Britanya’da yüzyılı aşkın süredir İşçi Partisi ile Muhafazakâr Parti arasında şekillenen iki partili yapı, artık seçmen nezdinde ciddi biçimde erozyona uğramış durumda. Son anketler, bu iki partinin toplam oy oranının üçte bir seviyesine gerilediğini, geri kalan seçmen kitlesinin ise çok sayıda parti arasında bölündüğünü ortaya koyuyor.
Bu tablo, Britanya’nın yalnızca siyasi rekabet dinamiklerini değil, aynı zamanda anayasal ve kurumsal işleyişini de derinden etkileyebilecek bir dönüşümün habercisi olarak görülüyor.
İki partili sistemin çöküşü
İngiliz siyasetinin temelinde yer alan iki partili rekabet, tarihsel olarak yalnızca istisnai dönemlerde sorgulanmıştı. 1980’lerde Sosyal Demokrat Parti’nin (Liberal Demokratlar) yükselişi bu istisnalardan biri olarak kayda geçmişti. Ancak bugünkü durum, geçici bir dalgalanmanın ötesinde, kalıcı bir sistem değişimine işaret ediyor. Beş büyük partinin oy oranlarının yüzde 12 ile 26 arasında değişmesi, seçmen davranışındaki parçalanmanın artık yapısal hale geldiğini gösteriyor.
Financial Times’ın görüştüğü King’s College London’dan siyaset bilimci Vernon Bogdanor’a göre, “İki partili sistem şimdiye kadar hiç olmadığı kadar büyük bir baskı altında.” Bu baskının en somut yansıması ise seçim sonuçlarında görülüyor. Çoğunluk sistemine dayanan Britanya seçim modeli, oyların bölünmesiyle birlikte giderek daha az oyla daha büyük siyasi güç elde edilmesine olanak tanıyor.
İngiltere Genel Seçimlerinde Parti Bazlı Oy Oranlarının Tarihsel Dağılımı (1945–2026):

Avam Kamarası Kütüphanesi verilerini kapsayan FT araştırması, ChatGPT yardımıyla yeniden tablo haline getirilmiştir.
Yerel seçim anketleri yeni dengelere işaret ediyor
Perşembe günü İngiltere'de yapılacak yerel seçimlerde, İşçi Partisi ve Muhafazakârların oy kaybetmesi beklenirken, Liberal Demokratlar, Reform UK ve Yeşiller olmak üzere üç partinin her birinin yüzlerce veya binlerce sandalye kazanması öngörülüyor.
İskoçya ve Galler'de, bağımsızlık yanlısı partiler, İskoç Ulusal Partisi (SNP) ve Galler'in Ulusal Partisi'nin (Plaid Cymru) özerk hükümetlerin başına geçme olasılığı yüksek.
“Hollandalaşma”
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü'nde siyaset profesörü olan Simon Hix, "Bu, İngiliz siyasetinin Hollandalaşmasıdır. Herkes Hollanda'yla dalga geçerdi, çünkü orada 17 parti parlamentoya seçiliyor. Ama bu eğilim, sahip olduğunuz seçim sistemi ne olursa olsun, dünyanın her yerinde yaşanıyor" dedi.
Ancak Britanya'nın çoğunluk sistemine dayalı seçim sistemi, demokratik meşruiyet açısından ülkeye özel sorunlar yaratıyor. Oylar parçalandıkça, seçimi kazananlar kullanılan oyların giderek daha küçük bir bölümüyle iktidara gelebiliyor.
Düşük oyla kazanılan koltuklar dikkat çekiyor
Nitekim bu durumun çarpıcı örnekleri son yıllarda yaşandı. 2017 genel seçimlerinde Jeremy Corbyn liderliğindeki İşçi Partisi yüzde 40 oy almasına rağmen iktidara gelemedi. Buna karşılık 2024’te Keir Starmer liderliğindeki İşçi Partisi, oyların yalnızca yüzde 34’ünü alarak parlamentoda tarihi bir çoğunluk elde etti. Bu çelişki, mevcut sistemin demokratik temsil kapasitesine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Bölgesel siyaset güç kazanıyor
Yerel seçimler de benzer bir eğilimi doğruluyor. Cornwall’da bir adayın yalnızca yüzde 19 oyla seçilmesi ya da Galler’de Reform Partisi’nin yüzde 22 oyla sandalye kazanması, oy bölünmesinin ne kadar ileri boyutlara ulaştığını gösteriyor. Bu tür gelişmeler, nispi temsilin uygulanması, devredilebilir oy sistemi ya da hatta Fransız tarzı ikinci tur seçimler gibi seçim reformu çağrılarını güçlendirebilir. Aşırı sağdaki Reform UK’nin radikal bir gündemle ve düşük bir oy oranıyla genel seçimi kazanabilecek gibi görünmesi halinde bu baskı daha da artacaktır.
İngiliz seçmenlerin çoğunluğu mevcut seçim sistemini desteklemiyor
Kamuoyu araştırmaları da bu değişimi destekliyor. Ocak ayında yapılan bir YouGov anketine göre, İngiliz seçmenlerin yüzde 45’i nispi temsil sistemini tercih ederken, mevcut sistemi destekleyenlerin oranı yüzde 25’te kalıyor. Buna rağmen büyük partilerin seçim sistemini değiştirmeye yönelik isteksizliği dikkat çekiyor.
Siyasi parçalanma yalnızca seçim sonuçlarını değil, yönetim kapasitesini de zorluyor. Özellikle yerel yönetimlerde “genel kontrolü olmayan” belediyelerin sayısının artması bekleniyor. Farklı partilerin aynı yönetimde uzlaşmak zorunda kalacağı bu yapı, karar alma süreçlerini karmaşıklaştırabilir.
Bölgesel siyasette ise tablo daha da çarpıcı. İskoçya’da SNP’nin, Galler’de Plaid Cymru’nun yükselişi, Birleşik Krallık içindeki güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Bu partilerin özerklik ve bağımsızlık talepleri, Londra ile bölgesel yönetimler arasındaki gerilimi artırma potansiyeli taşıyor.
Öte yandan, Britanya’nın kurumsal yapıları da bu dönüşüme uyum sağlamakta zorlanıyor. Avam Kamarası’nın fiziksel düzeni ve işleyiş kuralları, iki partili sistem varsayımına dayanıyor. Çok partili yapının güçlenmesi, bu kuralların yetersiz kalmasına yol açıyor. Anketlerde önde giden partilerin sistemi değiştirmeye pek ilgisi yok. Londra Queen Mary Üniversitesi’nde siyaset profesörü olan Tim Bale, “Reform lideri Nigel Farage’ın artık nispi temsilden eskisi kadar övgüyle söz etmemesi ilginç” dedi.
Lordlar Kamarası'nın yapısı tartışmaya açılabilir
Lordlar Kamarası ise daha da büyük bir sorun alanı olarak öne çıkıyor. Üyelerinin büyük kısmının (733 üye) ömür boyu atanmış olması, bu kurumun seçmen eğilimlerindeki hızlı değişimlere yanıt verme kapasitesini sınırlıyor. Mevcut tabloda Yeşiller Partisi’nin yalnızca iki, Reform Partisi’nin ise hiç temsilcisi bulunmuyor. Bu durum, olası bir iktidar değişiminde Lordlar Kamarası’nın yapısının köklü biçimde tartışmaya açılabileceğine işaret ediyor.
Uzmanlara göre, tüm bu gelişmeler Britanya’yı kaçınılmaz olarak koalisyon siyasetinin geri dönüşüne götürebilir. 2010-2015 dönemindeki Muhafazakâr-Liberal Demokrat koalisyonunun ardından yeniden benzer bir modelin ortaya çıkması olası görülüyor. 2029 seçimleri sonrasında “çoğunluksuz parlamento” ihtimalinin ciddi biçimde artacağı değerlendiriliyor.
Seçmen davranışı köklü biçimde değişiyor
Bununla birlikte, seçmen davranışındaki değişim de dikkat çekici. Avrupa eğilimlerinin güçlenmesine rağmen Brexit’e verilen destekle çelişen bir tablo ortaya çıkıyor. Uzmanlar, seçmenlerin artık siyasi bağlılıklarını kalıcı kimlikler üzerinden değil, daha pragmatik tercihler üzerinden belirlediğini vurguluyor. Bu durum, seçmenlerin partiler arasında daha kolay geçiş yapmasına yol açıyor.
Avrupa Üniversitesi Enstitüsü'nden Hix, seçmenler ve partiler arasındaki "yakın bağ" bir kez koptuğunda, yeniden kurulmasının zor olduğunu söyledi. Şu ifadeleri kullandı: "Seçmenler artık oy vermeyi alışveriş gibi görüyor: 'Bu spor ayakkabıları denedim, pek beğenmedim, o yüzden başka bir çift deneyeceğim.'"
Haberin tamamını Financial Times'dan okuyabilirsiniz.











Yorumunuz