdır" dedi.
Avrupa ülkeleri, Hürmüz Boğazı'ndan geçişi kolaylaştırmak için geniş bir ülkeler koalisyonundan oluşan bir plan hazırlıyor; plan, mayın temizleme ve diğer askeri gemilerin gönderilmesini de içeriyor. Ancak aynı plan, savaş bittikten sonra hayata geçirilecek ve özellikle bir ülkeyi, ABD'yi, kapsam dışında bırakabilir.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron salı günü yaptığı açıklamada, planın ABD, İsrail ve İran gibi "çatışmacı" tarafları içermeyen uluslararası bir savunma misyonu olduğunu söyledi. Plan hakkında bilgi sahibi Avrupalı diplomatlar, Avrupa gemilerinin Amerikan komutası altında olmayacağını belirtiyor.
Avrupa planının amacı, yetkililerin biraz zaman alabileceğini söylediği çatışmalar sona erdikten sonra nakliye şirketlerine boğazı kullanma konusunda güven vermektir.
Wall Street Journal'ın görüştüğü üst düzey bir Alman yetkilisine göre, Avrupa planının, şimdiye kadar herhangi bir askeri müdahaleyi düşünmekten bile kamuoyu önünde çekingen davranan Almanya'yı içermesi muhtemel. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana denizaşırı askeri girişimlere katılmak için yüksek siyasi ve hukuki engellerle karşılaşan Almanya, yetkilinin belirttiğine göre, taahhüdünü perşembe günü gibi erken bir tarihte açıklayabilir.
Berlin'in dahil olması, görevin daha önce beklenenden daha kapsamlı olabileceği anlamına geliyor. Almanya, İngiltere ve Fransa'dan daha fazla mali güce ve bu özel görev için gerekli bazı önemli askeri varlıklara sahip.
Cuma günü, Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, çatışmalar sona erdikten sonra Hürmüz Boğazı'nda en iyi güvenlik önlemlerinin nasıl alınacağı konusunda görüşmek üzere onlarca ülkenin katılacağı çevrimiçi bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Starmer Paris'teki etkinliğe bizzat katılacak, diğer ülkelerin çoğu ise video konferans yoluyla katılacak. Fransız ve İngiliz yetkililer, toplantıya ABD'nin katılmayacağını belirtti. Çin ve Hindistan davet edildi, ancak katılıp katılmayacakları henüz belli değil.
Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noël Barrot salı günü yaptığı açıklamada, "Bahsettiğimiz misyon ancak sükunet sağlandıktan ve düşmanlıklar sona erdikten sonra konuşlandırılabilir" dedi ve uluslararası koalisyonun İran ve Umman da dahil olmak üzere boğaza kıyısı olan ülkelerle koordinasyon sağlayacağını sözlerine ekledi. Bu, İran'ın onayı olmadan hiçbir misyonun gerçekleştirilemeyeceği anlamına geliyor.
Avrupalılar arasında hâlâ çözülmesi gereken bazı görüş ayrılıkları var. Görüşmelere yakın kaynaklara göre, Fransız diplomatlar operasyona ABD'nin dahil olmasının Tahran için daha az kabul edilebilir hale getireceğini düşünürken, İngiliz yetkililer Amerikalıların dahil edilmemesinin Trump'ı kızdıracağından ve operasyonun kapsamını sınırlayacağından endişe ediyor.
Amerikalıları dışlama tartışması, Trump'ın Avrupa ihracatına gümrük vergisi koyması, Rusya'ya karşı savunmasında Ukrayna'ya verdiği desteği çekmesi ve NATO müttefiki Danimarka'dan Grönland'ı askeri güç kullanarak geri alma tehdidinde bulunmasının ardından, transatlantik ilişkilerin giderek gerginleştiğinin bir işaretidir. Çoğu Avrupalı liderin yasa dışı ve istenmeyen bir ekonomik şok olarak gördüğü İran savaşı nedeniyle gerilimler daha da arttı.
İran savaşı nedeniyle gerilimler artarken, Avrupa kıtası daha fazla Avrupa müdahalesi için bir acil durum planı hazırlıyor.
ABD'nin NATO'dan ayrılması durumunda Avrupa'nın mevcut askeri yapılarını kullanarak kendini savunabilmesini sağlayacak bir yedek plan, uzun süredir tek başına hareket etme yaklaşımına karşı çıkan Almanya'nın da desteğini aldıktan sonra ivme kazanıyor.
Bazı yetkililerin "Avrupa NATO'su" olarak adlandırdığı planlar üzerinde çalışan yetkililer, ittifakın komuta ve kontrol rollerine daha fazla Avrupalı asker dahil etmeyi ve ABD askeri varlıklarını kendi varlıklarıyla desteklemeyi amaçlıyor.
NATO’ya rakip olunması amaçlanmıyor
Katılımcıların belirttiğine göre, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) içinde ve çevresinde yapılan yan görüşmeler ve akşam yemeklerinde gayri resmi olarak ilerleyen planlar, mevcut ittifaka rakip olmayı amaçlamıyor. Avrupalı yetkililer, Washington'ın Avrupa'dan güçlerini çekmesi veya Trump'ın tehdit ettiği gibi savunmaya gelmeyi reddetmesi durumunda bile, Rusya'ya karşı caydırıcılığı, operasyonel sürekliliği ve nükleer güvenilirliği korumayı hedefliyor.
Karşılaşılan zorluk çok büyük çünkü NATO'nun tüm yapısı, lojistik ve istihbarattan ittifakın en üst düzey askeri komutanlığına kadar neredeyse her seviyede Amerikan liderliği üzerine kuruludur.
Avrupalılar artık Trump'ın uzun zamandır talep ettiği bu sorumlulukların daha fazlasını üstlenmeye çalışıyorlar. İttifakın Genel Sekreteri Mark Rutte kısa bir süre önce yaptığı açıklamada, ittifakın "daha çok Avrupa liderliğinde" olacağını söyledi.
Aradaki fark şu ki, Avrupalılar artık ABD'nin kışkırtması sonucu değil, Trump'ın artan düşmanlığı nedeniyle kendi inisiyatifleriyle adımlar atıyorlar. Son günlerde Trump, Avrupalı müttefikleri "korkak" olarak nitelendirdi ve NATO'yu “kağıttan kapla”n olarak adlandırdı; Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e atıfta bulunarak da "Putin de bunu biliyor" dedi.
Avrupa üyesi ülkelerden hiçbiri, NATO içinde ABD'nin askeri liderliğinin yerini alabilecek yeterli güce sahip değil; bunun nedenlerinden biri de, ittifakın temel ilkesi olan karşılıklı caydırma ilkesini destekleyen kıta çapında nükleer şemsiyeyi yalnızca ABD'nin sağlayabilmesidir.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, çarşamba günü Pekin'e yaptığı ziyarette, Rusya'nın Orta Doğu'daki savaş nedeniyle birçok ülkenin yaşadığı enerji açığını "telafi etmeye" hazır olduğunu söyledi.
Resmi Xinhua haber ajansının bildirdiğine göre, Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping çarşamba günü Pekin'de Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'u kabul etti; ancak görüşmenin içeriğine dair ayrıntı verilmedi.
Rusya Dışişleri Bakanı, iki günlük bir ziyaret için salı günü Çin'in başkentine geldi. Önemli ekonomik ve diplomatik ortaklar olan Çin ve Rusya'nın bu ziyaret sırasında Orta Doğu'daki çatışmayı görüşmesi bekleniyor.
Lavrov, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği ayrı bir basın toplantısında, "Rusya, hem Çin Halk Cumhuriyeti hem de bizimle adil ve karşılıklı yarar sağlayan bir şekilde çalışmaya istekli tüm ülkeler için ortaya çıkan kaynak açığını şüphesiz telafi edebilir" dedi.
Lavrov ayrıca Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 2026 yılının ilk yarısında Çin'i ziyaret edeceğini de doğruladı. Böylece Çin Devlet Başkanı, önümüzdeki haftalarda sırasıyla mayıs ortasında duyurulan Amerikalı mevkidaşı Donald Trump'ı ve jeostratejik gerilimlerin yüksek olduğu bir dönemde Rus mevkidaşını kabul edebilir.
Yapay zeka tarafından üretilen komedi videoları ve Trump'ın Lego animasyonlarıyla İranlı içerik üreticileri, ABD'ye karşı propaganda savaşında mizahı kullanıyor.
İran-ABD savaşının en tuhaf ve beklenmedik yönlerinden biri, Batı kültürü ve medyası konusunda aşırı endişeli muhafazakâr din adamlarının egemenliğinde olduğu bilinen İran'ın, sosyal medya savaşında öne geçmesi ve Z kuşağı teknoloji savaşçılarını Batı izleyicileriyle Trump yönetimine yönelik alaycı ve iğneleyici eleştiriler aracılığıyla etkileşime geçirmesidir.
The Guardian’ın haberine göre John Hopkins Üniversitesi İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu'nda Orta Doğu çalışmaları alanında yardımcı doçent olan Narges Bajoghli, Quincy Enstitüsü'nde verdiği bir brifingde, İran'ın tüm medya aygıtının, içerik ve mesaj yayma konusunda teknoloji devlerinin ülkesinden çok daha hızlı olduğunu söyledi.
"Savaşlar iki alanda yapılır. Birincisi savaş meydanında, ikincisi ise iletişim savaşıdır. İran, özellikle küresel sosyal medyada iletişim savaşını tamamen tekeline almayı başardı" değerlendirmesini yaptı.
Kaynaklar: New York Times - Le Monde - WSJ - Spiegel











Yorumunuz