Dünya

Macron’un Napolyon Bonapart hayranlığının altında ne yatıyor?

Fransa Cumhurbaşkanı Macron'un Napolyon Bonapart'ı 200. ölüm yıldönümünde onurlandırması Fransa'da yeni bir tartışma başlattı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, daha önceki Fransa cumhurbaşkanları Jacques Chirac, Nicolas Sarkozy ya da François Hollande’dan farklı olarak Napolyon Bonapart’ı ölümünün 200. yıldönümünde onurlandırmayı uygun buldu.

Emmanuel Macron, 1799’da yeni ortaya çıkan Fransa Cumhuriyeti’ni bir darbeyle yıkan adam olarak Napolyon Bonapart’ı onurlandırıyordu. 

Macron, çarşamba günü Napolyon’un mezarının bulunduğu Les Invalides anıtının altın kubbesinin altına çelenk koydu. 

Fransa’da her zaman tartışmalı bir figür olan Napolyon, hukuk kuralları, lise okul sistemi, merkez bankası ve merkezi idari çerçevesi ile devrim sonrası Fransa'nın temelini oluşturan bir reformcu muydu? Yoksa gerici bir ırkçı, emperyalist ve kadın düşmanı mıydı? 

Son haftalarda sayısız dergi kapağı ve talk şovunun altını çizdiği gibi, Napolyon’un romantik destanıyla ilgili Fransız takıntısı ölüyor. 

Napolyon’un modern Fransız devletinin kurucusu olarak belirleyici rolü, sömürgeci, savaş kışkırtıcı ve köleleştirici siciliyle birlikte solma eğilimindedir. Macron bu anlamda risk alıyor. Çünkü bazıları Napolyon'un anılmak yerine kınanması gerektiğinde ısrar ediyor.

Yazar ve aktivist Louis-Georges ve sömürgecilik üzerinde uzmanlaşmış siyaset bilimci Olivier Le Cour Grandmaison geçen ay Le Monde'da yayınlanan yazılarında şöyle dedi: “Fransız Cumhuriyeti'nin yanı sıra birkaç Avrupalı halkın düşmanı ve aynı zamanda bir köleleştirici olması nedeniyle insanlığın düşmanı olan bir adamın ölüm yıldönümünü nasıl kutlayabiliriz?" 

Yazarlar Napolyon’un İspanya’da Franco'ya yapıldığı gibi naaşının ailesine iade edilmesi gerektiğini savundu. Napolyon’un naaşı zaten uzun bir yol kat etmişti. 51 yaşında, Güney Atlantik’in ücra adası St. Helena’da İngilizlerin dayattığı sürgünde yalnız başına ölümünden sonra, Napolyon’un naaşının 1840’da Fransa’ya ulaşması 19 yıl sürmüştü.

Fransız monarşisinin soyundan gelen Jean d'Orléans, Napolyon'u onurlandırmak, "Fransız halkını onurlandırmak, kendimizi onurlandırmak" anlamına gelir, diyordu.

Yine de, Avrupa'yı monarşinin feodal zincirlerinden kurtarmak için savaşan bu zeki general, 1794'te devrim sonrası köleliğin kaldırılmasının ardından, 1802'de Fransız Karayiplerinde yayınladığı bir kararname ile köleliği tekrar yürürlüğe koydu.

Köleliğe son veren ve sonra yeniden eski haline getiren tek ülke olan Fransa, 1848 yılına kadar köleliği yeniden kaldırmadı.

Bu tarih, Bonapartist destanın manyetizmi tarafından gölgelenme eğilimindeydi. Şimdi, Jefferson’un Amerika Birleşik Devletleri’nde bir köle sahibi olması veya geçen yıl İngiltere’de Churchill’in ırksal hiyerarşiler hakkındaki yorumları nedeniyle eleştirilmesinde olduğu gibi, yeni çağın yeni bir odağı var.

2005 yılında yayınlanan, "Napolyon'un Suçları" adlı kitabında, Karayipler'deki Fransız vahşeti tasvirleri ile büyük bir tepkiye neden olan Claude Ribbe, "Napolyon’u anabiliriz, ancak ırkçılığının gölgesi yüzünden Napolyon’un ölüm yıldönümünü asla kutlamayız" dedi. 

Fransa, Macron tarafından cesaretlendirilerek, özellikle Cezayir'deki sömürge geçmişi hakkında bir hesaplaşma başlattıkça bu görüş bir miktar zemin kazandı ve ülkenin renk körü olduğu iddia edilen evrenselci modelinin yaygın ırkçılığı maskeleyip gizlemediği konusunda şiddetli bir tartışma başladı.

Ancak Fransa anakarasında bu tür tartışmaların yankısı zayıf. Napolyon'a hayranlık her zamankinden daha güçlü görünüyor, sanki pandeminin neden olduğu belirsizlikte, Fransa'nın kaybettiğini hissettiği her şey Napolyon’da somutlaştırılıyor. Napolyon’un hayatı, Macron’la birlikte birçok insan için ulusal eylemin ve ihtişamın bir benzetmesi olmaya devam ediyor.

Marengo ve Austerlitz savaşlarının beyni olan, Avrupa'daki 1789 devriminin antik mesajını taşıyan, o zamanlar 20'li yaşlarındaki bu general, şimdi kendisini tatmin etmesi gereken Fransa için Fransız cüretinin ve dehasının özünü temsil ediyor. 

Yazar Pascal Bruckner Fransa’yı ima ederek, “Neden bu saplantı? Çünkü Napolyon ile Galya horozu imparatorluk kartalı oldu. Şimdi çan kulesindeki yorgun, yaşlı bir tavuk" diye yazmaktan çekinmedi.

"The French Suicide" kitabının yazarı Éric Zemmour, sağın Napolyon görüşünü simgeliyor. Zemmour, 1815'te tüm Avrupa'nın Napolyon'u yenilgiye uğrattığını hatırlamaktan hoşlanıyor. 1940'a gelindiğinde, Nazi Almanyası Fransa'yı üç haftada ezdi. Bugün, Fransa’nın ülkenin sınırlarını bile kontrol etmekte zorlandığını savunuyor.

Geçen ay 20 emekli generalin Fransa'yı “parçalanma”nın eşiğinde olarak tanımlaması ve olası bir darbe konusunda uyarıda bulunmasının arkasında yatan, Fransız düşüşünün bu karikatürüdür. 

Önümüzdeki yıl yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Macron'un en güçlü rakibi, sağcı lider Marine Le Pen…

Macron’un seçimi hem siyasi hem de kişiseldir. Macron Napolyon’un mezarına çelenk koyarak aslında Le Pen’le mücadele ediyor. Ancak Napolyon'a duyduğu hayranlık, Fransa'yı yeniden kurma ve Avrupa'yı değiştirme misyonuyla birdenbire iktidara gelen genç bir taşralı olarak Macron’da uzun zamandır kendini gösteriyor.

Bir siyaset bilimci olan Nicole Bacharan, Macron’un “Napolyon'da edebi, politik, stratejik, askeri ve entelektüel alanda bir ilham kaynağı bulduğu”nu ve aynı şekilde, Fransa'nın o zamanlar "dünyanın merkezi" olduğu gerçeğinden de esinlendiğini söylüyor.

Macron, ABD eski Başkanı Donald J. Trump'ı 2017'de Napolyon'un mezarına götürdü ki daha önceki Fransız cumhurbaşkanları mezara yabancı liderlere eşlik etmekten kaçınma eğilimindeydi. Çünkü Hitler, 1940'ta Les Invalides'de Napolyon'a saygılarını sunmuştu.

Fransa'da Eşitlik Bakanı Elisabeth Moreno, Napolyon'u "büyük bir kadın düşmanı" olarak nitelendirdi. Napolyon Yasası çoktan değiştirildi, ancak Napolyon o zamanlar için alışılmadık bir görüş olmayan, “bir kadının kocasına itaat borcu vardır” diyordu.
Kaynak: Roger Cohen, The New York Times, 05.05.2021
Yazının tamamını The New York Times’dan okuyabilirsiniz.

: