Dünya

'İran’da ekonomi, vergiden muaf dini vakıflara hizmet ediyor'

İran’da protestocular, ülkeyi saran ekonomik ve mali krizin sorumlusu olarak gördükleri rejime öfkelerini göstermek için ülke genelinde birçok kentte yeniden sokaklara çıktı.

İran’daki son gösterilerde "Diktatöre son!" sloganı doğrudan Yüksek Lider Ayetullah Ali Hamaney'i ve rejimini hedef alıyor.

İran’da daha önce 2009’da, seçim hilelerine karşı “Yeşil Hareket” gibi siyasi nitelikte hareketler ortaya çıktı. Benzin fiyatlarının üç katına çıkarılmasının ardından, 2018 ve 2019’da işçi sınıfının öncülük ettiği ekonomik protestolar yaşandı. 2022’de ise “Kadın, Yaşam, Özgürlük” hareketi gibi hem kültürel hem de siyasi karakter taşıyan bir dalga yükseldi.

İktidarda olan ya da iktidara yakın dar bir azınlık petrol gelirlerinden yararlanıyor

Paris Cité Üniversitesi’nde sosyoloji alanında emekli (emeritus) profesör Azadeh Kian’a göre ülkenin bugün yaşadığı isyanın eşi benzeri yoktur. Bu kez harekete geçenler, ekonominin kalbi olan, geleneksel olarak muhafazakâr ve geçmişte ruhani iktidara yakın duran çarşı esnafıdır.

Bu isyan, 2025 yılında ulusal paranın yüzde 30’dan fazla değer kaybetmesiyle birlikte altın ve döviz fiyatlarında yaşanan ani artışın ardından patlak verdi.

Resmî oranı aralık ayında yüzde 52 olarak açıklanan baş döndürücü enflasyon ise halkın satın alma gücünü yok ediyor.

Bugün İranlıların yarısından fazlası yoksulluk sınırının altında yaşarken, orta sınıf giderek erimekte ve daha da yoksullaşmaktadır. Buna karşılık, iktidarda olan ya da iktidara yakın dar bir azınlık, petrol gelirlerinden yararlanmaya ve servetini artırmaya devam ediyor.

Ekonomi vergiden muaf dini vakıflara hizmet ediyor

Azadeh Kian’a göre ekonomi, dini lidere yakın isimler tarafından yönetilen, tekelci yapılara hizmet etmektedir; üstelik bu yapılar vergiden de muaftır. Devrim Muhafızları’nın vakıfları buna örnektir: Khatam el-Enbiya holdingi, Meşhed’de bulunan ve ülkenin en zengini olan Astan Kuds Vakfı, Yoksullar Vakfı ve benzerleri.

Göstericiler ayrıca petrol gelirlerinin, bugün büyük ölçüde zayıflamış durumda olan ve “direniş ekseni” olarak adlandırılan bölgedeki, rejime destek veren Lübnan, Irak, Suriye ve Yemen’deki silahlı hareketleri ayakta tutmak için harcanmasını da reddetmektedir.

Yolsuzluk ve kötü yönetimde "mafya benzeri bir ağ"

Rejim, tüm ekonomik sıkıntıları için rutin olarak Amerikan ve uluslararası yaptırımları suçluyor. Ancak, İslam Parlamentosu Araştırma Merkezi Başkanı, 4 Ocak Pazar günü yaptığı açıklamada, İran'a karşı yaptırımların yeniden uygulanmasının ve dış baskının “ülkenin petrol satışları üzerinde önemli bir etkisi olmadığını" belirtti.  Yaptırımları aşan "mafya benzeri bir ağ"ı kınayan başkan, bu tür planlarla mücadele etmenin "halkın temel ihtiyaçlarının çözümü için şart olduğunu" söyledi. Ülkenin "maalesef iç sorunlarla" karşı karşıya olduğunu da sözlerine ekledi. 

"Devletin yıllık bütçesinin %30'u dini vakıflara, ilahiyat okullarına veya Cuma namazı imamlarına ayrılıyor"

Yazara göre İran'ın petrol satışları yaptırımlardan etkilendi, ancak yolsuzluk ve ekonomik kötü yönetim, ülkenin ekonomik durumunda çok daha önemli bir rol oynuyor. Devletin yıllık bütçesinin %30'unun dini vakıflara (İmam Humeyni, Mesbah Yazdi vb.), ilahiyat okullarına veya Cuma namazı imamlarına ayrılıyor. Buna karşılık sağlık ve eğitim için ayrılan fonların sürekli azaldığı ve bu durumun yoksulluk nedeniyle bir milyon öğrencinin eğitimden mahrum kalmasına yol açtığı bildiriliyor.

Öte yandan beceriksiz yetkililerin kaynakları kötü yönetmesi, İran'ın dünyanın ikinci büyük belgelenmiş doğal gaz rezervlerine sahip olmasına rağmen su, elektrik ve hatta doğal gaz kıtlığına yol açmıştır.

Nükleer enerjiye gelince, çok yüksek mali, siyasi ve insani maliyetine rağmen nükleerle de yeterli elektrik üretimi başarılamadı. Bu durum, yazara göre Yüksek Lider'in ülke içinde uranyum zenginleştirme konusundaki inatçı ısrarının saçmalığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Şiddetli baskı

Rejimin, örnek bir cesarete sahip protestocuların meşru taleplerine verdiği tek yanıt acımasız bir baskı oldu. Buna rağmen bu toplumsal hareketlerin etkileri kalıcıdır. Elbette “Kadın, yaşam, özgürlük” hareketinin, özgürlük, laiklik, kadınlar ile erkekler arasında eşitlik ve etnik ile dinsel azınlıklar için eşitlik yönündeki talepleri karşılanmadı; zira bunların karşılanması rejimin sonu anlamına gelirdi. Ancak bu mobilizasyonlar sayesinde İran toplumunun farklı katmanları birbirine daha da yaklaştı. Günümüzde giderek artan sayıda kadın, ayetullahların gözetim rejimine meydan okumakta ve başörtüsünün zorunlu olması da dahil olmak üzere rejimin dayatmalarına boyun eğmeyi reddetmektedir. 

Trump’ın ve Netanyahu'nun halka destek mesajları rejime yalnızca fayda sağlıyor

Mevcut protesto hareketi ise rejim içindeki bölünmeleri derinleştirdi: Bazıları, Yüksek Liderin otoritesi altında, kulaklarını tıkayıp daha fazla baskıyı savunurken; diğerleri protestoların meşruiyetini kabul ediyor, talepleri anlıyor ve ekonomik reformlar vadediyor.

Rejimin iktidara gelmesinden 47 yıl sonra, İranlılar, siyasi yapıda bir değişiklik olmadan yapısal ekonomik reformların imkânsız olduğunu çok iyi biliyorlar. ABD Başkanı Trump'ın, devrik Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'nun kaçırılmasının ardından yenilenen askeri müdahale tehditleri ve Mossad ile Benjamin Netanyahu'nun halka destek mesajları, İslamcı rejime yalnızca fayda sağlıyor ve herhangi bir protestocunun ABD ve İsrail ajanı olmakla suçlamasına olanak tanıyor.

Kain'e göre rejimi değiştirmek İran halkına kalmıştır. Ve ancak toplumsal hareketlerin devamı ve farklı sosyal, etnik ve dini kategorilerin mücadelelerinin birleşmesiyle İran halkı, ulusal çıkarlarını kendi çıkarlarına feda eden rejimin pençesinden kurtulabilir.

Kaynak: Le Monde

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın