Dünya

ABD’nin borç yükü büyüyor: Dünya daha pahalı para dönemine doğru ilerliyor

ABD’nin toplam kamu borcu 40 trilyon doları aşarken, yapay zeka ve savunma yatırımlarının artan sermaye ihtiyacı tahvil faizlerini yükseltiyor. Devlet ve şirketlerin aynı sermaye için rekabet etmesi, borçlanma maliyetlerinin ABD’den dünya ekonomisine yayılabilecek şekilde daha da artması riskini güçlendiriyor.

ABD’de hızla büyüyen bütçe açığına yapay zeka, savunma sanayisi ve üretimin ülkeye geri taşınması için gereken devasa sermaye ihtiyacı eklenince tahvil piyasasında baskı giderek artıyor. Uzun vadeli ABD tahvillerinin faizleri 2007 küresel finans krizinden bu yana görülmeyen seviyelere yükselirken, ABD Hazinesi piyasadaki endişeleri yatıştırmak için uzun vadeli tahvil geri alımlarını artırma kararı aldı.

ABD Hazinesi’nin bu hamlesi, daha önce ihraç edilmiş uzun vadeli tahvillerin bir bölümünü piyasadan çekerek bu tahvillerde likiditeyi desteklemeyi ve piyasa üzerindeki baskıyı hafifletmeyi amaçlıyor. Hazine, 19 Ağustos’ta 10-20 yıl ve 20-30 yıl vadeli tahviller için geri alım operasyonlarının büyüklüğünü eylülden itibaren en az iki katına çıkararak işlem başına 2 milyar dolardan en az 4 milyar dolara yükselteceğini açıkladı.

Le Monde’un analizine göre ABD ekonomisi yeni bir döneme giriyor. Devletin artan borçlanma ihtiyacına, özel sektörün özellikle yapay zeka altyapısı için ihtiyaç duyduğu devasa sermaye de ekleniyor. Devlet ve şirketler aynı piyasadan finansman sağlamaya çalışırken, sermayeye artan talep yatırımcıların daha yüksek getiri istemesine neden oluyor. Bunun sonucunda hem kamunun hem de şirketlerin borçlanma maliyetleri yükseliyor.

ABD Hazinesi uzun vadeli faizleri frenlemeye çalışıyor

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yönetimindeki Hazine, piyasalardaki baskıya karşı eylül ayında vadesine 10 ila 30 yıl kalan tahvillerin geri alımını iki katına çıkaracağını açıkladı.

Haftalık yaklaşık 4 milyar dolarlık geri alımın açıklanmasının ardından 30 yıllık ABD tahvilinin getirisi yüzde 5,34’ten yüzde 5,20’ye, 10 yıllık tahvil getirisi ise yüzde 4,75’ten yüzde 4,65’e geriledi. Ancak söz konusu rakam, 32 trilyon dolarlık net; 40 trilyon doları aşan brüt kamu borcuyla karşılaştırıldığında oldukça sınırlı kalıyor. 

ABD’nin kamu borcu bir yılda 2,9 trilyon dolar arttı

ABD’nin kamu borcu ilk kez 40 trilyon doların üzerine çıktı. ABD Hazine Bakanlığı çarşamba günü konuya ilişkin verileri yayımladı. Buna göre, ödenmemiş kamu borcu 40,05 trilyon dolara ulaştı. Böylece kamu borcu, hükümetin ve uzmanların daha önce öngördüğünden daha hızlı artarak bir yılda 2,9 trilyon dolar yükseldi.

Amerikan yönetimi esas olarak kısa vadede biraz daha fazla borçlanarak uzun vadeli tahvilleri piyasadan çekmeye ve uzun vadeli faizler üzerindeki baskıyı azaltmaya çalışıyor.

Bütçe açığı 2,1 trilyon dolara doğru gidiyor

Sorunun en önemli ayağını ABD’nin giderek büyüyen bütçe açığı oluşturuyor. 30 Eylül’de sona erecek mali yılda federal bütçe açığının 2,1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. Bu rakam ABD gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 5,8’ine karşılık geliyor ve önceki tahminlerden yaklaşık 200 milyar dolar daha yüksek.

Borç yükünün maliyeti de hızla büyüyor. ABD Hazinesi kamu borcunu elinde bulunduran yatırımcılara yılda yaklaşık 1 trilyon dolar faiz ödüyor. Ortalama faiz maliyeti yaklaşık yüzde 3,4’e çıkmış durumda ve 2020’deki dip seviyenin yaklaşık iki katına ulaştı.

Aynı anda savunma harcamaları da yükseliyor. Pentagon’un harcamaları 1 trilyon dolar seviyesine ulaşırken, 2027 için 1,5 trilyon dolarlık harcama öngörülüyor.

Yapay zeka şirketlerinin trilyonlarca dolarlık sermaye ihtiyacı

Borç piyasası üzerindeki ikinci büyük baskı ise yapay zeka yarışından geliyor.

Teknoloji şirketleri yapay zeka sistemlerinin ihtiyaç duyduğu veri merkezleri, enerji altyapısı ve işlem kapasitesini oluşturabilmek için devasa yatırımlara hazırlanıyor.

OpenAI, Ohio’da toplam 10 gigawatt kapasiteye sahip veri merkezleri kurulmasını öngören bir anlaşma imzaladı. Bu merkezlerin elektrik tüketiminin yaklaşık 10 nükleer reaktörün üretimine eşdeğer olması bekleniyor. Nvidia'nın ise yatırımı 105 milyar dolara kadar garanti edeceği belirtiliyor.

Wall Street Journal'ın Alphabet, Amazon, Meta ve Microsoft üzerine yaptığı araştırmaya göre dört teknoloji devinin toplam borcu 356 milyar dolara ulaşmış durumda. Şirketlerin bilgi işlem kapasitesi ve elektrik için imzaladığı kiralama anlaşmaları 248 milyar doları buluyor. Bunlara ek olarak, henüz bilançolara tam olarak yansımayan geleceğe dönük satın alma taahhütleri ve planlanan yatırımların toplam büyüklüğünün 2,4 trilyon dolara ulaştığı hesaplanıyor.

Meta, Amazon ve Microsoft yatırımlarını kendi nakitleriyle karşılamakta zorlanıyor

Meta, Amazon ve Microsoft'un yatırımlarını yalnızca kendi nakit akışlarıyla finanse etmekte zorlanmaya başlaması, şirketleri sermaye piyasalarından daha fazla borçlanmaya yöneltiyor. Böylece teknoloji devlerinin tahvilleri ABD Hazine tahvilleriyle aynı yatırımcı sermayesi için rekabet ediyor.

Savunma, yapay zeka ve üretimin ABD’ye dönüşü aynı anda sermaye istiyor

Covid-19 pandemisi sırasında özellikle Çin’e bağımlılığın yarattığı kırılganlıkların ortaya çıkmasının ardından Washington, stratejik üretimin bir bölümünü yeniden ABD’ye taşımaya çalışıyor.

Böylece üç büyük alan aynı anda sermaye talep ediyor: Yapay zeka veri merkezleri ve enerji altyapısı, savunma sanayi ve üretimin yeniden ABD’ye taşınması.

Bu olağanüstü sermaye ihtiyacı, yatırımcıların paralarını kullandırmak için daha yüksek getiri istemesine neden oluyor. Sonuçta devlet tahvillerinden şirket borçlarına kadar borçlanma faizleri yükseliyor.

Yapay zeka yatırımlarındaki sorun finans sistemine yayılabilir

Piyasaların diğer endişesi ise yapay zeka yatırımlarında artan borçlanma.

Eski OpenAI çalışanı Leopold Aschenbrenner'in hedge fonu Situational Awareness'ın değeri, yapay zeka altyapı şirketlerinin hisselerinde yaşanan sert düşüşün ardından zirvedeki 45 milyar dolardan 10 milyar dolara kadar geriledi. Fon daha sonra Citadel tarafından devralındı.

Yüksek borçla gerçekleştirilen benzer yatırımlarda ortaya çıkabilecek başarısızlıkların finans sistemine yayılabilecek bir zincirleme etki yaratmasından endişe ediliyor. 

Bankacılık sistemi dışındaki özel kredi piyasasında da yatırımcıların artık yıllık en az yüzde 5 civarında finansman maliyetleriyle karşı karşıya kaldığı belirtiliyor.

Konut piyasasında faiz yüzde 6,67

Yüksek faizlerin etkisi doğrudan Amerikan hanelerine de yansıyor.

ABD'de 30 yıllık konut kredilerinin faizi yüzde 6,67 seviyesinde. Konut fiyatlarının yüksek kalmasıyla birlikte finansman maliyetlerinin artması, ev sahibi olmayı giderek zorlaştırıyor.

Bankrate verilerine göre kredi kullananların ödediği medyan aylık konut taksiti 2021-2025 arasında yüzde 40 artarak 2 bin 150 dolara yükseldi.

Kritik eşik yüzde 6 mı?

Şimdilik Wall Street'te geniş çaplı bir satış yaşanmış değil ve borç piyasasındaki gerilim kontrol altında tutulabiliyor. Ancak uzun vadeli faizlerin yükselmeye devam etmesi halinde tablonun değişebileceği belirtiliyor.

J.P. Morgan’ın eski yöneticisi Ramon de Oliveira, 10 yıllık ABD Hazine tahvili getirisinde yüzde 6 seviyesini kritik eşik olarak görüyor. Bu seviyenin aşılması, devlet ve şirketlerin borçlanma maliyetlerini daha da artırırken, yatırımcıların riskli varlıklardan tahvillere yönelmesine ve finans piyasalarındaki baskının büyümesine yol açabilir. Oliveira bu nedenle yüzde 6 seviyesini “uçurumun kenarı” olarak tanımlıyor.

ABD'deki sorun aynı zamanda küresel tahvil piyasalarıyla da bağlantılı. Japonya'nın kendi ekonomik ve kur sorunları nedeniyle ABD tahvillerindeki varlıklarını azaltma ihtimali, Amerikan tahvil piyasasında ilave satış baskısı yaratabilecek faktörlerden biri olarak gösteriliyor.

Atlantik’in diğer yakasında ise, özellikle Fransa’da faizlerin küresel mali krizden bu yana görülmemiş seviyelere yükselmesiyle birlikte, Euro Bölgesi’nde yeni bir kriz yaşanması ihtimali göz ardı edilmiyor.

Kaynak: Le Monde

IMF ve BIS finansal risklere dikkat çekmişti

IMF ve Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) başta olmak üzere uluslararası finans kuruluşları da daha önce yayımladıkları raporlarda, yüksek kamu borçları ve artan borçlanma maliyetlerinin küresel finansal istikrar açısından yarattığı risklere dikkat çekmişti.

IMF, Nisan 2026 tarihli 'Küresel Finansal İstikrar Raporu’nda, küresel finansal istikrar risklerinin yüksek seviyede olduğunu belirtmiş; yüksek kamu borçları ve borçların çevrilmesindeki risklerin yanı sıra hedge fonları gibi banka dışı finans kuruluşlarının yüksek borçluluk düzeylerinin piyasalardaki dalgalanmaları büyütebileceği uyarısında bulunmuştu. IMF ayrıca özel kredi piyasalarındaki sorunların şirket kredilerine ilişkin daha geniş çaplı endişelere dönüşebileceğine, yapay zeka bağlantılı şirketlerdeki yüksek değerlemeler ve piyasa yoğunlaşmasının da olası kayıpları artırabileceğine işaret etmişti.

BIS de Haziran 2026 tarihli 'Yıllık Ekonomik Raporu’nda, kamu borçlarının birçok ekonomide İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki rekor seviyelere yaklaştığını vurgulamıştı. Kurum, devlet tahvili piyasalarında hedge fonları ve diğer banka dışı finans kuruluşlarının artan ağırlığının yeni kırılganlıklar oluşturduğunu; bir finansal şok durumunda piyasa stresinin fonlama piyasaları üzerinden, ülkeler arasında ve bankalar ile banka dışı finans kuruluşları arasında hızla yayılabileceği uyarısını yapmıştı. BIS ayrıca yapay zeka yatırımlarının sürdürülebilirliği, artan finansal kırılganlıklar ve zayıflayan kamu maliyesini küresel ekonomi açısından önemli riskler arasında göstermişti.

Küresel resesyon riskindeki artış daha önce gündeme getirilmişti

Küresel ekonomiye ilişkin riskler yalnızca kamu borcu ve tahvil piyasalarındaki son gelişmelerle ortaya çıkmadı. Mikro-Makro, Nisan 2025’te yayımladığı bir haberde JPMorgan’ın küresel ekonominin yıl sonuna kadar resesyona girme ihtimaline ilişkin tahminini yüzde 40’tan yüzde 60’a yükselttiğini aktarmıştı. Aynı dönemde IMF, artan ticaret savaşlarının küresel büyümeyi olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunurken, Goldman Sachs, S&P Global, HSBC, Barclays, BofA Global Research, Deutsche Bank, RBC Capital Markets ve UBS Global Wealth Management gibi kuruluşlar da özellikle ABD ekonomisine ilişkin resesyon risklerinin arttığına dikkat çekmişti.

Kaynaklar: IMFBISMikro-Makro

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın