Kıbrıs

'19 Mayıs 1919 Umuda Yolculuk'

Padişah (Vahdettin) İngilizlerin Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ellerine alması için ricada bulunmuştu...

Bugün, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı kutluyoruz. Atatürk’ün, Osmanlı sarayının boyun eğen tutumuna ve emperyalist işgale karşı başlattığı bağımsızlık mücadelesinin 107. yılı.

Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi Cumhuriyet Vakfı Başkanı Alev Coşkun, bugün yayımlanan “19 Mayıs 1919: Umuda Yolculuk” başlıklı yazısında, Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışını anlatırken Osmanlı sarayının teslimiyetçi tutumunu da hatırlatıyor.

Alev Coşkun'un makelesi şöyle:

“Bandırma Vapuru, 19 Mayıs sabah saat 7’de Samsun limanına vardı.

Nutuk, “1919 yılı mayısının 19. günü Samsun’a çıktım” cümlesiyle başlar.

Bugün bu onurlu çıkışın 107. yılını kutluyoruz.

Samsun’a gidiş “umuda yolculuk”tur ve Samsun’a ayak basış “umudun gerçekleşmesi yönünde ilk adım ve Milli Mücadele’nin dönüm noktasıdır”.

Bir an için o günlerin koşullarını kapsayan bir özet tabloyu anımsayalım.

Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı’nda yenilmiş ve 30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamıştır. Bu imzadan sadece dört gün sonra 3 Kasım 1918’de İngiliz askerleri ateşkes antlaşmasına aykırı olarak petrol bölgesi Musul’u işgal ettiler. Yedi gün sonra, 6 Kasım 1918’de İngiliz ve Fransız birlikleri Çanakkale’yi işgal ettiler. Oysa üç yıl önce, 1915’te İngiliz ve Fransız birlikleri Çanakkale’ye adım atamamışlardı. 13 Kasım 1918, Mondros Ateşkesi’nden 14 gün sonra, 55 parçadan oluşan İngiliz, Fransız, İtalyan karma donanması denizden İstanbul’a girdi; boğazı, limanı ve tüm İstanbul’u işgal etti.

General Milne’in Londra’ya gönderdiği gizli rapodan: "Padişah (Vahdettin) İngilizlerin Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ellerine alması için ricada bulundu"

Balkan savaşlarından itibaren yürütülen savaşlardan dolayı millet yorgun, moraller kırık, padişah ve saray İngilizlerle işbirliği yapıyor; ateşkes antlaşması gereği ordu terhis ediliyor, elinden silahlar ve cephanesi alınıyordu.

İstanbul’un işgalinden hemen bir ay sonra 16 Aralık 1918’de İngiliz Karadeniz Birlikleri Komutanı General Milne’in Londra’ya gönderdiği gizli rapor her şeyi apaçık ortaya koyuyor.

Şöyle yazılmış: “Padişah (Vahdettin) İngilizlerin Türkiye’nin idaresini mümkün olduğu kadar çabuk ellerine alması için ricada bulundu. Anadolu’ya, iç kısımlara İngiliz subaylarının gönderilmesini ve idareye yardımcı olmalarını istedi. Kafkasya’daki Türk askerini İngilizlerin buyruğuna vermeye, istenmeyen subayları görevlerinden almaya ve birlikleri İngiliz subaylarının komutası altına vermeye hazır.”

İngiliz Generali Milne’in bu yazdıkları padişahın işbirlikçiliğini tarihin silinmez kalemiyle açıkça ortaya koyuyor.

General Milne’in bu raporundan bir gün sonra, 17 Aralık 1918’de Fransız işgal birlikleri Mersin’e asker çıkardılar. Hemen ardından 22 Şubat 1919’da Maraş, İngiliz birlikleri tarafından işgal edildi.
5 Mart 1919’da Samsun, İngiliz askerleri ve 8 Mart 1919’da Zonguldak, Fransız askerleri tarafından işgal edildi.

İstanbul’da vatanseverler, İttihatçılar, eski komutanlar, eski valiler tutuklanıyor; Bekirağa Bölüğü’ne konuluyordu. Bir süre sonra Malta Adası’na sürgüne gönderileceklerdi.

24 Mart 1919’da Urfa, İngilizler; 28 Mart 1919’da Antalya, İtalyanlar tarafından işgal edildi.

Sadrazam Damat Ferit, “Padişah Vahdettin’in izlediği gayenin Osmanlı hükümetini, İngiliz devletine mutlak teslimiyetle bağlamak olduğunu” söylüyor

30 Mart 1919 Osmanlı padişahının bir başka ihanet belgesinin tarihidir. Sadrazam Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe’u ziyaret ediyor.

“Padişah Vahdettin’in izlediği gayenin Osmanlı hükümetini, İngiliz devletine mutlak teslimiyetle bağlamak olduğunu” söylüyor. Bu, tarihe geçen kara bir lekedir. Osmanlı padişahının İngiliz mandasını istediğini bildiren resmi belgedir. (1)

Osmanlı devleti parça parça... Türk halkı karanlık günler yaşıyor.

Yıldızın parladığı an 

Bu zor günlerde bir ışık parladı. 29 Nisan 1919’da Harbiye Nazırı Gürcü Şakir Paşa, Atatürk’ü makamına davet etti ve 9. Ordu Müfettişliği’ne atandığını bildirdi. Bu, yıldızın parladığı andı.
Mustafa Kemal, Anadolu’ya geçmek için hazırlıklarını yaparken 15 Mayıs 1919’da Yunan işgal birlikleri İngiliz savaş gemilerinin koruma ve desteği altında sabah saatlerinde İzmir’e çıkmaya başladılar.

Gazeteci Hasan Tahsin, “Sen başla, ardından tamamlayan bulunur” diyerek Konak Meydanı’nda işgal ordusunun bayrağını taşıyan askeri vurdu ve kendisi de şehit oldu.

16 Mayıs 1919, Atatürk ve karargâhı “Bandırma” adını taşıyan küçük bir gemi ile akşamüzeri İstanbul’dan Samsun’a hareket etti.

Anadolu’ya ülkü ve inanç götürüyoruz

Bandırma Vapuru, boğazdan çıkıp Karadeniz’e geçeceği sırada, bir motor Bandırma Vapuru’na yanaştı. Gelenler işgal devletleri subaylarıydı, güverteye çıktılar. Görevleri silah ve cephane aramaktı.

Atatürk yanındakilere “... Bunlar işte böyle yalnız demire, çeliğe, silah kuvvetine dayanırlar. Maddeden başka bir şey bilmezler. Bağımsızlık ve özgürlük uğrunda savaşa kararlı bir ulusun kudret ve gücünü anlayamazlar. Biz silah ve cephane değil, Anadolu’ya ülkü, inanç dolu kafa götürüyoruz” dedi. (2)

Yineleyelim; İstanbul, Batı Anadolu, Güneydoğu Anadolu işgal altında. Ordu terhis edilmiş, elinden silah ve cephanesi alınmış. Türk milleti karanlık günler yaşıyor.

Samsun’a varış 

Bandırma Vapuru, 19 Mayıs 1919 sabah saat 7’de Samsun limanına vardı.

Mustafa Kemal’i Anadolu’ya Padişah Vahdettin gönderdi palavrasına bu yazıda değinmek bile istemiyorum. Padişahçı kesimin bu safsatası ve palavrası “Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay” kitabımda belgelere dayalı olarak kökten yok edilmiş, tartışma dışı bırakılmıştır.

Atatürk’e verilen geniş yetkiler için Atatürk Nutuk’ta şöyle diyor:

“Bu geniş yetkinin bana nasıl verilmiş olduğu garibinize gidebilir. Onlar bu yetkiyi bana bilerek ve anlayarak vermediler. Yetki konusu ile ilgili talimatı da ben kendim yazdırdım.” (3)

Milli sır 

Samsun’a ulaşan Atatürk çok önemli bir durum değerlendirmesi yapmıştır. “Ya istiklal ya ölüm” ilkesinden başka yapılacak bir şey olmadığını belirtir ve şöyle der:

“... Bu durum karşısında bir tek karar vardı. O da milli egemenliğe dayanan kayıtsız, şartsız, bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!”

“... Ben milletin vicdanında ve geleceğinde hissettiğim büyük gelişme kabiliyetini, bir milli sır gibi vicdanımda taşıyarak yavaş yavaş bütün bir topluma uygulatmak mecburiyetinde idim.”

Yazımızı bitirirken koşulları tekrarlayalım, 18 Mayıs 1919’da dört bir yandan işgale uğramış karanlık bir vatan tablosu... Ama bir gün sonra 19 Mayıs 1919’da bağımsızlık için, yeni Türk Devleti için parlak bir umut doğuyor. Yeni bir önder çıkıyor. 

Türklerin binlerce yıllık tarihi, kara günlerden sonra aydınlık günlerin, güneşin yeniden doğuşunun olduğu bir tarihtir. Türk tarihinde her karanlık günden sonra aydınlık günler doğar. Güneşin doğduğu an, gecenin en karanlık noktasıdır. Türk halkı karanlık günden sonra aydınlık günlere kavuşmayı başarmıştır. Bundan sonra da başaracaktır.” 

(1) G. JaeschkeKurtuluş Savaşı ile İlgili İngiliz Belgeleri, TTK, s.3- 38.

(2) A. CoşkunSamsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, Cumhuriyet Kitapları, s.411.

(3) Nutuk, s.7. Ayrıntı için bkz. Samsun’dan Önce Bilinmeyen 6 Ay, Cumhuriyet Kitapları, s.340-362.

Kaynak: Cumhuriyet, Alev Coşkun

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın