Dünya

New York Times Yayın Kurulu: Trump’ın İran savaşı ABD’yi dört alanda zayıflattı

ABD'nin özgürlük, hukuk ve insan onuru gibi değerlere dayalı küresel liderliği zedelendi.

New York Times Yayın Kurulu, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşın Amerika Birleşik Devletleri’ni stratejik olarak zayıflattığını belirterek dört temel alanda ciddi kayıplar yaşandığını yazdı.


Trump CIA Direktörü'nü değil, İsrail'i dinledi

Yayın kuruluna göre Trump, 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırıyı Kongre onayı almadan ve müttefik desteğini sağlamadan başlattı. Amerikan halkına sunulan gerekçelerin “zayıf ve çelişkili” olduğu belirtilirken, Irak ve Afganistan örneklerine rağmen rejim değişikliği hedefinin nasıl başarıya ulaşacağına dair net bir plan ortaya konulmadığı vurgulandı. Trump, titiz bir askeri planlamayı küçümsedi ve içgüdüleriyle, temennilere dayanarak hareket etti. Gazetenin daha önceki bir haberine göre, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, saldırıların İran’da halk ayaklanmasını tetikleyeceğini Trump’a öne sürdükten sonra, CIA Direktörü bu düşüncenin “gülünç” olduğu karşılığını vermişti.

Makalede, "Trump’ın dikkatsizliğinin doğrudan sonucu olan ve Amerika’nın ulusal çıkarlarını zedeleyen dört temel gerileme görüyoruz. Bu gerilemeler, Çin’de, Rusya’da ve başka yerlerde otoriterler zaten cesaret kazanmışken, küresel demokrasiyi de ayrıca zayıflatıyor" denildi.

İran Hürmüz Boğazı ve küresel ekonomi üzerindeki etkisini artırdı

İlk büyük sonuç, "hiçbir sempatiyi hak etmeyen" ve "on yıllardır halkını ezen ve başka yerlerde terörizmi destekleyen" İran rejiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisini artırarak küresel ekonomi üzerinde yeni bir baskı aracı elde etmesi oldu. Dünya petrolü ve sıvılaştırılmış doğal gaz akışının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu stratejik boğazda İran, saldırı sonrası trafiği büyük ölçüde kısıtladı. Yayın kuruluna göre bu durum, düşük maliyetli bir tehdit stratejisiyle yüksek ekonomik etki yaratırken, ABD’nin boğazı yeniden açması ise son derece maliyetli ve riskli bir askeri müdahale gerektiriyor. 

Savaş ABD’nin askeri kapasitesini zorladı

İkinci olarak, savaşın ABD’nin askeri kapasitesini zorladığı belirtiliyor. Tomahawk füzeleri ve Patriot sistemleri gibi kritik mühimmatın önemli ölçüde tüketildiği, hatta sadece İran savaşında Tomahawk stokunun dörtte birinden fazlasının kullanılmış olabileceği ifade ediliyor. Bu durumun ABD’nin diğer bölgelerdeki askeri caydırıcılığını zayıflatabileceği ve Pentagon’u önceliklerini yeniden belirlemeye zorlayacağı kaydediliyor.

Ayrıca savaş, modern çatışmaların doğasına dair önemli bir zayıflığı da ortaya koydu. ABD milyarlarca dolarlık gelişmiş silah sistemleri kullanırken, İran’ın düşük maliyetli drone’larla Hürmüz Boğazı’nda etkili sonuçlar alması, daha az harcama yapan ülkelerin bile uzun vadede direnç gösterebileceğini ortaya koydu.

ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerinde ciddi bir aşınma yaşanıyor

Üçüncü olarak, ABD’nin müttefikleriyle ilişkilerinde ciddi bir aşınma yaşandığı vurgulanıyor. Japonya, Güney Kore, Kanada ve Batı Avrupa ülkelerinin büyük bölümü savaşa destek vermedi ve ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma çağrısına katılmadı. Yayın kuruluna göre bu durum, müttefiklerin ABD’yi artık güvenilir bir ortak olarak görmediğini ortaya koyarken, bu ülkelerin Washington’a karşı daha bağımsız hareket edebilmek için kendi aralarındaki iş birliğini güçlendirmeye başladığını gösteriyor.

Orta Doğu’daki etkiler ise daha karmaşık olarak değerlendiriliyor. İran’ın bazı Arap ülkelerine yönelik saldırıları, bu ülkeleri ABD’ye yaklaştırabilecek bir unsur olarak görülse de, özellikle Körfez ülkelerinin savaş nedeniyle ekonomik zarar gördüğü ve Trump’ın ateşkes kararıyla kendilerini terk edilmiş hissettikleri ifade ediliyor.

ABD'nin özgürlük, hukuk ve insan onuru gibi değerlere dayalı küresel liderliği zedelendi

Yayın kurulunun dördüncü ve en sert eleştirisi ise ABD’nin demokraside küresel liderliğine yönelik. Makalede, Amerika’nın uzun yıllardır yalnızca ekonomik ve askeri gücüyle değil, aynı zamanda özgürlük, hukuk ve insan onuru gibi değerlere dayalı küresel liderliğiyle öne çıktığı hatırlatılıyor. Ancak Trump’ın özellikle son haftalarda kullandığı söylemlerin bu temeli zedelediği vurgulanıyor.

Trump’ın İran’a yönelik “medeniyeti yok etme” tehdidi ile ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth’in “düşmanlarımıza merhamet yok” şeklindeki açıklamalarının, uluslararası hukuk açısından savaş suçu olarak değerlendirilebilecek bir yaklaşımı yansıttığı belirtiliyor. Yayın kuruluna göre bu söylem, ABD’nin II. Dünya Savaşı sonrasında öncülük ettiği ve sivillerin korunmasını esas alan savaş normlarından açık bir kopuş anlamına geliyor. 

Bu durumun aynı zamanda ABD’nin küresel liderliğinin temelini oluşturan “insan onurunu merkeze alan daha özgür ve açık bir dünya” iddiasını da zayıflattığı ifade ediliyor. Yayın kuruluna göre Amerika’nın çekiciliği, sadece ekonomik gücünden değil, temsil ettiği değerlerden kaynaklanıyordu; ancak bu değerlerin aşınması, ülkenin uluslararası meşruiyetine doğrudan zarar veriyor.

Makalede ayrıca, savaşın yalnızca stratejik değil insani sonuçlarına da dikkat çekiliyor. İran, İsrail, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere birçok ülkede can kayıpları ve yıkım yaşandığı, en az 13 ABD askerinin hayatını kaybettiği hatırlatılıyor.

Kongre sürece dahil edilmeli, müttefiklerle yeniden iş birliği kurulmalı ve uluslararası bir koalisyonla Hürmüz Boğazı yeniden açılmalı

Sonuç bölümünde yayın kurulu, Trump’ın tek taraflı ve içgüdüsel yaklaşımının ABD’yi “küçük düşürücü bir stratejik yenilginin eşiğine” getirdiğini savunuyor. Çözüm olarak ise Kongre’nin sürece dahil edilmesi, müttefiklerle yeniden iş birliği kurulması ve uluslararası bir koalisyonla Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasının sağlanması gerektiği belirtiliyor.

Kaynak: New York Times

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın