Dünya

Fransız ekonomist Thomas Piketty: ABD ekonomisini kurtarmak için saldırıyor

Ekonomist, Trump yönetiminin Venezuela müdahalesi ve İran savaşının Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni bir zayıflığı olduğunu belirtti.

Fransız ekonomist Thomas Piketty, Le Monde’da bugün yayımlanan köşe yazısında, Amerikan başkanının Venezuela'ya müdahalesinden sonra İran'a karşı başlattığı savaşın, Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni bir zayıflık itirafı gibi göründüğünü ve bu askeri ajitasyonun her şeyden önce Amerikan ekonomisini kurtarmaya hizmet ettiğini düşündüğünü yazdı.

“Amerikan elitleri, ülkelerinin mali, ticari ve siyasal kırılganlığının giderek daha fazla farkına varmaktadır. Bu elitler arasında en milliyetçi olanlar ise bundan şu sonucu çıkarmışlardır: Tek çözüm silahları masaya koymaktır"

Ekonomist, “İran’daki savaşla birlikte tanık olduğumuz Amerika Birleşik Devletleri’nin militarist savruluşu, her şeyden önce korkunç bir zayıflık itirafı olarak yankılanmaktadır. Amerikan elitleri, ülkelerinin mali, ticari ve siyasal kırılganlığının giderek daha fazla farkına varmaktadır. Bu elitler arasında en milliyetçi olanlar ise bundan şu sonucu çıkarmışlardır: Tek çözüm silahları masaya koymaktır. Bu savaşçı stratejinin açık hedefi son derece nettir: Herhangi bir kolektif ideali savunmak söz konusu değildir; asıl amaç, dünyanın en büyük ordusuna sahip olmanın getirdiği avantajı kullanarak yeniden güç kazanmak ve bundan finansal kâr sağlamaktır.

“Amerikan şirketleri İran’ın ya da Venezuela’nın zenginliklerine el koyabilsin diye, gezegendeki tüm mollalarla ve tüm chavistlerle anlaşmalar yapmaya hazırdır”

Trump’ın söylediklerini ciddiye almak gerekir: Amerikan şirketleri İran’ın ya da Venezuela’nın zenginliklerine el koyabilsin diye, gezegendeki tüm mollalarla ve tüm chavistlerle anlaşmalar yapmaya hazırdır. Aynı durum Grönland, Ukrayna ya da Rusya’daki madenler için de geçerlidir. İş iştir; Trump, kârlı fırsatların bulunduğu her yerde güç kullanarak iş yapmak niyetindedir. Elini topun namlusuna koymuş halde, geçmişteki Avrupalı sömürgeci güçlerin yöntemlerini andıran bir biçimde hareket etmektedir” diye yazdı.

Ekonomist, Trump faktörünün ve acilen düzeltilmesi gereken kurumsal zaafların ötesinde, Cumhuriyetçi Parti’nin milliyetçi ve sömürücü ideolojik savruluşunun kalıcı olabileceğine dikkat çekti.

"Eğitim ve altyapıya yeterli yatırım yapılmaması, yeterli kolektif düzenlemelerin kurulamaması nedeniyle ABD rekabet gücü kaybetmiş ve ticaret açıkları biriktirmiştir. Net dış borç bugün gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 70’ine ulaşmış durumdadır"

Şöyle yazdı: "Bunun ilk nedeni, Cumhuriyetçilerin “top diplomasisi”ne olan iştahının yeni olmamasıdır: George W. Bush’u ve 2003’te Irak’ın işgalini unutmayalım. İkinci neden ise ülkenin mali ve ticari durumunun son yirmi yılda keskin biçimde kötüleşmiş olmasıdır. Eğitim ve altyapıya yeterli yatırım yapılmaması, yeterli kolektif düzenlemelerin kurulamaması nedeniyle ABD rekabet gücü kaybetmiş ve ticaret açıkları biriktirmiştir. Net dış borç bugün gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 70’ine ulaşmış durumdadır. Faiz oranları düşük kalsa bile –ki bunun böyle olacağı kesin değildir– dünyanın geri kalanına yapılacak ödemeler yakında askeri bakımdan baskın bir güç için daha önce hiç görülmemiş seviyelere ulaşacaktır. Bu nedenle mali durumu düzeltmek için silaha sarılma cazibesi son derece güçlüdür. Mesele bu kadar basittir.

"ABD'deki milliyetçi elitlerle liberal elitler özünde en yoksullar ve dünyanın geri kalanı üzerindeki hakimiyetlerini sürdürme konusunda uzlaşmaktadır"

Bu kaba ve milliyetçi strateji başarısızlığa mahkûmdur. Birincisi, ekonomik güç dengeleriyle uyumlu değildir; ikincisi ise Amerikan kamuoyu bunu uzun süre tolere etmeyecektir. Sorun şu ki, bu strateji geçici bir yanılsama yaratabilir ve bu yanılsama zaman zaman yeniden ortaya çıkabilir. Ayrıca Cumhuriyetçilerin serbest ticaret yanlısı Demokratlardan kendilerini ayırmalarına ve düşük bir maliyetle kendilerini işçi sınıfının en iyi savunucuları olarak sunmalarına imkân verir. Oysa gerçekte bütün bunlar, milliyetçi elitlerle liberal elitler arasında oynanan bir rol oyununa benzemektedir; her iki taraf da özünde en yoksullar ve dünyanın geri kalanı üzerindeki hakimiyetlerini sürdürme konusunda uzlaşmakta ve bu süreçte neredeyse her yerde ciddi zararlar yaratmaktadır.

Her şeyden önce ABD’nin kırılganlığı yalnızca ticari ve mali değildir; aynı zamanda medeniyet ve siyaset düzeyindedir. Asıl görmezden gelinen gerçek budur. Herkes, küresel zararlar meselesinin 21. yüzyıla damgasını vuracağını ve ABD’nin bir gün tarihsel sorumluluklarıyla yüzleşmek zorunda kalacağını, Küresel Güney’den gelecek ekonomik adalet ve iklim tazminatı taleplerine cevap vermesi gerekeceğini bilmektedir. Trump destekçileri ne kadar inkâr politikalarına sığınır ve militarist saldırganlığa yönelirse yönelsin, bu gerçek değişmeyecektir. Amerika Birleşik Devletleri’nin dünya ekonomisindeki ağırlığı giderek azalacak ve ülke er ya da geç bu gerçekleri kabul etmek zorunda kalacaktır."

Demokrasilerde ‘hiçbir şeyin kendiliğinden güvence altında olduğu varsayılmamalıdır’

Thomas Piketty, yaşananların Amerikan demokratik modelinin sınırlarını ve iktidarın kişiselleşmesine bağlı aşırı riskleri gösterdiğini, hiç kimsenin, ABD’nin art arda imzalanan başkanlık kararnameleriyle, ne Kongre’de ne de Yüksek Mahkeme’de gerçek bir denge unsuru olmaksızın yönetilebileceğini öngörmediğinin altını çizdi. 

Bu durumun, demokrasinin kurumsal temelleri açısından (anayasalar, seçim prosedürleri, parlamenter çalışmanın örgütlenmesi, partilerin işleyişi, medyanın finansmanı ve yönetimi vb.) sürekli olarak yeniden düşünülmesi ve yeniden icat edilmesi gerektiğini gösterdiğini vurguladı ve ‘Hiçbir şeyin kendiliğinden güvence altında olduğu varsayılmamalıdır’ vurgusu yaptı. 

"Amerika Birleşik Devletleri’nin militarist savruluşu karşısında Avrupa liderlerinin artık sorumluluk almalarının zamanı gelmiştir"

Ekonomist köşe yazısının sonunda şu analizi yaptı:

"Bu militarist savruluş ve yaklaşan felaket karşısında Avrupa’nın küresel etki sahibi olabilecek araçlara sahip olması gerekmektedir. Açık konuşmak gerekirse: Protestocuları katleden ve halkını baskı altında tutan bir rejime karşı güç kullanımı bazı durumlarda meşru olabilir. Ancak bu ancak en geniş uluslararası koalisyonların kurulmasıyla ve daha da önemlisi İran’da ve başka yerlerde bir geçiş süreci için bir kalkınma modeli ve demokratik yöntem önerildiğinde anlam kazanır. Sonrasında ne olacağına dair bir plan olmadan, bombalar atıldıktan sonra sahada ne yaşanacağına dikkat edilmeden yapılan müdahaleler başarı getirmez; 2011’de Libya’daki Fransız-İngiliz müdahalesi de, Irak’taki Amerikan müdahalesi kadar başarısız olmuştur.

Geçmişin çıkmazlarından kurtulmanın yolu askeri bütçeleri sürekli artırmak değildir; Avrupa’da bu bütçeler zaten oldukça yüksek seviyelere ulaşmıştır. Acilen ihtiyaç duyulan şey, hem İran hem de Ukrayna konusunda demokratik ve çoğulcu karar alma mekanizmalarını mümkün kılacak ortak yapılar kurmaktır. Mevcut durumun en üzücü yönü, Fransa ile Almanya’nın neredeyse hiçbir konuda anlaşamamasıdır. Almanya Başbakanı Rus varlıklarının el konulmasını savunurken –ki bu ekonomik liberaller için alışılmadık bir tutumdur– Fransa Cumhurbaşkanı anlaşılmaz biçimde buna karşı çıkmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin militarist savruluşu karşısında Avrupa liderlerinin artık sorumluluk almalarının zamanı gelmiştir."

Kaynak: Le Monde

Fransız ekonomist Thomas Piketty'nin Türkçede de yayımlanan kitapları arasında, "Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital", "Kapital ve İdeoloji", "Eşitliğin Kısa Tarihi", "Eşitsizlikler Ekonomisi", "Doğa, Kültür ve Eşitsizlik" ve "Avrupa’nın Demokratikleştirilmesi" (Stephanie Hennette ve diğer yazarlarla birlikte) bulunmaktadır.

:
share
Siteyi Telegram'da Paylaşın
Siteyi WhatsApp'ta Paylaşın
Siteyi Twitter'da Paylaşın
Siteyi Facebook'ta Paylaşın