Kıbrıs

T.C. Dışişleri Bakanı Fidan: 'Kıbrıs'ta mevcut statüko birtakım dengelerin değişmesine asla izin vermez'

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Anadolu Ajansı'nın 'Editör Masası' programında Kıbrıs sorununa ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Anadolu Ajansı'nın yayıma hazırladığı 'Editör Masası’ programının konuğu oldu. Programda soruları yanıtlayan Fidan, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs konusunda yeni girişimi ve Türkiye için Kıbrıs’ta çözüm ne anlama geldiğini açıkladı.

Hakan Fidan'ın Kıbrıs’ta çözümle ilgili açıklamalarında kullandığı ifadeler şöyle:

Kıbrıs’ta çözüm: Türkiye’nin iki devletli çözüm yaklaşımı

“Bizim için çözüm, esas itibarıyla iki devletli çözümün tanınmasıdır. İdeal çözüm budur.

İdeal olan, Rumların da Türklerin de kendilerine ait devletlerinin bulunduğu bir yapının hayata geçmesidir. Bu iki devletin adada barış ve huzur içinde yaşaması, hem Kıbrıs’ın refahına hem de bölgesel barış ve istikrara katkı sağlayacaktır.

Bizim durduğumuz nokta budur. Ancak pratikte baktığımız zaman, bizim idealimizle mevcut durum arasında daha farklı bir manzara olduğunu görüyoruz. İdealle pratik arasındaki bu boşluğu bizim doldurmamız gerekiyor.

Türkiye, Kıbrıs müzakerelerine ve çözüm arayışlarına her zaman destek verdi. Cumhurbaşkanımız da bu yöndeki arayışları destekledi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres çok değerli bir şahsiyet. Genel Sekreterliği süresince insanlık onurunu öncelekli ele alan bir yönetim anlayışı ortaya koydu. Gerek Filistin meselesinde gerek başka konularda doğru olanın yanında durmaya çalıştı.

Cumhurbaşkanımız da Sayın Guterres’in şahsiyetine güveniyor. Ortaya koyduğu girişimlerde adil olunması gerektiğini düşünüyoruz.”

"1960 anlaşmasıyla ortaya çıkan Kıbrıs, Avrupa Birliği’nin 2004’te üye kabul ettiği Kıbrıs değildir"

“1960 anlaşmasıyla ortaya çıkan Kıbrıs, Avrupa Birliği’nin 2004’te üye kabul ettiği Kıbrıs değildir. Biz 1960’taki Kıbrıs’ı tanıdık. Garantör devlettik ve iki toplumun eşit yönetimine dayanan bir yapı oluşturulmuştu.

Daha sonra Rumlar, Türklerin yönetimde olmasını istemediklerini ortaya koydu. Önce Türkleri yönetimden atma süreci başladı. Sonrasında 1974’e gelindiğinde, Kıbrıs’ta Yunanistan’daki askeri cuntanın desteklediği bir darbe gerçekleşti ve adayı Yunanistan’a bağlama hususu ortaya çıktı.

Bırakın 1960 düzenini korumayı, Kıbrıs’ın tamamen ortadan kalkması söz konusu olacaktı. Bu nedenle uluslararası toplum sessiz kalırken Türkiye hem Kıbrıs Türklerinin haklarını korumak hem de Kıbrıs’ın bir bütün olarak varlığını sürdürmesini sağlamak için harekete geçti.

Bugün geldiğimiz noktada Rum kesimi bütün Kıbrıs’ı temsil eden bir devlet olarak tanınıyor. Ama kuzeyde yaşayan Türkler bu noktada göz ardı ediliyor. Kuzeyde yaşayan Türklerin hem ekonomik hem de güvenlik açısından teminatını veren ülke Türkiye'dir. Bizim için onlar kardeşlerimizdir. Hiçbir sıkıntımız yok. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni egemen ve bağımsız bir devlet olarak kabul etmişizdir.

Tamam, tek kabul eden biziz. Ama bu, bizim durduğumuz yeri değiştirecek bir husus değildir.”

"Adamın elinde şimdi bir devlet var, Avrupa Birliği'ne üye olmuş. BM'de temsil ediliyor, bütün menfaatlerden o yararlanıyor, şimdi bunu gidip bir başkasıyla paylaşacak. Bunun yalan olduğunu kendileri de biliyor"

“Bununla birlikte 2004’ten itibaren gerek Annan Planı ve daha sonra Crans Montana süreçlerinde iki toplumun eşit olabileceği bir yapı ortaya çıkabilir mi diye yapılan görüşmelere Türkiye destek vermişti. 1960 devleti iki toplumlu bir devletti. Daha sonra gündeme gelen Annan Planı ve diğer planlar ise iki toplumlu, iki bölgeli bir yapı öngörüyordu.

Kıbrıslı Türkler ile Rumların kendi bölgelerinde yaşadığı, iki tarafın birlikte yönetime katıldığı modeller tartışıldı. Ancak burada Türkiye’nin menfaatleri, bölgenin menfaatleri ve Kıbrıs Türkünün egemen, eşit ve bağımsız duruşu önemlidir.

Biz hep şunu gördük: Rum kesimi hiçbir zaman Türklerle gerçek anlamda eşit güç paylaşımına, otorite paylaşımına, refah paylaşımına ve devlet paylaşımına gitmeyecek.

Bu iki iki daha dört kesinliğinde bir konu. Adamın elinde şimdi bir devlet var, Avrupa Birliği'ne üye olmuş. BM'de temsil ediliyor, bütün menfaatlerden o yararlanıyor, şimdi bunu gidip bir başkasıyla paylaşacak. Bunun yalan olduğunu kendileri de biliyor, biz uluslararası topluma sorduğumuz zaman onlar da biliyor. Böyle bir yalanı devam ettirmek rasyonel bir şey değil."

Kıbrıs Türkleri: "Onlar da kendi kendilerine çok çalışkan bir ülke. Kendi içlerinde dinamik bir demokrasileri var. Görüyorsunuz, muhalefet, iktidar, partiler… Çok cayır cayır işleyen bir süreçleri var. Ekonomileri var. Ama kendi başlarına bırakılmıyorlar"

"Bu esnada kuzeyde yaşayan Türklerin haklarının uluslararası toplum tarafından gözetilmesi lazım. Çok şükür biz güçlü bir ülkeyiz. Bizim imkân ve kabiliyetimiz buna yetiyor. Onda bir sıkıntı yok. Onlar da kendi kendilerine çok çalışkan bir ülke. Kendi içlerinde dinamik bir demokrasileri var. Görüyorsunuz, muhalefet, iktidar, partiler… Çok cayır cayır işleyen bir süreçleri var. Ekonomileri var. Ama kendi başlarına bırakılmıyorlar. Rum kesimi, kendi devlet olmaktan kaynaklı haklarını Kıbrıs Türklerinin uluslararası toplum tarafından elde edebileceği bütün menfaatleri engellemek için kullanıyor. Ticarette, ulaşımda ve bütün bu alanlarda engellemeler yapılıyor.

Bu uzun bir konu ancak Türkiye’nin yaklaşımı iki temel noktaya dayanıyor."

"Çünkü 1960’ta BM kararlarıyla kurulmuş bir devlet vardı. Gitti o. Uluslararası toplumun onu anlaması lazım"

"Birincisi, bize çözüm teklifleri geldiğinde bunun kimden geldiğine bakıyoruz. Eğer Birleşmiş Milletler’den, Sayın Guterres’ten bir girişim geliyorsa bunu dinliyoruz. Çünkü 1960’ta BM kararlarıyla kurulmuş bir devlet vardı. Gitti o. Uluslararası toplumun onu anlaması lazım.

İkinci olarak, Kıbrıs Türklerini içine alan her türlü diyalog ortamını destekliyoruz. Çünkü Kıbrıs Türklerinin durduğu yerin iyi anlaşılması lazım. 20 sene önceki jenerasyon, Avrupa’da veya başka yerlerdeki siyasi jenerasyon bunu anlamış olabilir ama bunun sürekli anlatılması lazım.

Yeni bir jenerasyon var ve Kıbrıs Türklerinin niye devlet kurduğunu, niye devlet kurma dışında başka bir çarelerinin olmadığını, ancak bu kurulan devletin uğradığı izolasyonun ne kadar haksız bir izolasyon olduğunu tekrar tekrar anlatmaları gerekiyor.

Onun için biz bu diyalog ortamını destekliyoruz."

"Belli menfaatlere ulaşmak için kalıcı çözümleri beklememize gerek yok"

“Cumhurbaşkanımızın bu konuda geliştirdiği bir yöntem var. Bunu sahada taraflara da öneriyoruz. Belli menfaatlere ulaşmak için kalıcı çözümleri beklememize gerek yok. Adanın kuzeyinin de ve güneyinin de suya, enerjiye, elektriğe ihtiyacı var. Turiste ihtiyacı var. Bu alanlarda ortak projeler ve ortak çalışmalar yapılabilir.

Biz bunu Sayın Genel Sekretere de ifade ettik. İki taraf arasında güven artırıcı önlemler konusunda değerlendirilebilir.

Çünkü mevcut durumda Rum tarafı bulunduğu konumdan memnun, Türk tarafı da bulunduğu yerden memnun. Tarafların bulundukları coğrafyla ilgili yerlerde bir şeyleri kalmadı.

1974’ten beri, yani 50 küsur yıldır taraflar aynı yerdeler. Bu süreçte yeni jenerasyonlar oluşmuş, yeni hayatlar kurulmuş. Sürüp devam eden bir hayat var. Ancak Türklerin sahip olduğu imkân diğerlerine nazaran daha kısıtlı. Bunun aşılması gerekiyor."

"Yani sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan, ben de senin devlet varlığını tanımam. Çünkü sen 1960’ta kurulan devlet değilsin. Bunu herkes biliyor"

"Biz buna mukabil ne yapıyoruz? Rum kesimini devlet olarak tanımıyoruz. Yani sen Kıbrıs Türkünün hakkını tanımazsan, ben de senin devlet varlığını tanımam. Çünkü sen 1960’ta kurulan devlet değilsin. Bunu herkes biliyor.

Dolayısıyla bizim tanımamamız da son derece meşru. O da beraberinde Rum kesimine birtakım dezavantajlar getiriyor.”

"Legal pozisyonları değiştirmeden ortak güven inşa edecek adımlar mümkün"

“Aslında bu konuları uzun vadeye bırakıp, her iki tarafın da legal pozisyonlarını değiştirmeden ortak güven inşa edecek menfaat adımları atması mümkün. Biz bunu cesur ve yaratıcı fikirlerle karşı tarafa da söyledik. Enerji iş birliği yapılabilir. Su konusunda iş birliği yapılabilir. Ticari iş birlikleri geliştirilebilir. Herkes para kazanabilir, herkes iyi yaşayabilir.

Türk birliklerinin adada bulunması ise statükoyu hiç değiştirmedi. 50 yıldır statüko aynı. Bu şu demektir: Adadaki istikrar ve barış tek bir sebepten dolayıdır, Türk askerinin adada var olmasındandır."

"İki tarafın da kalıcı bir anlaşmaya rıza göstermediği şartlarda, Türk askeri adanın olmazsa olmazıdr"

“Türk askerinin adadaki varlığı bu şartlarda, yani iki tarafın da kalıcı bir anlaşmaya rıza göstermediği şartlarda adanın olmazsa olmazıdr. Çünkü Rumlarda şunun önüne geçemezsiniz. Öyle bir şey var ki “Adanın tamamı bana aittir” diyor.

Sen elindeki ezici imkânları Türklere karşı kullanırsan, kim Türkün yardımına gelecek? Yine biz geleceğiz.

Dolayısıyla bunun kalıcı bir çözüme bağlanmadığı bir yerde, şartların aynı şekilde durduğu bir yerde bu denklemin değişmesini bekleyemezsiniz. Değişmez de.

Eğer Annan Planı hayata geçseydi veya Crans Montana’da bir yere varılsaydı belki daha farklı adımlar atılabilirdi. Ancak şu andaki mevcut statüko birtakım dengelerin değişmesine asla izin vermez.”

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın