Kıbrıs

Hasgüler: ‘Türkiye için Kıbrıs'ta büyük bir fırsat doğabilir’

Siyaset bilimci Mehmet Hasgüler, Kıbrıs'ta değişen uluslararası dengelerin çözüm süreci için yeni fırsatlar yarattığını, Türkiye'nin bu süreçte önemli bir rol üstlenebileceğini savundu.

Siyaset bilimci Mehmet Hasgüler, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres'in Kıbrıs ziyareti öncesinde yaptığı değerlendirmede, uluslararası aktörlerin artık bölünmüş değil, kendi çıkarlarına daha uygun gördükleri birleşik bir Kıbrıs modelini gündeme taşıyabileceğini savundu. Hasgüler, Türkiye'nin ise oluşan yeni uluslararası konjonktürde Kıbrıs konusunda önemli bir fırsat yakalayabileceğini öne sürdü.

"Deli Temmuz" başlıklı değerlendirmesinde Hasgüler, Kıbrıs tarihinde temmuz ayının darbeler, savaşlar ve kritik gelişmelerle özdeşleştiğini belirterek, böylesi bir dönemde müzakere sürecinin yeniden gündeme gelmesini "klasik müzakere galerisi açısından ilginç" olarak nitelendirdi.

"Büyük güçler bu kez birleşik Kıbrıs'ı tercih edebilir"

Hasgüler, İran'a yönelik ABD ve İsrail saldırıları ile Ankara'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin ardından uluslararası gündemin yeniden Kıbrıs'a yöneldiğini belirterek, bugüne kadar Kıbrıs'ın bölünmüş yapısından faydalanan büyük güçlerin bu kez birleşik bir Kıbrıs modelini tercih edebileceğini ileri sürdü.

Bunun nedenleri arasında Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları, Maraş'ta planlanan yatırımlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden (AİHM) gelebilecek tazminatlar ve Türkiye'nin NATO zirvesi sonrasında üstlenmesi beklenen yeni güvenlik rollerini gösteren Hasgüler, bu gelişmelerin çözüm arayışını hızlandırabilecek başlıca unsurlar olduğunu savundu.

"Dünya artık ne 1974'ün ne de 2004'ün dünyası"

Dünyanın artık ne 1974'ün ne de 2004'ün dünyası olduğunu belirten Hasgüler, Türkiye'nin özellikle savunma sanayisindeki yükselişi ve uluslararası alandaki konumunun Kıbrıs konusunda farklı bir diplomatik zemin oluşturduğunu ifade etti.

Türkiye'nin NATO ve Batı kurumlarıyla ilişkilerinde yeni bir pozisyona ulaştığını dile getiren Hasgüler, bunun Kıbrıs meselesinde inisiyatif alınmasını kolaylaştırabilecek bir unsur olduğunu kaydetti.

"Türkiye için önemli bir fırsat"

Kıbrıs sorununun çözüm yolunun müzakereden geçtiğini belirten Hasgüler, Türkiye'nin NATO zirvesi sonrasında elde ettiği uluslararası konumu kullanarak çözüm sürecinde inisiyatif almasının hem Kıbrıs hem de Türkiye açısından önemli fırsatlar doğurabileceğini ileri sürdü.

Hasgüler, Türkiye'nin dengeli bir çözüm sürecini yönetmesi halinde Doğu Akdeniz'deki etkisini artırabileceğini, tüm ada üzerinde yumuşak güç oluşturmasının ise bölgesel dengelerde yeni bir sayfa açabileceğini savundu.

"İsrail önemli bir belirsizlik"

Değerlendirmesinde İsrail'e de yer veren Hasgüler, İsrail ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasındaki iş birlikleri ile Gazze'de yaşananların çözüm süreci açısından önemli bir belirsizlik oluşturduğunu belirtti.

Hasgüler, İsrail'in bölgesel politikalarının ve Kıbrıs Cumhuriyeti ile geliştirdiği ilişkilerin, Kıbrıs'ta oluşabilecek yeni diplomatik süreci ne ölçüde etkileyeceğinin ilerleyen dönemde daha net görüleceğini ifade etti.

Hasgüler'in "Deli Temmuz" başlıklı yazısının tamamı şöyle:

'Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres Kıbrıs’a iki tarafın cumhurbaşkanlarıyla ortak buluşmasının da dahil olduğu kritik bir ziyaret yapıyor. Temmuz ayı gibi, tarihimizde vahim olayların yaşandığı bir aya müzakere sıkıştırmak, klasik müzakere galerimiz açısından ilginç görünüyor. Daha açık söylemek gerekirse, bu işte bir anormallik var.

Sonuçta mevsimlerden yaz, aylardansa temmuz. Ve unutmayalım temmuzun bizim buralardaki esas adı, Faize Özdemirciler’den ödünç alarak söylersek, “Deli Temmuz”dur. Bu ay Kıbrıs’ta deliliklerin vaktidir. Sadece zirveye çıkan sıcaklıklar bile insanı delirtmeye yetse de temmuzun asıl “deliliği” tarihte gizli. Geçmişimiz temmuz ayında yaşanan tarihi olaylarla, birtakım büyük “delirme”lerin peş peşe sıralanmasıyla dolu. Faize Özdemirciler'in o şiiri de zaten tam bu sebeple dökülmüştür o dizelere...

Lakin bugünlerde Kıbrıs hem içeriden hem de dışarıdan sanki şöyle bir akıl yoluna girmenin, uslanmanın ipuçlarına gebeymiş gibi. Bu bir temenni elbette ama öylesi bir siyasi iklimin işaretleri de görülüyor.

İran’a ABD ve İsrail saldırısı, Ankara’daki NATO zirvesi derken nihayet sıra Kıbrıs’a geliyor. Bölge içinde nizam vermek istedikleri ama başka işlerle meşgul oldukları için dokunmadıkları Kıbrıs’a da dokunmak istiyorlar. 

Gelinen noktada, bu zamana kadar Kıbrıs’ın bölünmesini fazla önemsememiş ve hatta bu halinden faydalanmış büyük güçler bu kez de birleşik Kıbrıs kurgusunu getirecekler masaya. Çünkü bölgeye verdikleri yeni nizamda, bölünmüş Kıbrıs değil birleşik Kıbrıs daha fazla yarayacak işlerine.

Elbette çözüme kavuşturulması gereken çok fazla başlık var. Doğu Akdeniz’deki ve Kıbrıs açıklarındaki devasa hidrokarbon yatırımları yani enerji paylaşımı en önemli kalem. Maraş’ta büyük bir yatırımla muazzam bir alan yaratılması ve buradan devşirilecek emlak rantı, Kıbrıs’a NATO eliyle yeni bir kimlik kazandırılması, AİHM’den gelmekte olan devasa tazminatlar, Ankara’daki NATO zirvesiyle Türkiye’nin bölgedeki güvenlik ve savunma alanında üstleneceği yeni roller de diğer önemli kalemler. 

Şurası çok net: Dünya bugün ne 1974 ne de 2004 dünyasıdır. Kıbrıs’taki önemli aktörlerden Türkiye de 52 yıl öncesinden çok farklı. Düşünün, bugün Türkiye savunma alanındaki ihracat kapasitesi bakımından ilk 10 ülke içine giriyor. Bunun sağladığı güven duygusu ve yumuşak güç olma hali, Türkiye’ye NATO ve AB gibi Batı kurumlarında da Batı-dışı dünyadaki kurumlarda da belli bir konum veriyor. 

Bir an düşünelim. Özellikle ulusal duygu ve reflekslerle sürece önyargılı bakan çevrelere şunları sormak istiyorum. Kıbrıs bir uyuşmazlık mı? Evet. İster iki devletli ister tek devletli çözüm olsun, bunların yolu da müzakere değil mi? Buna da evet. 

Peki doğru olan Türkiye’nin NATO zirvesinde kazandığı yeni rollerle ve güçlü liderlik pozisyonuyla Kıbrıs çözümü konusunda inisiyatif alması değil mi?  

Bu Türkiye açısından da büyük bir fırsat, çünkü Türkiye dengeli biçimde Kıbrıs meselesini çözdüğü takdirde Doğu Akdeniz’de farklı bir düzeye geçebilir. Hele bunu tüm ada üzerinde etki ve yumuşak güç elde etme noktasına taşıdığı takdirde başka şeyler konuşmaya başlarız. 

Tabii bu tabloyu bozan bir unsur var: İsrail… Bu ülkeyle Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetlerinin yaptığı işbirliği ve antlaşmalar, Gazze’deki soykırım ve genel anlamda Filistinlilere yaşatılanlar yukardaki çizdiğimiz tablonun ortasında kara bir soru işareti gibi oturuyor. İsrail’in tabloyu ne kadar bozabileceğini de sürecin ilerleyen bölümlerinde daha iyi anlayacağız.”  

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın